Cambaz-Işıl Limae
10/10
·640 syf.··
Beğendi
·
2026 38. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 06 Haziran 2026 17:49
Kendini güvendiğin birinden korkarken bulmak insanı her zaman daha çok yaralar. Karanlığın içinde,ip üzerinde yürüyen bir Cambaz. Dili doğrulara küsmüş,kim olduğunu bilmeyen bir Yalancı. Unutmayın... Bir ipte iki cambaz oynamaz. Kahve molası okurları kitap kulübümüzde okumaya başladığımız 7 tutsak 1 ölü serisinin üçüncü kitabı olan cambazı az önce bitirdim. Ve serinin diğer kitapları gibi bu kitabı da çok severek ve akıcı bir şekilde okurdum. Bu ayın favori kitaplarından biri oldu benim için.Bu kitapta tutsakların aralarında olan bağın derinleşmesi çok güzeldi. Psikolojik gerilim türünde okumayı seviyorsanız bu seriyi önerebilirim. Sadece içerisinde bulunan bazi sahneler tetikleyici olabilir. Ama yazarın kalemi çok akıcı olduğu seri rahat bir şekilde okunuyor. Ve her kitapta tempo ve duygu yoğunluğu artarak devam ediyor. Dördüncü ve serinin son kitabını merakla ve heyecanla bekliyorum Spoiler içerir!!! Düzenbaz kitabının sonunda Afra bir olay yüzünden intihar ediyordu. O yüzden üçüncü kitabımızın başında Afra kendini Ölüm'ün elinde başka bir yerde tutsak olarak buluyor. Ölüm Afra'yı yaşatmak için bir bodrum katına getiriyor ve Afra'yı hayatta tutmaya çalışan doktor ise bir organ mafyası. Okuduklarımızdan sonra Doktor Senem'in de normal biri olmadığını görüyoruz. Afra'ya davranışları gerçekten kötüydü. Afra bodrum katindayken yanına bir psikiyatrist geliyor. Ve bu psikiyatrist maskelilerden biri olan on üç numara. İlginç olan bir diğer detay ise on üç numaranın daha önce Ölüm'ün kendisine de terapi vermesi. Afra'nın karşısına bir fırsat çıkıyor ve bulunduğu yerden kaçmaya çalışıyor. O sahneyi okurken acaba başarabilecek mi diye heyecanlı bir şekilde okudum. Afra'nın daha sonra tutsakların yanına dönünce hepsiyle konuşması ve zamanla aralarının düzelmesine
1000Kitap
CambazIşıl Limae · Martı Yayınları · 2025308 okunma
8/10
·296 syf.··
Beğendi
·
2026 22. kitabı
Temelini yazarın TRT ekranlarında gerçekleştirdiği bir programdaki doğaçlama konuşmalarından alan, modern insanın psikolojik ve varoluşsal çıkmazlarını derinlemesine inceleyen bir rehber niteliğinde. Kitabın ana felsefesi, kapağında da yer alan "Işık yaradan sızar" cümlesinde özetlenmektedir. Buna göre insanın hayatta dikenli yollardan geçip yara alması kaçınılmazdır ve aslında içindeki karanlığın aydınlanabilmesi için ruhun bu yaralara ihtiyacı vardır. Sayar, insanın acılarından kaçmak yerine onlarla yüzleşmesi gerektiğini "Varım çünkü yaralıyım. Yaralıyım çünkü yaşadım." ifadeleriyle çarpıcı bir biçimde ortaya koyuyor. Yazar, hiç yenilmemiş olanların aslında hiç savaşmamış kişiler olduğunu belirterek, insanın ancak yaralanmaya ve hayal kırıklığına kendini açtığında varlığa da tam anlamıyla açılabileceğini savunuyor. Bu bağlamda kitap, okuyucunun