Tam kurdun saatinde, gökyüzünün bu solgun ve buzlu belirsizliğinde, balkon duvarı boyunca sıralanmış kalın mumların titrek ışığıyla sararan yüzümüzde acıklı gölgelerle, eşine az rastlanır bir melankolyayız biz, ikimiz.
Ben hayatta bir kurban olarak var olmuştum. Kurban olmayı kabul etmeyebilirdim. Ama etmiştim. Dünyaya kurban edilmeye hazır gözlerle bakmak, hayır dernekten kolaydı. Mağdur olmak cesur olmaktan çok daha kolaydı. İnsan cesareti seçemezse kurban olmayı kendiliğinden seçmiş oluyordu. İnsan mağdur olmanın suçsuz olmak anlamına geldiğini sanıyordu. Oysa mağdur olmak, suçsuz olmak değildi.
Ama şimdi kederin bir bileğitaşı olduğunu biliyordum, insanın bütün sevgisini, en mutlu anlarını keskinleştirip içini lime lime eden bıçaklara dönüştürüyordu, içimden ne kadar yaşarsam yaşayayım yeri asla dolmayacak bir şey koparılmıştı. “Zamanın ilaç olduğu" söylenirdi ama şu anda babamın ölümünün üstünden sadece bir hafta geçmiş olmasına rağmen, bunun bir yalan olduğunu biliyordum, insanların asıl kastettiği, zamanla acıya alışıldığıydı. O acı olmadan önce kim olduğunuzu, yara izleriniz olmadan neye benzediğinizi unutuyordunuz.