Zweig'ın eserleri içinde daha az bilinen ama bana göre çok daha etkileyici olan bir kitaptı. 3 hikaye var içerisinde, hepsi birbirinden güzel herkes mutlaka okumalı bu eseri
"Hepimiz Gogol'ün Palto'sundan çıktık." demiş Dostoyevski. Burada şüphesiz Rus edebiyatından bahsediyordu. Çünkü Palto eseri yayımlanmadan önce Rusya'da, burjuva sınıfının, baloların, davetlerin anlatıldığı eserler veriliyordu. Palto'da betimlenen Akakiy Akakiyeviç "küçük insan olarak adlandırılan sıradan insanların Rus edebiyatına girişidir.
Gogol bu eserde Akakiy Akakiyeviç isimli Rus memurunun dışlanmışlığını, ezilmişliğini oldukça çarpıcı bir gerçeklikle bizlere aktarmıştır. Kendisi de bir süre memurluk yapmış olan Gogol'ün bu eseri Rus bürokrasisini bir protesto ve ifşa niteliğindedir.
Gerçekçilik hareketinin temeli sayılan eserlerden biri olmasına rağmen fantastik bir sonla bitmesi ise gerçek şartlar altında adaletin sağlanmasının imkansızlığı ve çaresizliğine karşı adaletin sağlanmasının tek çıkış yolu olarak sunulmuştur kanımca.
Uzun ve yorucu okumaların arasına koyabileceğiniz kısa ama çarpıcı bir hikaye. Herkese tavsiyemdir. İyi okumalar.
Geçmişe Yolculuk | Stefan Zweig
Yasak ve tutkulu bir aşk araya giren mesafelerin ve Birinci Dünya Savaşı etkisiyle 9 yıllık bir kesintiye uğrar. Yıllar sonra tekrar bir araya geldiklerinde ise ne kadın eski kadındır ne adam eski adam...Geçmişin peşinde koşan yalnız iki gölge olduklarını farkederler.
Beni çok etkilemedi hatta en az etkilendiğim Zweig eseriydi, ama yine de beğendiğimi söyleyebilirim. Keyifli okumalar.☺
Geçmişe YolculukStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202533,6bin okunma
Bu kitap, Nazım Hikmet'in 1920-1930 yıllarında henüz genç bir şairken yazdığı, onun komünist kimliğinin oluşumunu ve gelişimini görebileceğimiz beş şiir kitabını içeriyor.
Şiirlerin yanı sıra, kitapta daha sonra çıkaracağı kitaplardan alıntılar paylaşarak kitaplarını tanıtması ilgimi çekti.
Ayrıca Mona Lisa tablosunun diğer isminin Jokond olduğunu öğrendiğim ve Jokond etrafında dönen olayların olduğu bir kitabı da içeriğinde bulunduruyor.
Güneşi İçenlerin Türküsü, Kerem Gibi, Açların Gözbebekleri en çok beğendiğim şiirlerden bazıları.
Bu kitapta bir alıntı vardı: "Fakat sevmek anlamak değil" diyordu Nazım Hikmet. Çoğumuz onu seviyoruz, peki anlıyor muyuz? Nazımın Piraye ve Vera aşkı dışında anlaşılmayı bekleyen bir kavgası var ve "835 Satır" kitabının bunun için iyi bir başlangıç olabileceğini düşünüyorum. Keyifli okumalar.
835 SatırNazım Hikmet Ran · Yapı Kredi Yayınları · 20153,615 okunma
"Kadınların erkekler kadar düşünme yeteneğine sahip olduğunu söylüyorsanız, neden Shakespeare gibi bir deha çıkaramadınız?" Erkeklerin bıkıp usanmadan tarih boyunca sorduğu bu soru görünümüne bürünmüş ezişe Virginia Woolf'un başkaldırısını ve cevabını okuyoruz bu eserde.
Bir kütüphanenin tozlu rafları arasında bir gezintiye çıkıyoruz. Woolf, "Kadınlar hakkındaki gerçeği geçmişte yakalayamazsam kadınların geleceği üzerinde durmanın ne anlamı var?" diyor ve başlıyoruz "kadın ve edebiyat" tarihinin kökenine inmeye. Jane Austen, Emily Bronte, Lady Winchelse... Birçok kadın yazarla ve kadınlar hakkında yazan erkek yazarlarla buluşuyoruz burada. Yüzeye tekrar çıktığımızda Woolf esaslı yanıtlarını toplamış oluyor ve şöyle sesleniyor biz kadınlara: " Para kazanın, kendinize ait ayrı bir oda yaratın ve yazın, erkekler ne der diye düşünmeden yazın!.."
1929 yılında bir kadın, bir feminist, bir lezbiyen olarak bunları dile getirip bunlara öncü olmak büyük bir cesaret örneği fakat malesef ki kadının eziliş şekli farklı olsa da ezilmişliği bunca yıl değişmedi.
Türkiye okunma oranı %84 kadın olan bu eseri erkeklerin de bizim kadar okuması gerektiğini düşünüyor ve umut ediyorum. Virginia Woolf'a kulak verip kendime ait odamdan kim ne der diye düşünmeden yazdığım yazıyı burada noktalarken kitabı sizlere de tavsiye ediyorum. İyi okumalar.