kendi ızdıraplarına karşı dayanma gücü elde etmesini hedefleyen, çok uzak coğrafyalardaki tanımadığı yaralı ruhlara bir ip sarkıtmayı ve onlarla dertleşmeyi amaçlayan edebi bir terapi seansı işlevi görüyor. Eser, bireyin iç dünyasına odaklanırken modern çağın getirdiği stresi, tüketim çılgınlığını, yalnızlığı ve hız kültürünü eleştiriyor. Sayar, modern yaşamın anlık hazlara dayalı yapısının, gösteriş ve başkalarının gözünde iyi olma arzusuyla şekillenen güzellik algısının ve sürekli alışveriş gibi eylemlerin aslında içsel bir ruhsal boşluğun sonucu olduğunu irdeliyor. Hülasa, Ruhun Derin Yaraları, insanın zayıflıklarını ve aldığı yaraları bir kusur değil, bir bilgelik ve başkalarıyla hemhal olma vesilesi olarak gören; bütün dünyayı onaramasak bile kolumuzun uzandığı bir ruhun acısını dindirmenin dünyayı güzelleştireceğine inanan, bilimle irfanı buluşturan çok boyutlu ve onarıcı bir eser. Okumak iptiladır, müptelalara
Ruhun Derin YaralarıM. Kemal Sayar · Kapı Yayınları · 20201,579 okunma
Reklam
Gölgemiz
Puan vermedi
Çok sevdimyıllar önce , çıkar çıkmaz okuduğum Eşik’ten sonra ilk buluşmamız yazarla .Muhtemelen diğer kitaplarını da okurum artık . Psikiyatrist Birkan , hastası Yankı’yı beklerken 2 yıldır süren terapi sürecini , Yankı , annesi , ilişkileri bağlamında kendi yaşantısını da katarak adeta gözden geçiriyor. . Yankı’nın bir cinayet işleyebileceği endişesiyle Birkan’ın , odasında birtakım önlemler alırken başlayan roman bir noktada Birkan ile Yankı’nın iç içe geçtiği , dikkatli bir okuma isteyen zihinsel karmaşaya dönüşüyor .İki kimlik birbirinin içinde eriyor. . Kitabın sonu benim için sürpriz olmadı.Kapak ve isimler fazla ip ucu verdi.Ama zaten sonlar pek ilgimi çekmez benim . . Terapi süreci o kadar başarılı anlatılmış ki acaba bir psikiyatristen yardım almış mıdır yazar diye düşündüm. Birkan ve Yankı’nın hikayeleri akarken arkada 1980 darbesinin izleri görülüyor .Gözaltına alınıp kaybolanlar , işkence görenler , arkalarında kalan aileleri…Ama bu okurun gözüne sokulmadan yapılırken tutulamayan ya da sonlandırılamayan yaslar daha görünür ve anlaşılır bir halde . . Romanın katmanlı yapısı farklı tartışmalara , düşünmelere de alan açıyor.Anne -çocuk ilişkileri mesela.Hem Yankı’yı hem Birkan’ı dinlerken farklı duygulara kapıldım .Çocukların yalnızlığı , anneleriyle ilişki kuramamaları , görülmemeleri katlanılır gibi değil . . Ya da Arzu ‘nun Yankı karşısında içine düştüğü çıkmaz . . Kitabı elimden her bırakışımda başka bir yönü zihnimi kurcaladı.Kah insanın zihinsel savruluşuyla başa çıkma çabası kah siyasi olayların aşamadığımız etkileri kah yas nasıl ve ne zaman biter kah deli olup olmadığımı nasıl anlarım ? 182 sayfa kitap insanı ordan oraya sürüklüyor . . Ama benim için en önemlisi yıllardır okuduğum , araştırdığım “gölge” kavramıyla karşılaşmak oldu . Neyse daha
Şimdi BuradaydıIrmak Zileli · Everest Yayınları · 20251,383 okunma
