OKUMAK, RİTİM ve VAKT-İ MERHUN...
Atlayanlar bilirler. İp atlamanın sırrı ritmi yakalamaktır. Kenardan izlediğiniz harekete bedeninizle (ve de kalbinizle) uyum sağlamaya çalışırsınız. Âhengi yakaladığınızdan emin olduğunuzda sisteme dahil olursunuz. Tutturmuşsanız gerisi sadece tekrarlamaktır. Bir-iki zıpla. Bir-iki zıpla. Ritim bir tekrardır. Ama ipi tutanlar ritmi değiştirdiğinde dikkat oyuna tekrar dahil olur. Yâni "yeni bir ayarlama" yapar. Dikkatin buradaki fonksiyonu ritim değişikliklerini yakalamaktır. Yeni âhengi keşfetmektir. Ritmin terki dikkatin tekrarıdır. Dikkatin terkiyse ritmin. Yahut da şöyle söylemeli: Ritim tekrar etmezse dikkat tekrar eder. Bir de bahtımızı radyo misâlinde deneyelim: Bir radyonun yakalayabileceği yüzlerce-binlerce frekans vardır. Ve her bir frekans aslında bir ritimdir. Ritmini yakaladığınız yayın duyulur hâle gelir. Bu nedenle istasyon değişikliği istediğinizde düğmeyle oynarsınız. Düğme bir tür dikkat timsalidir. Frekanslarsa iplerin ritmi. Doğru frekansı yakaladığınızda yayına dahil olmak kolaydır. Belki biraz da bu sırrı sezdiğimizden anlaşamadıklarımız hakkında "frekansımız tutmadı" ifâdesini kullanırız. Anlatmak istediğimiz o kişiyle aramızdaki ritim farklılığıdır denilebilir. Fıtratımız, kültürümüz, dinimiz, yaşam şeklimiz, hattâ her bir seçimimiz ritmimize bir şeyler katar/eksiltir. Ortak paydalar çoğaldıkça kalpler birbirine yaklaşır. Bir Müslüman "Selâmün aleyküm!" dediğinde aynı mütebessim "Aleyküm selâm!" duâsını duyar dünyanın her yerinde. Bunu da bir "istasyon kontrolü" sayarsam alınma; nihayetinde her iletişim frekans kontrolüyle başlar. Sünnet-i seniyyeyse ümmetin ortak dikkatidir. Başarısızlık da yine ritimle ilgilidir. **Tıpkı mürşidimin "vakt-i merhun" ifadesinde kastettiği gibi. Yahut da "Senin üstünden
Risale-i Nur
Kadınlar ve eşitlik
Eşitlik kavramını sıkça deyişlerinde görürüz. Çoğu kez aynı çıtada izlenmeleri gerektiğini düşünürler. Bakıldığında bir hâk savaşı olarak görülebilir fakat derinliğine indiğinde az insan esas gerçeğin farkında olacaktır. Eğer amaç adaleti istihdam etmekse erkeğinde kadının da adaletin terazisine göre hüküm görmesi gerekiyor. Hiçbir cins bundan kaçmamalı ! Fakat eğer eşitlik konusunda bir savaş verildiyse eşitlik istihkak değildir ve adalete mânidir. Eşitlik biçiminde ki temel faktörlerin incelenmesine gelirsek bunu fıtrat( yaratılış) kökenine inmeden açmak gerekiyor öncelikle.. Zira fıtrat denilen durumunda kabul edilmeyişiyle karşı karşıya kalınıyor. Ozaman hayatın temel safhalarında ki örnekler kadın hak ve özgürlükleri iddiasında bulunan her feministe cevap niteliği taşıyacaktır. Temel eşitlik ilkelerine göre namus kavramının sadece ona indirgenmesi, gece sokağa çıkma