10/10
·724 syf.··
2026 11. kitabı
Tutunamamak.” Yani toplumun kurallarına, insanların beklentilerine, sıradan yaşama uyum sağlayamamak. Selim Işık bunun en güçlü temsilidir. Temalar: Yabancılaşma: Selim, dünyaya ait hissedemeyen bir karakterdir. Kimlik arayışı: Turgut’un yolculuğu, “Ben kimim?” sorusuna dönüşür. Toplum eleştirisi: Sistem, insanlar ve sahte ilişkiler sert şekilde eleştirilir. Yalnızlık: Kitabın her satırında hissedilir. Neden bu kadar güçlü bir kitap? Dili çok katmanlıdır; ironi, mizah ve acı iç içedir. Her okunuşta başka bir anlam çıkar. Karakterler gerçek gibi gelir; özellikle Selim Işık birçok okurun içinde bir yere dokunur. Modern insanın iç çatışmasını çok iyi anlatır. Zorlayıcı tarafları: ✘ Uzun ve yoğun bir romandır. ✘ Bilinç akışı tekniği yüzünden bazen yorabilir. ✘ Hızlı okunacak bir kitap değildir; sindirmek gerekir. Kitabın özeti gibi tek bir cümle kurmak gerekirse: “Tutunamayanlar, hayata uyum sağlayamayanların sessiz çığlığıdır.” Bu kitap genelde insanı şu soruyla baş başa bırakır: “Sorun gerçekten bende mi, yoksa ait olmaya çalıştığım yerde mi?” Ve belki de bu yüzden bu kadar unutulmazdır.
TutunamayanlarOğuz Atay · İletişim Yayınları · 202474,9bin okunma
Puan vermedi
Açık konuşacağım; çok sevdiğim, yakından tanıdığım bir kadının elinden böyle devasa bir iş çıktığını görmek beni kelimenin tam anlamıyla büyüledi, altüst etti ve çok fazla heyecanlandırdı! Resmen keyiften dört köşe oldum, okurken bir ara kalkıp biraz koşasım falan geldi! Biz Burcu’yla beraber güleriz, konuşuruz, fikir alışverişinde bulunuruz. O yüzden de ben kitabı elime alırken bizim Burcu’yu okuyacağımı sanıyordum; meğer karşımda yılların edebiyatçısı, demlenmiş bir usta yazar varmış da haberim yokmuş. Burcu’cum, bu nasıl bir emek, nasıl bir şahane delilik? Kitap boyunca beni bir oraya fırlattı bir buraya. Tam bir öyküde ince bir ironi yakalayıp gülerken, çat diye bir sonraki sayfada tokat yemiş gibi kalakaldım. (Hele o bir tatlı isimli öykü var ya... İsim vermiyorum spoiler olmasın ama o çok komik başlayıp insanı paramparça eden o son beni mahvetti... ) Okurken beni asıl vuran yerlerden biri de o muazzam gözlem yeteneği oldu. Halkın o en saf, en bizden halini öyle bir yakalamış ki... Karakterlerin konuşma metinleri, o diyaloglar gerçekten harikaydı. Hani o mahallemizin, ailemizin içindeki samimi sesler var ya; onları yapaylığa hiç kaçmadan, o kadar doğal ve usta işi aktarmış ki diyalogları okurken resmen muhabbet yanımda dönüyor gibi hissettim. :) Kendi de çoğunlukla öyle konuşur zaten; mesela beni arayıp ulaşamamışsa doğrudan *"Neredesin Allah'ın cezası!"* der. İşte o samimiyet aynen kitaba akmış. Sinematik betimlemelerinin başarısı zaten apayrı bir seviye ama argoyu öykülere öyle güzel, öyle dozunda yedirmiş ki... Hiç mi sırıtmaz bir kelime! Hayatın içindeki o gerçekçiliği ve sokağın ruhunu aynen hissettim, oralar tıpkı film gibiydi, çok hoştu. Kitapta en sevdiğim bir diğer konu da kadınların yaşadığı sorunlar, o görünmez mücadeleler ve toplumsal dertlerimiz
