Jenny Erpenbeck benim yeni keşfettiğim bir yazar. Kairos'u okudum ve çok etkilendim. Diğer romanlarını da hemen aldım. Onları henüz okumadım. Beni etkileyen neydi? Öyle bir anlatıcı ses kurmuş ki yazar, Katharina ile Hans'ın ilişkisinde, kah içeriden kah dışarıdan bir gözle, üçüncü tekil anlatıcıdan tanrı anlatıcıya geçiveren bir akışta, diyalogların birbirinin içine geçire geçire, iç içe geçen duygularını, hayatlarını ama aynı anda aralarındaki kapanmaz mesafeyi aktaran daha doğru bir anlatım biçimi olamazdı herhalde.
Romanın diğer etkileyici tarafı arka plandaki toplumsal, siyasal ve tarihsel süreçleri bir ilişkinin izdüşümünde gösterme becerisiydi. Berlin Duvarı'nın yıkımından birkaç sene önce başlayan bir ilişkinin, duvarın yıkımı ve enkazıyla paralel çöküşü sadece bir atmosfer kurmak için yapılmamıştı belli ki. Bireysel ile toplumsal olan arasındaki bağlar son derece sıkı dokunmuştu. Daha da önemlisi ilişkide zorbalaşan (belki de en başından beri zorba olan) Hans'ın faşizan yöntemlerinin siyasetin yöntemlerden farkı olmadığının altını çizmek içindi. Ingeborg Bachmann'ın "Faşizm ilk bombanın atıldığı gün başlamaz, faşizm iki insan arasındaki ilişkide başlar" cümlesinin romanını okudum sanki. Ama bu cümle bu roman vesilesiyle zihnimde biraz dönüştü. Faşizm tek bir yerde başlamaz, kişisel ile politik olan arasında bir sarkaç gibi gider gelir.