meselesi, korunma ve sahiplenmeye karşı rahatsız olmak, ev işlerini kölelikle eşit görme durumu, cinsel obje olarak görülmekten rahatsızlık, özgürce giyinme tabi bu bazen çıplak giyinme ruhsatı da sunuyor kendisine, ataerkil toplumda yaşadığını söyleme gibi aklımıza belki de gelmeyen pek çok problemi irdeleyelim. Namus kavramı üzerinde fazla durmamakla beraber daha çok iffet kavramını tercih edip onun üzerine duralım. Burada elbette eşitliğin olmasını savunmalıyız zira Yusuf peygamberin kadından kendisini sakındığı o üstün meziyet iffetten başkası değildi fakat tarih boyunca bu meziyetler bir kadına daha çok yakıştığından mı ya da kadınların gözlemleriyle bunun bir ip gibi boyunlarına dolamalarında mıdır bilemeyiz ama sonuç olarak iffet her iki cinse de has bir özelliktir. Toplum kabul etmese de.. Gece sokağa çıkma problemi daha çok özgür medeniyet tasavurundan yola çıkılarak düşüncelere
1000Kitap
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
iran’daki kriz ve türkiye’ye olası etkileri iran’da olan biteni sadece “onların iç meselesi” diye izlemek lüksüne sahip değiliz. çünkü bu coğrafyada bir yerde taş yerinden oynayınca dalga gelip kapımıza vuruyor. olayın özü şu: iran’da ekonomik kriz + toplumsal yorgunluk + rejimin sert refleksi = uzun süreli istikrarsızlık potansiyeli. bu denklem türkiye’yi en az üç yerden bağlıyor: enerji, güvenlik, göç. 1) enerji meselesi iran karıştıkça petrol ve gaz riskli hale geliyor. türkiye enerji ithalatçısı bir ülke. yani iran’da sokak yanarken burada elektrik faturası kabarıyor. olay o kadar basit. fiyat artışı → enflasyon → halkın cebine fatura. 2) güvenlik boyutu iran’ın özellikle kürt bölgelerinde yaşanan karışıklık, sınır güvenliği açısından “alarm” demek. boşluk oluşursa; pjak, kaçakçılık, silah trafiği, sınırdan sızmalar vs. türkiye için iran’ın zayıf olması hiçbir zaman otomatik olarak “iyi haber” olmadı, tarih bunu defalarca gösterdi. 3) göç ihtimali şu an büyük bir iran göçü yok ama işler kontrolden çıkarsa ilk rota yine türkiye olur. çünkü haritada en mantıklı kapı biziz. mevcut göç yükü ortadayken yeni bir dalganın toplumsal tansiyonu nereye taşıyacağı belli. 4) dış politika sıkışması abd “özgürlük”, iran “dış güçler”, rusya “denge”, çin “sessizlik” oynarken türkiye ip üstünde yürüyor. bir yandan batı, bir yandan komşuluk ilişkileri. yanlış adımda ya yaptırım yersin ya sınırında kaos bulursun. özetle: iran’daki kriz türkiye için ne uzak bir haber ne de sadece diplomatik bir not. bu, ekonomiye zam, sınıra risk, siyasete stres olarak yansıyacak bir mesele. o yüzden “bizi ilgilendirmez” diyen ya coğrafyayı bilmiyor ya da gerçeklerle yüzleşmek istemiyor. bu coğrafyada tarafsız kalınmaz; sadece hasarı iyi yönetirsin.
