İnsan bazen bir renge neden bu kadar bağlandığını açıklayamaz. Çünkü bazı şeylerin sebebi mantık değil, histir. Benim için mavi de öyle. Eskiden sadece sevdiğim bir renkti sanıyordum. Sonra fark ettim ki mavi, aslında kalbimin kendine seçtiği bir dilmiş. Belki de bu yüzden biri maviyi sevdiğini söylediğinde içimde tarif edemediğim bir sıcaklık oluşuyor. Çünkü insanlar bazen doğrudan seni seviyorum demezler. Ama senin sevdiğin bir şeyi severler. Senin baktığın yerden bakarlar. Senin değer verdiğin bir şeye değer verirler. Ve o an anlarsın ki mesele aslında renk değildir. Mesele görülmektir. Bugün bunu yeniden hissettim. Birinin "mavilendim" demesi, saçını maviye boyamaktan bahsetmesi ya da maviyi sevdiğini söylemesi dışarıdan bakıldığında sıradan bir konuşma gibi görünebilir. Ama benim içimde bıraktığı his bundan çok daha fazlasıydı. Çünkü bazen insan, sevdiği şeylerin başkalarının dünyasında da yer bulduğunu görünce kendini daha az yalnız hissediyor. Sanırım bu yüzden duygulandım. Çünkü hayat boyunca hep bir şeyleri anlatmaya çalışıyoruz. Kendimizi, hislerimizi, korkularımızı, sevgilerimizi... Fakat çok az insan gerçekten dinliyor. Çok az insan o detayları hatırlıyor. Çok az insan senin gözlerinin neden belirli bir renkte daha uzun kaldığını fark ediyor. Ama biri fark ettiğinde... İşte o zaman kalbin sessizce gülümsüyor. Ben maviyi seviyorum çünkü bana huzuru hatırlatıyor. Gökyüzünü, denizi, akşamları, duaları, sessizliği... Ama galiba en çok da samimiyeti hatırlatıyor. Çünkü mavi hiçbir zaman gösterişli bir renk olmadı benim gözümde. Kendini ispatlamaya çalışmayan, olduğu gibi güzel kalan bir renk oldu. Belki ben de bu yüzden ona bu kadar yakınım. Ve bugün şunu fark ettim: İnsan bazen sevildiğini büyük cümlelerle anlamıyor. Uzun konuşmalarla da anlamıyor. Bazen sadece