Altı ay denilen ömür, bir buçuk yıla uzadı. Öldüğünde ağlamadım çünkü ben o bir buçuk yılı, her an onu kaybedecekmiş gibi yaşayarak zaten ağlayarak geçirmiştim. Kalbim her telefon sesinde sıkışmış, her kötü ihtimali önceden yaşamıştım. İnsan solacağını bildiği bir çiçeğin pencere önü boşluğuna solmadan evvel alışıyor olsa gerek.
Kendimi görüyordum sanki onda, sevmekten vazgeçmeyeyim diye görebileceğim ama bu sevgiyi kabul ettiğini göstermemek için dokunamayacağım kadar uzağımda durmasından tanıyordum.