“Bir gün bu acına denk bir neşe duyacaksın. The Beach Boy konserinde sevinç gözyaşları dökecek, kucağında uyuyan bir bebeğin yüzünü izleyeceksin, çok güzel arkadaşlıklar kuracak, henüz tatmadığın lezzetli yemekler yiyeceksin, düşmekten korkmadan manzarayı seyre dalabileceksin bir tepeden. Henüz okumadığın bir dolu kitap, büyük boy patlamış mısırla seyredeceğin bir sürü film var seni zenginleştirecek. Dans edecek, gülecek, sevişecek, nehir kıyısında koşacak, gece yarılarına kadar sohbetlere dalıp karnın ağrılar girinceye dek güleceksin. Hayat seni bekliyor. Şimdilik buraya sıkışmış olabilirsin ama bir yere kaçmıyor dünya. Dayan. Hayat her zaman buna değer.”
“Hayatta kalıplar var.. Ritimler. Bir hayatta kendimizi köşeye kısılmış hissettiğimizde, hüznün, trajedinin, başarısızlığın ya da korkunun, tek bir varoluşun ürünü olduğunu düşünmek çok kolay. Yalnızca yaşamanın değil, belli bir şekilde yaşamanın sonucu olduğunu düşünmek. Demek istediğim, acıya karşı bağışıklık kazanmamızı sağlayacak bir yaşam tarzı olmadığını anlasak, her şey daha kolay olurdu. Mutluluğun doğasında acının da olduğunu. Biri olmadan öbürünün de olmayacağını. Tabii ki farklı düzeylerde ve miktarlarda. Ama hiçbir hayatta sonsuza kadar saf bir mutluluk içinde olamayız. Öyle bir hayat olabileceğini düşünmek ancak yaşadığımız hayattaki mutsuzluğunuzu büyütmeye yarar.”
“İnsanlar birbirlerini tanımanın ne kadar güç olduğunu bildikleri için bu zahmetli işe teşebbüs etmektense, körler gibi rastgele dolaşmayı ve ancak çarpıştıkça birbirlerinin mevcudiyetinden haberdar olmayı tercih ediyorlar.”