Ben Yokmuşum GibiBurcu Ünlü · Everest Yayınları · 2023196 okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Puan vermedi·112 syf.··
2026 238. kitabı
Özdemir Asaf, Türk şiirinin en kendine has, en minimalist ve düşünsel boyutu en yüksek şairlerinden biri olarak, bu eserinde kelimelerin o bildik sınırlarını paramparça ediyor. Kısa, yoğun ve adeta birer aforizma niteliğindeki dizeleriyle; aşkı, yalnızlığı, insan ilişkilerini ve bireyin kendi içsel çelişkilerini muazzam bir matematiksel zekayla işliyor. Kitaba adını veren ve insana saymayı, beklemeyi, zamanı ve eksilmeyi yeniden düşündüren o felsefi yaklaşımıyla yazar; kelime oyunlarının arkasına gizlenmiş derin bir hüzün ve ironi barındırıyor. Az kelimeyle çok şey anlatmanın, sessizliğin sesini dizelere dökmenin doruk noktası olan bu seçki; okuru saniyeler içinde yakalayıp, saatlerce kendi hayatını, sevdalarını ve yalnızlığını sorgulatacak güçte edebi bir kristal, Türk şiirinin en zarif köşetaşlarından biridir.
Dokuza Kadar OnÖzdemir Asaf · Yapı Kredi Yayınları · 202326bin okunma
Puan vermedi·76 syf.··
2026 234. kitabı
Didem Madak, Türk şiirinin en içten, en yaralı ve en ev halini barındıran bu kült eserinde; hayata, ölüme, annesizliğe ve kadınlığa dair hüzünlü bir başkaldırıyı rengarenk boncuklar, simler ve mutfak kokularıyla örüyor. Erken yaşta kaybedilen bir annenin bıraktığı o devasa boşluğu, dünyanın tüm hoyratlığına karşı bir sığınak olarak inşa ettiği çocuksu ama bir o kadar da bilgece dizelerle doldurmaya çalışıyor. Kendi içine doğru büyüyen ve dalları acıyla ağırlaşan bir "Ah'lar Ağacı" gibi, kalbinin kırıklarını ironi, mizah ve muazzam bir lirik dille birbirine yapıştırıyor. Didem Madak, modern dünyanın karmaşasına ve unutuşuna karşı; mutfak tezgahlarının arkasından, yalnız odalardan ve kadınların gizli saklı kalmış iç döküşlerinden yükselen, edebiyatımızın en samimi, en iç sızlatan ve en dokunaklı şiirsel manifestolarından birini sunuyor.
Ah'lar AğacıDidem Madak · Metis Yayıncılık · 202126,3bin okunma
Şeker Kutusu
10/10
·144 syf.··
Beğendi
·
2026 1. kitabı
Öykü İnceleme / Şeker Kutusu Rıfat Ilgaz’ın “Şeker Kutusu” adlı hikâyesi, gündelik yaşamın sıradan bir ayrıntısından hareketle dönemin toplumsal yapısını eleştiren anlatıdır. Görünürde bayram ziyaretleri ve hediyeleşme etrafında şekillenen olay örgüsü, aslında sınıfsal farklılıkları, toplumsal değerlerdeki çelişkileri ve insan ilişkilerindeki samimiyet kaybını açığa çıkarır. Hikâyenin merkezinde yer alan şeker kutusu, orijinal niteliğinin ötesinde statü, çıkar ilişkisi ve insani zaafların simgesine dönüşür. Ilgaz’ın yalın dili ve gündelik konuşma doğallığı taşıyan diyalogları, metne güçlü bir ironi kazandırır. “Şeker Kutusu” yüzeyde bir bayram öyküsü izlenimi verse de Türk öykücülüğünde nesne merkezli anlatımıyla birey-toplum ilişkilerindeki yapaylığı sorgulayan hiciv örneklerinden biridir. Bu simgesel anlatım, hikâyenin olay örgüsünde belirgin