Puan vermedi
KIRIK MIZRAK | AHMET HAŞİM GÜLER KİTAP YORUMU• #reklam değil •Sorgulama •Yasak •Aşk •Kendini bulma •Çabalama •Edebiyat Yazarın kalemi ile ilk tanışmam ve ben kalemini akıcı buldum. Sevginin yaşaklandığı, aşkın idam sebebi olduğu bir dünya düşünün ki ve bu yüzden duygularınızı gizlemeniz gerektiğini düşünün. Okurken sürekli bir huzursuzluk içinizi kaplıyor. Bu huzursuzluğun yanı sıra kalbinize doknan anlarda vardı. Çok farklı bir kitaptı benim için. Kitap içinde kitap okuyormuşsunuz gibiydi. Bir şeyleri sorgulamanızı da sağlıyor. Bilmiyorum aşktan ziyade onun sebep olduklarını sustuklarımızı ve kendimizi bulmayı gösteriyordu. Aslında kitabın biraz felsefi yönü de vardı. Hikayemiz Arvas karakteri ile ilerliyor onunla birikte bu yolculuğa atılıyoruz. Onun yarım kalan hayalleri, içinde yaşadığı duygular ve sessiz haykırışları o kadar duygusaldı ki. Onun geçmişine doğru yola çıkıyoruz ve lise zamanlarındaki aşkı ve üniversitedeki hayalleri ve gittiikçe büyüyen kariyeri. Onun moskova gidişi ve orada yaşadığı yalnızlığı yazar çok güzel yansıtmış. Yaşadığı baskı ve içsel çatışması olayını sevdim. Ben bu kitap hakkında neler söylesem bilemiyorum. O kadar beni etkisinde bıraktı ki. Kısaydı ama bir o kadar da etkiliydi. Okurken bana öyle hisler verdi ki. Bazı adımlar bnei o kadar sorgulattı ki. Yani ne desem bilemiyorum sizlerde bu eseri okuyup bu duyguları yaşamnız lazım. Sevginin suç, aşkın idam sebebi sayıldığı bir dünyada, her adımın izlenir, her bakışın sorgulanır. Bir mızrağın kırılması, bazen bir kalemin kırılmasıdır. Ve bazen aşk, görünmez bir ip gibi dolanır boynuna. Fark etmeden, her gün biraz daha keser nefesini. En ağır cezayı da sessizlik verir insana. Arvas, o sessizliğin içinde, kırık mızrağıyla bedel ödemeye razıdır.
Kırık MızrakAhmet Haşim Güler · İkinci Adam Yayınevi · 202529 okunma
Bazen hiçbir şey hissetmemek, her şeyi hissetmek demektir.
10/10
·628 syf.··
Beğendi
·
2025 8. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 22 Kasım 2025 01:54
İlk iki kitabı okuduysan eğer psikolojini sevmediğin için devam ettiğini düşünüp uyarıyı es geçiyorum zira önceki incelemede fazlasıyla bulunmuştum, ki uyarıda bulunsamda seriye inatla hâlâ benim gibi devam eden yoldaşlarımın ne akıl sağlığı ne de kendisi iyi bir halde değildir zaten artık, maalesef ki. Çünkü benim gerçekten iyi değil, Allâh hepimize akıl sağlığı versin inşallah. Çok zor bir inceleme yazısı olacak çünkü 'a' desem spoilera kaçıyor. Düzenbaz'ın sonunda intihara kalkışan Afra bu kitabın başında Ölüm tarafından kontrol altında tedavi görmeye başlıyor ve yoğun bakımı halinden 100 sayfa sonunda ayaklanabilecek hale geliyor. Kızın doktoru bir organ mafyası, psikiyatrist ise 'On üç' diye tanıdığımız 13 numaralı evi yöneten psikopatımız. Yani evet normalde normal bir insan için bir organ mafyasının garip gelmesi gerekir haliyle, ama bize normalleştiği