"bu kadar üzgün görünen kimse olmamıştır hiç. karanlıkta, buruk ve kara, güneşten çıkıp derinliklere inen ışının yarı yerinde bir gözyaşı oluşmuş olabilir; bir gözyaşı akmıştır; sular bir o yana bir bu yana çalkalanmış, gözyaşını içine almış ve durulmuştur. bu kadar üzgün görünen kimse olmamıştır hiç."
"en parlak umutlarımızın silindiği, narin kabuklarımızın karanlıkta kırıldığı o masal ülkesinde giderken en çok da cesarete, gerçeğe ve dayanma gücüne ihtiyaç duyulur."
"hayat irade ya da niyetle yönetilmiyor. hayat bir sinir ve lif sorunudur, hücre sorunu. düşüncelerimiz bu ağır oluşan hücrelere girip gizlenir, tutkularımız buralarda barınıp düşler kurar. sen kendini güvenlikte sanırsın belki, güçlü olduğuna inanırsın. gel gör ki bir odada ya da sabahleyin gökyüzünde gözüne rastgele çarpan bir renk tonu bir zamanlar sevdiğin bir kokunun beraberinde getirdiği gizli anılar, çoktan çalmadığın bir müzikten bir ezgi, unutulmuş bir şiirin yeniden karşına çıkan bir satırı... inan bana, Dorian, hayatımız böyle şeylere bağlıdır."
Lord Henry, "fin de siécle, yüzyılın sonu," diye mırıldandı.
Ev sahibesi, "fin du globe, dünyanın sonu," diye karşılık verdi.
Dorian, "keşke fin du globe olsaydı!" diye göğüs geçirdi. "yaşamak öyle büyük bir hayal kırıklığı ki!"
"insan hayatı, başkalarının yaptığı hataların ağırlığını yüklenemeyecek kadar kısaydı. herkes kendi hayatını yaşıyor ve yaşamak karşılığında kendine çıkan faturayı ödüyordu. işin acıklı yanı şuydu ki insan tek bir hata için bir sürü ödeme yapmak zorunda kalıyordu. durmadan ödeme yapmak zorunda kalıyordu, işin en doğrusu. insanla olan alışverişlerinde kader, alacak defterini hiç kapamıyordu."