bir döngüsellik üzerinden derinleşir. Başlangıçta Ali Yılmaz’ın özel olarak bir şeker kutusu yaptırmasıyla başlayan olaylar elden ele taşınan kutunun sonunda yeniden Ali’ye dönmesiyle tamamlanır. Bu döngüde içtenlikten yoksun ilişkilerde yapılan jestler, bir anlam üretmek yerine kendi ekseni etrafında dönen boş eylemlere dönüşür. Bayram gibi paylaşımın ve dayanışmanın sembolü olan bir zamanda bile insanlar birbirine samimiyetle değil, statü kaygısıyla yaklaşır. Ali Yılmaz’ın tutumu, bireysel duygular ile toplumsal roller arasındaki gerilimi görünür kılar. Nişanlısı Sevgi’ye götürmek üzere özenle seçtiği “üzeri çiçekli, içi dışı kadifeli, iç kapağının ortası aynalı, pırıl pırıl selefonlu,” kutu, Ali’nin duygusal ilgisini gösterişli bir nesne üzerinden ifade ettiğini açıkça ortaya koyar. Yani kutu hem duygunun dışavurumu hem de bu duyguyu estetik bir ambalajla sunma arzusudur. Kutunun parlak, aynalı kapağı, duygusal bir
Edebiyat
Şeker KutusuRıfat Ilgaz · Çınar Yayınları · 2017651 okunma
9/10
·808 syf.··
2026 32. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 12 Mayıs 2026 00:00
Kitabın adından dolayı başta Katedralde Sohbet'in kilisede geçen bir hikâye olduğunu düşünmüştüm. Ancak okudukça bunun bir ironi olduğunu fark ettim. “Katedral”, aslında karakterlerin bir araya gelip ülkenin, toplumun ve kendi hayatlarının çöküşünü konuştukları bir mekânı simgeliyor. Bu yönüyle kitap, adının çağrıştırdığından çok daha farklı ve derin bir anlam taşıyor. Başlarda çok zorlandığımı itiraf etmeliyim. Özellikle ilk 300 sayfada aynı anda birkaç olayın farklı kollardan anlatılması ve geçişlerin çok sık, adeta cümle cümle yapılması okumayı oldukça zorlaştırdı. Sonrasında ise kişiler ve olaylar zihnimde yerli yerine oturunca kitap kolayca akıp gitti. Ama şunu söylemeliyim ki, yazarla tanışmak isteyenler için ilk tercih edilecek kitaplardan biri değil. Kitapta yazar bizi 1950'li yılların Peru'suna, Diktatör Odría dönemine götürüyor. O dönemdeki baskılar, yolsuzluklar ve haksızlıklar anlatılıyor. Faşist yönetimin işlediği cinayetler, rejim taraftarlarının desteklenmesi, adam kayırmalar, sansür uygulamaları, kara propaganda ve rejime karşı yürütülen özgürlük hareketleri konu ediliyor. Ayrıca dönemin Peru'sundaki sosyal, ekonomik ve fiziksel yaşam koşulları hakkında da geniş bilgiler veriliyor. Yazar bütün bunları başlıca iki grup insan üzerinden aktarıyor: Birincisi burjuva bir aile ve çevresindekiler, ikincisi ise yönetimin polis teşkilatı ve İçişleri Bakanlığı çevresi. Olayları hiçbir zaman düz bir çizgide anlatmıyor; sürekli ileriye, geriye ve farklı karakterlerin bakış açılarına geçişler yapıyor. Evet, bu anlatım şekli okuyucuyu zaman zaman yorabiliyor; ancak alıştıktan sonra okumayı daha keyifli hâle getiriyor. Çünkü yazarın eserlerinin en belirgin özelliklerinden biri akıcılığı. Katedralde Sohbet'te patron ile şoför arasındaki ilişki de romandaki güç,
Katedral'de SohbetMario Vargas Llosa · Can Yayınları · 2022157 okunma