İpek Dadakçı

İpek Dadakçı

, bir kitap okudu
Puan vermedi·208 syf.··
27 saatte okudu
·
2025 46. kitabı
Erlom Ahvlediani
7/10 · 1.018 okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
9/10
·560 syf.··
2025 41. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 03 Nisan 2025 14:44
Tam manasıyla Kemal Sunal filmi gibi bir kitap “Dayıcan Napolyon”. 1940’lar İran’ında, eski aristokrat bir ailenin yaşadığı komik olaylar ekseninde, İran toplumunu, özellikle farklı sosyal sınıflarını, gelenek ve âdetlerini, ahlak yapısını ele alıyor. Akrabaların, ortak bir avluya açılan yan yana evlerde yaşadığı bir ortamda, on üç-on dört yaşlarındaki anlatıcımız, bir gün aniden bir akrabasının kızına aşık oluyor. Onun gözünden aile içi çekişmeleri, meydana gelen çoğu oldukça komik olayları okuyoruz biz de. Başlarda mizahi yönü beni çok çekmedi açıkçası, karakterleri de biraz karikatürize bulunca “Ne okuyorum ben?” diye afalladım hatta. Ancak ilerledikçe hem çok keyif aldım hem de yazarın ele aldığı meseleleri böylesine mizahi şekilde işlemesinin aslında daha meşakkatli olduğunu ama bunun altından başarıyla kalkarak ortaya son derece lezzetli ve anlatmak istediklerini gayet güzel anlatırken aynı zamanda okuru eğlendiren bir metin çıkardığını düşündüm. Gerek İran toplumunu, aile yapısını anlatması gerekse bunu böyle bir mizahla yapması yönünden farklı ve çok güzeldi benim için. Özellikle hep acıyı okumaya aşina olduğumuz bir coğrafyadan böylesine farklı lezzette bir şeyler okumak da çok iyi geldi. Mizahi yönü güçlü metinlerden hoşlananlara ve/veya İran ya da Ortadoğu edebiyatı sevenlere kesinlikle tavsiye ederim.
Dayıcan Napolyonİyrec-i Pezeşkzad · Ayrıntı Yayınları · 2012163 okunma
8/10
·192 syf.··
2025 44. kitabı
·
24 saatte okudu
·
Okunma: 10 Nisan 2025 09:12
Sanırım arka kapak yazısından dolayı, Luiselli’nin “Kayıp Çocuk Arşivi” ya da El Norte filmine benzer bir kurgu bekliyordum; o nedenle öncelikle hikaye biraz şaşırttı beni. İki koldan ilerleyen bir hikaye var “Sınırsız Ülke”de: Bir koldan, Kolombiya’da, genç bir kız çocuğunun kendince adalet sağlamaya çalışırken işlediği bir suç yüzünden kaldığı ıslahevinden kaçıp, ABD’de yaşayan annesi ve kardeşlerinin yanına gitmesi anlatılıyor. Diğer yandan, bu kız çocuğunun anne ve babasının tanışma hikayesinden başlayarak, Kolombiya’dan ABD’ye göçlerinin hikayesini okuyoruz, ki bu kısım asıl etkileyici olan hikaye. Göçmen yasalarının anlamsızlığı ve insanlık dışı uygulamalarını, bunların göçmenleri nasıl her türlü istismara açık ve çaresiz hale getirdiğini, aileleri nasıl paramparça ettiğini Patricia Engel kendisi de Kolombiya asıllı bir Amerikalı olarak yaşadıklarından ve çevresinde gözlemlediklerinden hareketle anlatıyor. Kurguyu, zamanda gidiş gelişlerle işlenmesini, araya serpiştirilen mitleri, Kızılderililerin katliamından ülkenin kanlı, çalkantılı tarihine kadar geçmişe göndermelerin yine araya serpiştirilmesini çok beğendim. Sadece anlatımda biraz aksaklıklar var; böyle zengin bir kurgu daha lezzetli ve akıcı işlenebilirdi bana göre. Bunun bir kısmının bizdeki baskıyla ilgili olduğunu da düşünüyorum zira kitapta çokça nesne-yüklem uyumsuzluğu olan cümle var. Yine de güzel bir roman. Göç ve göçmenlik meseleleri edebiyatta da daha çok karşımıza çıkıyor artık; ben bunu hem önemsiyorum hem de bu mevzuları okumayı çok seviyorum. “Sınırsız Ülke”yi de meraklısına tavsiye ederim kesinlikle.
Sınırsız ÜlkePatricia Engel · Holden Kitap · 2024905 okunma
Puan vermedi·240 syf.··
2025 45. kitabı
·
34 saatte okudu
·
Okunma: 11 Nisan 2025 22:09
Bu kitabın atmosferi, baş karakteri ve mekanı bana çokça “Akşamlar Rahatsız Edicidir” romanını anımsattı. Ortabatı’da, şehir merkezlerine epey uzak, iklim koşullarının sert olduğu bir kasabada, on dört yaşındaki Madeline’in tanık olduğu iki büyük olay ekseninde şekilleniyor kurgu. Madeline, çok yalnız bir genç kız. Eski bir komünde, anne ve babasıyla yaşıyor ancak her ikisiyle de oldukça mesafeli ve soğuk bir ilişkisi var; öyle ki aralarında herhangi elle tutulur bir sorun olmamasına rağmen, onların gerçek anne babası olup olmadığını sorguluyor ya da çocuklarından ziyade üvey kardeşleri gibi hissediyor. Okulda da ‘popüler’ gruplardan değil ve pek arkadaşı yok. Kısacası, kendini, hayatı ve büyümeyi keşfinde doğayla iç içe ama toplumdan soyutlanmış ve çok yalnız. Bir gün tarih öğretmeninin ani ölümü üzerine okuluna yeni bir öğretmen atanıyor. Bundan kısa bir süre sonra da evlerinin önündeki gölün karşı kıyısına küçük bir çocukları olan genç bir çift taşınıyor. İşte bu yeni gelenlerle yaşanan iki trajik olay (biri bir filmi diğeri ise başka bir kitabı çok anımsatıyor), Madeline’in hayatında önemli izler bırakıyor ve otuz yedi yaşındayken dönüp on dört yaşında bu tanık olduklarını anlatmasını okuyoruz. İki olaydan birini yazar en baştan açık açık söylüyor ancak nedenini, nasılını merak ederek okuyorsunuz. Zaten bu merak duygusu kitabı hızlı okutan. Diğer olayın aslı ve her ikisinin nereye bağlanacağı da bir diğer merak konusu. Biraz İskandinav tarzı, tekinsiz atmosferi ve puslu anlatımıyla insanın okurken nasıl olduğunu anlamadan kapılıp gittiği romanlardan birisi “Kurtların Tarihi”. ‘Düşündüklerimizden dolayı mı suçlu sayılırız yaptıklarımızdan dolayı mı?’ sorusuyla hatırlayacağım bu kitabı. Dini fanatizm unsuru da başka bir boyut katmış meseleye. Bir başyapıt mı,
Kurtların TarihiEmily Fridlund · Yapı Kredi Yayınları · 202464 okunma

İpek Dadakçı

, bir kitap okudu
Puan vermedi·240 syf.··
34 saatte okudu
·
2025 45. kitabı
Emily Fridlund
7.1/10 · 64 okunma