Sosyal medyada çokca paylaşılması üzerine okumaya karar verdim. Kitap bölümlerden oluşuyor. Yeraltı Havuzu ve Çatlak bölümleri (ilk iki bölüm) en beğendiklerim oldu. Yeraltı Havuzu bölümünü soluksuz okudum çünkü yazarın 'havuz'u bir metafor olarak kullandığını düşündüm. Bu metafora-alegorik anlatıma o kadar yaklaşmıştı ki. Bu beni çok heyecanlandırdı. Ama ancak okurun zorlamasıyla havuza metafor diyebiliriz. En azından bu benim düşüncem. Doğrusu beni hayalkırıklığına uğrattı kitap. O kadar çok övüldü ki beklentim yükseldi sanırım.
Çatlak bölümünü okumaya başladığımda 22 kasım '23 Sivas'taki Tek Ağaç'ı kestiler. Geçen seneki furtınadan ya da yanlış budamadan kuruduğu söyleniyordu. Bir insan, bir ağacın kesilmesine ne kadar üzülebilirse bunu yüzle çarpın. Bir haftaya yakın kesildiği an ki görüntüler aklımdaydı. Şehrin simgesi olması dışında bir buluşma noktasıydı aynı zamanda. İnsanlar onun altında beklerdi birbirini. Çok fazla şey gördü duydu. Kavuşmalar-vedalar, sloganlar, ilanı aşklar, bekletildiği için sitemler... Dolayısıyla o şehirde yaşayanların ve yaşananların canlı şahidiydi. Şahidim yok artık. Nasıl dolaştım o şehirde, nasıl sevidim, nasıl bekledim... Şahitlerimden biri yok artık. Daha kötüsü de olabilirdi. Yerine bir ağaç dikildi neyse ki. Elbette o artık bizim ağacımız değil, üzgünüm. Kitabın Çatlak bölümündeki "birkaçımız onu şimdiden özlüyor ve vakitlice dönüşüne dair gizli ümitler besliyoruz. Onsuz bir parçamız ölmüş gibi kendimizi eksik hissedip kederleniyoruz." "Nasılsa hep orada kalacak diye düşünmüştüm, diyor biri" sayfa 52. Bu alıntıları okurken de yine aklımda Tek Ağaç vardı. Hep orada duracak sanmıştım. Belki de bu yüzden ilk iki bölüm en sevdiklerim oldu.
Kitabın geri kalanı da akıcı ama benim için pek bi heyecanı olmayan bölümlerdi. Bazı