Büyüyünce babası gibi olmayacaktı Agâh. Gelecekti evi şimdiki evine benzemeyecek çok sağlam bir yuva olacaktı. Ve bir atı olacaktı onu çocukken bırakıp giden annesini bulup getirecek ...
Birde babası...Gerçekte değiştiremeyeceği babasını çamurla yeniden tasarlayacaktı.
"İlk önce ince bir dalın kıymığı ile iri gözler çizdi. Bu gözler haksızlığa göz yummayacaktı. Arkasından geniş bir alın yaptı. Alnı açık, temiz ve pak olmalıydı. "
Burun bitiminden doğru yavaşça baş parmaklairnj iki yana kaydırarak yanakları belirledi. Çocukları doyasıya istediği zaman çekinmeden öpebilsin istedi. "
Agâh büyüdü evlendi çocukları oldu ama "Ben, babam gibi olmayacağım." dediyse de dünyası değişmedi. Onun yaşadıklarını çocukları yaşadı. Geçmişin gölgesinden kaçamadı.
Peki bu sevgisizlik her zaman kuşaktan kuşağa taşınır mı?
Yoksa gerçekten değişmek mümkün müdür?
İnsan travmalarının altında her daim ezilir mi?
Bu hikaye sevgiden yoksun büyüyen çocuklara, Asi gibi suskun kadınlara, baba gölgesinde ezilen çocuklara ve bir ruhun çocukluğunun haykırışına ayna tutuyor.
Karakterlerin iç dünyası öyle derin işlenmiş ki etkilenmemek düşünmemek imkansız. Kesinlikle tek seferde okunacak bir kitap değil, üzerinde çokça düşüneceğiniz psikolojinizi zorlayacak ayrıca farkındalık yaratacak da bir kitap. Kesinlikle okunmalı...