İbn Arabi’nin Fahreddin Razi’ye Gönderdiği Mektup
Bismillâhirrahmânirrahîm… Her şeye yeten Allah’a hamd olsun! Salât ve selâm, onun seçtiği bütün peygamberlerin üzerine olsun! Benim Allah yolundaki dostum Fahreddin Muhammed Râzî’ye de selâm olsun ve Allah onun himmetini yüceltsin! Bundan sonra: Senin için biz, kendinden başka ilah olmayan Allah’a övgüde bulunuruz (seni Allah’a medhederiz). Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- buyurur: “Biriniz kardeşini severse, bunu ona bildirsin: «Ben seni seviyorum.» desin!” Zâten yüce Allah da: “Birbirinize hakkı/gerçeği tavsiye ediniz” (el-Asr, 3) buyurmaktadır. Ben, senin bazı telif eserlerine ve (bu eserlerde) yüce Allah’ın, seni tahayyül kudreti ve mükemmel düşünce bakımından desteklediğine vâkıf oldum. Nefs, ne zaman sadece bedeninin taleplerinden lezzet ve haz almaya başlarsa ilâhî cömertlik ve mevhibenin (ilâhî bağışların) tadını alamaz. Böylece yalnız ayakları altından beslenen gâfil kimselerden olur. Fakat esaslı bir adam, üstten beslenendir. Allah Teâlâ’nın buyurduğu gibi: “Eğer onlar Tevrat’ı, İncil’i ve Rablerinden kendilerine indirilen Kur’ân’ı lâyıkıyla tatbik etselerdi, her yönden (hem ayakları altındakinden/yeryüzünden hem de yukarıdan/göklerden) nimete ermiş olurlardı…” (el-Mâide, 66) Allah’ın, onu muvaffak etmesini istediğim benim dostum bilsin ki, (Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-‘e) kâmil mânâda vârislik, sadece bir vecihle değil, bütün yönleriyle olandır. Zaten: “Âlimler, peygamberlerin (her yönüyle) vârisleridir.” Bu itibarla akıllı olana gereken, bütün yönleriyle (Hazret-i Peygamber’e) vâris olmaya çalışmak ve bu hususta gayret noksanlığına düşmemektir. Allah’tan, onu muvaffak kılmasını temennî ettiğim değerli dostum bilir ki; insan tabiatının güzelliği, ancak ilâhî bilgilerle donatılmasının semeresidir ve çirkinliği de o ilâhî
Tasavvuf
Giz
Bir cümlenin yanlış anlatımıyla tanımıştım seni. Bozuk bir cümle bir karakter meselesi değilse de ona müdahale etme şansında seni buldum. Sen o cümlenin içinde yoktun belki ama gizli ve düzeltilmesi gerekilen bir ip ucuydun. Kendim içinde bir bulmacaydı.
Çin halk cumhuriyeti 🇨🇳 Manpüle ve inanmışlık // komünist devlet liberal ekonomi (kapitalist) ekonomi” hibrit sistem !?! çin medeniyetinin 5000 yıldır uzamaya devam ederken göklere değen bir bambu ağacı gibi süreklilik arz ettiğini zannediyorlar. propagandanın gücüne hayran kalmamak elde değil. bugün 5000 yıllık kesintisiz çin uygarlığı diye yutturulmaya çalışılan anlatının, gerçek tarihle uzaktan yakından alakası yok. çin komünist partisinin başlattığı siyasi bir söylem sadece. komünist parti iktidarı ele geçirdiği dönemde, bütün dünya çin olarak tayvan'ı tanıdığı için kendilerine bir legitimasyon, yani meşruiyet üretmek zorundaydılar. bunun benzeri bizde de var. 5000 yıllık devlet aklı, bilmem kaç bin yıllık kadim kürt medeniyeti gibi söylemlerin hepsinin altında bu meşruiyet kaygısı var. yalnız çin'deki durum daha sofistike, daha ideolojik ve daha tehlikeli. çünkü burada mesele sadece bir geçmiş uydurmak değil, bugünü dizayn etmek. çin dediğimiz yapı, tarih boyunca yüzlerce farklı halktan, dilden, gelenekten oluşmuş bir imparatorluklar mozaiğidir. yeri gelmiş moğol da yönetmiş, mançu da, türk kökenli tabgaç da. ama komünist parti bugün han milliyetçiliğini çin'in doğal hali gibi pazarlıyor. yani bir tür 5000 yıllık han çinlisi hakimiyeti miti yarattılar. halbuki ming hanedanlığı ile başlayan çok kısa bir han egemenliği dönemi dışında çin, çoğu zaman başka halklar tarafından yönetilmiştir. yani çin etnik bir kavram değildir, hiçbir zaman da olmamıştır. çin, eskiden olduğu gibi bugün hala etnik olarak homojen değil. aşağı yukarı 1.4 milyar nüfusun içinde yaklaşık 120 milyona yakın etnik azınlık var. buna mukabil müslüman çinli (bkz: huiler) nüfusu da azımsanamaz. bu insanlar dinin etkisiyle otomatik olarak kendilerini han çinlilerinden ayırıyorlar. mançular