Sanırım arka kapak yazısından dolayı, Luiselli’nin “Kayıp Çocuk Arşivi” ya da El Norte filmine benzer bir kurgu bekliyordum; o nedenle öncelikle hikaye biraz şaşırttı beni.
İki koldan ilerleyen bir hikaye var “Sınırsız Ülke”de: Bir koldan, Kolombiya’da, genç bir kız çocuğunun kendince adalet sağlamaya çalışırken işlediği bir suç yüzünden kaldığı ıslahevinden kaçıp, ABD’de yaşayan annesi ve kardeşlerinin yanına gitmesi anlatılıyor. Diğer yandan, bu kız çocuğunun anne ve babasının tanışma hikayesinden başlayarak, Kolombiya’dan ABD’ye göçlerinin hikayesini okuyoruz, ki bu kısım asıl etkileyici olan hikaye. Göçmen yasalarının anlamsızlığı ve insanlık dışı uygulamalarını, bunların göçmenleri nasıl her türlü istismara açık ve çaresiz hale getirdiğini, aileleri nasıl paramparça ettiğini Patricia Engel kendisi de Kolombiya asıllı bir Amerikalı olarak yaşadıklarından ve çevresinde gözlemlediklerinden hareketle anlatıyor.
Kurguyu, zamanda gidiş gelişlerle işlenmesini, araya serpiştirilen mitleri, Kızılderililerin katliamından ülkenin kanlı, çalkantılı tarihine kadar geçmişe göndermelerin yine araya serpiştirilmesini çok beğendim. Sadece anlatımda biraz aksaklıklar var; böyle zengin bir kurgu daha lezzetli ve akıcı işlenebilirdi bana göre. Bunun bir kısmının bizdeki baskıyla ilgili olduğunu da düşünüyorum zira kitapta çokça nesne-yüklem uyumsuzluğu olan cümle var. Yine de güzel bir roman. Göç ve göçmenlik meseleleri edebiyatta da daha çok karşımıza çıkıyor artık; ben bunu hem önemsiyorum hem de bu mevzuları okumayı çok seviyorum. “Sınırsız Ülke”yi de meraklısına tavsiye ederim kesinlikle.