için hiçbir şeyi artık garipsemiyoruz okurlar tarafından. Şayet daha kötü senaryolarla karşılaşmıştık, hatta doktorumuz olmasına bile şükretmemiz gerekebilir durumumuz o kadar vahim. Işıl Limae Işıl lütfen terapi seanlarımızın randevusunu alır mısın rica etsem ╥﹏╥ Yüz sayfa tedavi süreci devam ettikten sonra bir şekilde kendimizi tekrar mayın tarlasında buluyoruz ve sanki hiçbir şey olmamış gibi Ölüm oyunlarına oynamaya devam ediyor. Bizimkiler Afrayı canlı kanlı görünce hepsinin ağzı beş karış açık bir şekilde karşılıyorlar gariplerim öldü sanmışlar, kimsede oturup ne olduğunu bittiğini söylememiş. Uzun lafın kısası Ölüm ve diğerleri evdeki kimseyi adam yerine koyupta aylardır birlikte yaşayıp tutsak kaldıkları arkadaşlarının halinin nasıl olduğunu açıklama zahmetine girmemiş *_*. Karakterlerle olan bağımız artarken, Gökhan hariç malum kendisi bir süreye kadar bize tripliydi ki haklı, daha fazla gerçek gün yüzüne
CambazIşıl Limae · Martı Yayınları · 2025308 okunma
1/10
·384 syf.··
2025 6. kitabı
Bu inceleme fazlasıyla yergi, yargılama, bazı bazı da yersiz eleştiri içerebilir. Öncelikle; bu kitabı kim yazdı? Hayır, ben yetişkin bir kadının bunu yazacağına inanmak istemiyorum. "Chatgpt'ye yazdırdım" desin, "13 yaşındaki kızıma yazdırdım" desin, açıklama yapsın. Hiç olmadı Entel Feridun bu kadına telif davası açsın, galiba onun kitabını çevirmiş çünkü. İkinci olarak, Stella, kuşum, gayet zeki ve güzel bir kız olarak terapi seçeneğini neden düşünmedin? Sadece soruyorum, yap diye değil. Üçüncü olarak, bu kitabın yazımında, editörlüğünde, basımında, tedariğinde emeği geçen herkesin edebiyatsal anlamda bi' geriliği olduğu kanısındayım. Tüm kitaplar "çok" edebi olmak zorunda değiller tabii ama "kitap" oldukları için belli bir noktaya kadar sanatsal bir nitelik taşımalılar bence. Goodreads kullanıcıları bu kitabı hangi şekilde okudular da aşırı beğendiklerini söylediler bilmiyorum. Tamamen cinsiyetçi ve kalıpsal yaklaşımlardan ibaret. Kitabın başkarakteri Stella direkt olarak erkeksel bir bakış açısıyla yazılmış gibiydi. Yazarın kadın olması nedeniyle daha çok şaşırttı bu durum beni çünkü Stella tam olarak Twitter'dan çıkmayan, hayatında hiç kadın görmemiş bir erkeğin hayal ürünü. Ayrıca Stella'nın ihtiyacı olan sadece Sex and The City minvalinde bir arkadaş grubuydu. "Isaac Newton'ın mezar taşında 'shiny and new' yazıyor ve bunun sebebi tüm o altın arayışı değildi." diyecek bir en yakın arkadaşa gereksinim duyuyordu bence. Beni rahatsız eden birçok yönü vardı - 356 sayfa kadar. Yani, kitabı okurken yazarın hayal dünyasına giriyorsunuz tamamen, kitabı bayağı kılan temel neden de buydu. Bir kadın yazarın bizi hayatımızın her alanında rahatsız eden klişelere yer vermesi de beni üzdü: Silikon Vadisi'nde çalışan, aşırı utangaç, inanılmaz zeki, gözlüklü, çok güzel
Edebiyat
Aşkın FormülüHelen Hoang · Epsilon Yayınları · 20231,279 okunma
Reklam