Kitapların zihinde değil, bedende yer edindiği fikrine sık sık kapılırım. Ya da belki zihnimizin ucundaki bir hatırada saklıdırlar. Tam olarak hatırlayamasam da kimi cümleler ve hikâyeler bir seçimle karşı karşıya kaldığımda bana yardımcı oluyor. Yaptığım hemen hemen tüm seçimlerin temeli okuduğum kitaplara dayanıyor. Önceden okumuş olduğum kitapları hatırlayamıyorum ancak üzerimdeki etkileri baki. O hâlde bu, hatırlamaya özen göstermem gerekmediği anlamına gelmez mi?*
Ela gözlerine baktı kızın Yusuf, kırmızı bir denizdi… Yıllardır dökülmek için denizini arayan bir ırmak gibi hissetti kendini. Ona dökülmek, ona karışmak istedi. Şimdi zaman onunla beraber nefes alıp veriyordu; tik tak, ehh, tik tak, hehh…
Çocukluğumun oyun arkadaşları, bu küçük adalar, çığrışan deniz kuşları, sıçrayan yunuslar, eller gibi çırpışan dalgalardı. Fakat asıl hayatımın tacı, tam bir sessizlikti.*
Bir de galiba hiçbir şeyin, hiçbir zaman tam ve mükemmel olmayacağını, çünkü her şeyin, her hâliyle zaten öyle olduğunu biliyorum artık.
Sabah uyanmış olmanın, sağlıkla kalkmanın, gökyüzüne bakmanın, güneşi görmenin yeter de artar olduğunu hissediyorum.
Kalbimi umutlu, inançlı ve güçlü tutuyorum.
Ve esas mesele, galiba o karanlıktan çıktığında dönüştüğün hal, öğrendiğin yol, büründüğün renk, olduğun şey, hissediyorum.