Türk dünyasının önde gelen yazarlarından olan Aytmatov'un okuduğum kitapları içinde en çok beğenip etkilendiğim eseri oldu. Övgülere layık yazar, dogalligiyla sarıyor bizi; Tanabay'ın, bircan çekişen cins at, namlı yorga Gülsarı'nın başında, geçmiş hayatını bizimle paylaşırken buluyoruz kendimizi...
Zor hayat ve iklim koşulları, İkinci dünya savaşı sonrasında, komünist rejimin tarım ve hayvancılık konusunda halka desteğini tam verememesiyle, hayvancılıkla uğraşan köylülerin zorluklarını artırmaktadır.
Hızı ve asaletiyle meşhur bu yorga atı çok seven Tanabay, düzene ve zorlu hayat şartlarına isyan etse de, karısının desteğiyle çabalamaya, parti teşkilatıyla anlaşmazlığa düşse de devam eder.
Kırgız Kazak toplumunun zorluklarla işlenmiş hayatına şahit olacağınız, okumaya değer olduğunu düşüneceğinize inandığım, Aytmatov'un en güzel eserlerinden biri. Keyifli okumalar
---Dikkat spoiler içerir---
Epey uzun bir ara verdiğim incelemelere bu kitabın incelemesini eklemeden edemezdim. Çünkü buna değen en güzel eserlerden birini bitirirken göz yaşlarım yüreğime eşlik etti. İki büyük veli, iki gönül sultanı... Onların aşkını anlamaktan aciz bir şehir... Konya. 40 yaşındaki Mevlana hazretlerini olgunlaştıran bir umman, Şems-i Tebrizi... Yolların kesişmesinin ardından aşka yolculuk. Ayrılığın ardından Mevlana hazretleri çok fazla etkilenir uzun çabalarının ardından Şems hazretleri şehre geri döner. Sonu kahramanın biri tarafından başından bilinen bir sevda öyküsünü çok seveceğinizi düşünüyorum.
Açık, güzel, etkili bir anlatımla başarılı bir çalışma olmuş
Sonlarına doğru, bitmemesi için dua ediyordum. Şeker portakalı serisinin ikinci kitabı olan bu eserin sonuna yaklaşırken, giderek artan bir hazla okurken buldum kendimi. Zeze, çocukluktan genç delikanliliga adımını, kendisini evlat edinen doktorun ailesiyle atar. Doktora ve onun bazen sert tavırlarına alışmakta zorlanır. Kendine yeni arkadaşlar bulmuştur, yüreğinin içine giren ve acı tatlı, bazen korku dolu anlariyla, ona ihtiyacı olmadığını hissettiği anda gidecek olan cururu kurbağası, kendisini odasında ziyarete gelen ve onu bir baba gibi seven ve Zeze aşık oldugunda onu terk edecek olan ünlü Fransız artist Maurice Chevallier, onda unutulmaz izler bırakır. Tabi okuduğu yatılı okulda onun her zaman destekçisi olan Peder Fayolle'u anmadan geçemeyiz. 15 yaşına geldiğinde, bu yaramaz, koca yürekli genç adam aşkla tanışır ama kızın ailesi ve kendi ailesi de durumu öğrenince ayrılık kaçınılmaz olur. Hayallerinde babasının yerine koyduğu Fransız artist ile ileride tanışma fırsatı da bulacaktır.
Yaramaz ama çalışkan bir öğrencidir, piyano çalmayı pek sevmez ama bunun derslerine devam etmesi istense de bunu kabul etmez. Yüzme tutkusu ile doludur içi.
Akıcı dili, sürükleyici olay örgüsü ve anlatımıyla kesinlikle vazgeçilmezlerim arasında Vasconcelos. Okuduğunuza asla pişman olmayacağınız, harika bir kitap. İyi okumalar...
Güneşi UyandıralımJosé Mauro de Vasconcelos · Can Yayınları · 201442,8bin okunma
Radyo, ardından giderek büyüyen 'aptal kutusu', düşünmesi ve sorgulaması yasaklanan, sansurlenmiş dunyada, söndürmek yerine evleri ve kitapları yakmayı görev edinmiş 'itfaiyeci'ler...
''İtfaiyeci" adlı hikâyesini genişletmesi istenen Ray Bradbury'nin, bir kitabı yakacağı yerde alevlerden kurtaran itfaiyeci Guy Montag'in kaçış öyküsüyle karşılaşıyoruz. Böyle giderse gerçekten, kitap okuyan kimse kalmayacak mı, fikrinden hareketle öyküye başlıyor yazar. Bir kütüphanenin bodrumunda, yanındaki kutuya para atarak saatliğine kiralayabildiğiniz daktilolarda yazmış bu kitabı.
Filmi ve operası da yapılan bu kitap, günümüz şartlarında kitapların değerini yeterince bilip bilmediğimizi sorduruyor kendimize.
Ahmet Şerif İzgören, kendine has, esprili üslubuyla, gülerken düşündürüyor, kişisel gelişim kitapları ve yazarlarına göndermeler yapıyor, her zamanki gibi çok faydalı bir eser olmuş.