Aydınlıkla köhneliği belirginleşen bu kentte ve konutta, hiçbir şey neyse ben oyum. Öylesine bağsız ve yeğniyim ki, bu hafifliğin şiddetinin bedelini bir gün öderim diye düşünüyorum. Sanki varoluş beni cezalandırmak ister gibi; yoğunluğundan bana düşen payını benden geri alarak, bu yoğunluğu olur olmadık herkese ve her şeye fazlasıyla katlayarak sunuyor. Ülkem yok, cinsim yok, soyum yok, ırkım yok; ve bunları malettirici biricik güç, inancam yok. Hiçlik tanrısının kayrasıyla kutsanmış ben, inansam inansam bir buna inanabilirim. Yere göğe zamana denize kayalara ve kuşlara da dokunan aynı tanrı değil mi? Bu kutlu tanrının yönetkenliğinde, olmayan ellerimde bir yok-tartıyı tutuyor ve ölçüyorum yokluğun ağırlığını.Kafeslerinden her bir yana dağılıp, toprağın, suyun ölümsüzlüğüne eklenecekler ve ben özgürleşeceğim.
Alıntı
Ey ırkım sen bir zaman Avrupa'yı titreten İstanbul'u fetheden Fâtihlere maliktin Ateş saçan sahralarda harbeden Cengâvere sahiptin Neden bugün Avrupa Ateş saçan sahralarda harbeden Bir zamanlar Avrupa Cehl içinde yüzerken Yine sen ey ırkım İlın-i vakte âşina Alimlere maliktin Neden bugün Avrupa Sana meydan okusun Neden bugün O cehalet yuvası Sana ilim öğretsin.
Sayfa 14
Şiir
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Anlamak için kendimi yok ettim. Anlamak, sevmeyi unutmaktır. Leonardo da Vinci'nin "Bir şeyi anlamadan onu sevemeyiz ya da ondan nefret edemeyiz" sözünden daha hem yanlış hem de anlamlı bir şey bilmiyorum. Yalnızlık beni mahvediyor; kalabalık beni bunaltıyor. Başka birinin varlığı düşüncelerimi rayından çıkarıyor; analitik incelememin hiçbir şekilde tanımlayamadığı garip bir dalgınlıkla diğerinin varlığını hayal ediyorum. Yalnızlık beni kendi suretinde ve benzerliğinde şekillendirdi. Herhangi bir insanın varlığı anında düşünme hızımı yavaşlatıyor ve normal bir insan için başkalarıyla temas, sözlü ifade ve zekâ için bir uyarıcı iken, benim için tam bir karşı uyarıcı, eğer bu bileşik kelime dilbilimsel olarak izin verilebilirse. Tek başıma olduğumda, her türlü zekice sözü, kimsenin söylemediği şeylere hızlıca cevap vermeyi ve kimseyle kurnazca sosyalleşme anlarını düşünebiliyorum. Ama bunların hepsi, biriyle yüz yüze geldiğimde kayboluyor. Zekâmı kaybediyorum, artık konuşamıyorum ve yarım saat sonra sadece yorgun hissediyorum. Evet, insanlarla konuşmak beni uykuya dalmış gibi hissettiriyor. Sadece hayalet ve hayali arkadaşlarım, sadece rüyalarımda yaptığım konuşmalar gerçek ve somut, ve onlarda zekâ bir aynadaki görüntü gibi parlıyor. Başka biriyle iletişim kurma düşüncesi bile beni tedirgin ediyor. Bir arkadaşımla akşam yemeği daveti bile bende tarif edilmesi zor bir kaygı yaratıyor. Herhangi bir sosyal yükümlülük fikri - bir cenazeye katılmak, bir ofis meselesiyle ilgili biriyle görüşmek, tanıdığım veya tanımadığım birini beklemek için istasyona gitmek - tüm gün boyunca düşüncelerimi alt üst ediyor ve bazen bir gece öncesinden bile endişelenmeye başlıyorum, bu yüzden kötü uyuyorum. O korkunç karşılaşma gerçekleştiğinde, tamamen önemsiz oluyor ve kaygımı haklı
Daha önce Katolik Kilisesinin koruması altında yaşıyor ve çalışmamın yazılmasının bu korumanın yitirilmesiyle sonuçlanacağından ve ruhçözümlemesinin Avusturya'daki yandaş ve öğrencilerin çalışmalarına bir yasak koymayı akla getirebileceğinden korkuyordum. Sonra aniden Alman istilası geldi ve Katolik Kilisesinin "kırık bir kamış" olduğu anlaşıldı. Artık yalnızca düşünce çizgim nedeniyle değil, ırkım nedeniyle de eziyet göreceğim kesinliği ile çok sayıda arkadaşımla birlikte yetmiş sekiz yıl boyunca evim olmuş olan kentten ayrıldım. (Londra, Haziran 1938)
Sayfa 237·Kitabı okudu
Aydınlıkla köhneliği belirginleşen bu kentte ve konutta, hiçbir şey neyse ben oyum. Öylesine bağsız ve yeğniyim ki, bu hafifliğin şiddetinin bedelini bir gün öderim diye düşünüyorum. Sanki var oluş beni cezalandırmak ister gibi; yoğunluğundan bana düşen payını benden geri alarak, bu yoğunluğu olur olmadık herkese ve her şeye fazlasıyla katlayarak sunuyor. Ülkem yok, cinsim yok, soyum yok, ırkım yok ve bunları mal ettirici biricik güç, inancam yok. Hiçlik tanrısının kayrasıyla kutsanmış ben, inansam inansam bir buna inanabilirim. Yere göğe zamana denize kayalara ve kuşlara da dokunan aynı tanrı değil mi? Bu kutlu tanrının yönetkenliğinde, olmayan ellerimde bir yok-tartıyı tutuyor ve ölçüyorum yokluğun ağırlığını. Kafeslerinden birine onun oylumu pekâlâ sığıyor, diğerine ise duygular, duyumlar ve düşünceler yığılıyor; işte yetkin eşitlik... Her gün, her gece bu eşitliğin bilgisiyle geçiyor. Bir eskiciden satın alınmış bu teraziyi bir gün başka bir eskiciye vereceğim. O gün, tozanlarım her bir yana dağılıp toprağın, suyun ölümsüzlüğüne eklenecekler ve ben özgürleşeceğim.
Sayfa 27 - Everest Yayınları, 7. Basım
Özgür sabahların şerefine içelim bugün kahvelerimizi.:)
"Aydınlıkta köhneliği belirginleşen bu kentte ve konutta hiçbir şey neyse ben oyum. Öylesine bağsız ve yeğniyim ki bu hafifliğin şiddetinin bedelini bir gün öderim diye düşünüyorum. Ülkem yok, cinsim yok, soyum yok, ırkım yok; ve bunlara malettirici biricik güç, inancım yok. Bir eskiciden satın alınmış bu teraziyi bir gün başka bir eskiciye vereceğim. O gün, tozanlarım her bir yana dağılıp toprağın, suyun ölümsüzlüğüne eklenecekler ve ben özgürleşeceğim."
Alıntı