R.N. İrukin

Geleneksel inanç ve uygulamaların neden maladaptif hale geldiği ile ilgili birçok sebep vardır. İnsanlık tarihinin ilk dö­nemlerinde gelişen bazı geleneksel uygulamalar, çevresel ihti­yaçların karşılanması konusunda nispeten yetersiz sonuçlara sahip olmuştur fakat diğer inanç ve nüfuslar arasındaki şiddetli çekişme olmadan bile, bu tarz uygulamalar devamlılık göster­me eğilimindedir. Aynca insanlar daima rasyonel adaptif karar­lar veremediğinden dolayı, bazı inanç ve uygulamaları en ba­şından beri maladaptif olabilmektedir. Dahası çevresel değişim meydana geldiğinde tıpkı kısa vadede uyumlu olabilen uygula­maların uzun vadeli maliyetlere sahip olabileceği gibi bir za­manlar adaptif olan uygulamalar maladaptif hale dönüşebilir. Çevresel değişimler meydana geldiğinde kültürler yıkıcı olabi­len bazı kaçınılmaz insani ihtiyaçları ortaya çıkarabilir. Deği­şim ihtiyacı görünür olduğunda bile, başta geleneksel olanlar olmak üzere insan nüfusları kültürel kalıplarını geliştirme ko­nusunda nadiren yenilikçi olmaktadır. Daha adaptif olma po­tansiyeli taşıyan yenilikler ortaya çıksa bile, bu yenilikler kabul edilmeyebilir. Çünkü toplwnlar diğer toplumların sert baskısı olmadığında muhafazakar olma eğilimindedirler ve böylece ge­leneksel inanç ve uygulamaları da sürdürülmüş olmaktadır. So­nuncu olarak her şeyden önemlisi, bir toplumda yerleşik olan inanç ve uygulamalardan bazıları çevre kaynaklı taleplere tama­men adaptif yanıtlar olarak değil bunun yerine belirli şekillerde düşünme, hissetme ya da davranma eğilimine sahip insan genle­rinin birer yansımasıdır.
Sayfa 71·Kitabı okudu
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Tamamen mantıklı olmayan inanç ve uygulamalara belli başlı bir örnek olarak, L.L. Langness'ın tanımladığı Papua Yeni Gi­ne'nin dağlık bölgesinde yer alan Bena Bena'ya bakabiliriz. Bir­çok Bena Benalı çocuklarını severdi ve çocuklarının zararlı bü­yücülerin yaşadığını düşündükleri yakın köylere gitmelerini en­gelleyerek onları korurlardı. Bu ilgili aynı ebeveynler çocukları­nın çok keskin bıçaklarla oynamasına, bazen kendilerini kesme­lerine ya da yanan ateşin yanında tek başlarına uyumalarına mü­saade ederdi. Sonuç olarak, birçok çocuk kendini ciddi derecede yakardı. Langness, ayak parmağını yakmamış çocuk görmenin zor olduğunu ve bazılarının daha ciddi yanıklar nedeniyle sakat­landığını bildirmiştir. İrrasyonel ve açıkça maladaptif benzer bir uygulama ise gıda ile ilgiliydi. Protein açısından zayıf olsalar da Bena Benalılar tavukların dışkı yediğine inandıkları için ne ta­vuk ne de tavuk yumurtası yerdi. Fakat favori besinleri olan do­muzlar zaten dışkı yiyordu.
Sayfa 84·Kitabı okudu
Kültürel göreciliği beğenmeyen ve kendinden emin bir bi çimde bir kültürün diğerine üstün olduğu görüşünü savunan bazı açık sözlü akademisyenler de vardır; Allam Bloom burada bariz bir örnek olarak karşımıza çıkar. ıs Buna rağmen Bloom, diğerle ri arasında bu ilkenin derin köklere sahip olduğunu istem dışı gözlemledi. Diğer insanların geleneklerini değerlendirme konu sunda genellikle bir hayli isteksiz olan çağdaş Amerikan koleji öğrencileri, sorgulamaksızın kültürel göreciliği kabul etmektedir. Bloom'un örneğinde, öğrencilerin değerlendirmekten kaçındığı gelenek, bir dulun istekli olsun olmasın, ölmüş kocasının cesedi ile birlikte yakılarak ölüme gitmesi olan Hindu geleneğiydi (Bu uygulama 6. Bölümde incelenecektir). Öğrencilerin değerlendir me konusundaki isteksizliği, kültürel göreciliğin derin boşluklara sahip olduğunu göstermektedir. Bu boşluk, Totaliterlik, İkinci Dünya Savaşı korkulan ve Soğuk Savaş gerilimlerinin yükseli şiyle 1950'lerde ağır bir biçimde eleştiri yağmuruna tutulması sonucu birçok akademisyenin konsepte olan inancın zayıflaması sebeplerine bağlı olarak oluşmuştur.151 Görecilik ile bağlantılı konseptlerle birlikte işlevsellik (bütün gelenek ve göreneklerin pozitif sosyal fonksiyonları vardır düşünces"inin en güçlü çeşidi) sömürgeci devletlerden bağımsızlığını kazanmaya çalışan Üçün cü Dünya Ülkeleri'nde değişime karşı muhafazakar bir doktrin olarak görülmeye başladı.
Sayfa 44·Kitabı okudu
Sirion6nun aksine, Güney İtalya'da bulunan Montegranolu yoksul İtalyan çiftçiler kültürlerine bağlıydı fakat bu kültür çe kirdek ailenin yararına onları yalnız yaşamaya yönlendirdi. Edward C. Banfıeld'a göre aileler, kısa dönem çıkarlarını karşı lamak için ellerinden geleni yaptılar ve doğal olarak kendileri dışındaki diğer herkesin de aynı şeyi yaptığını düşündüler.29 Montegrano halkı la misera olarak bilinen amansız bir melanko linin yanı sıra, bitmek tükenmek bilmeyen bir açlık, tükenmişlik ve kaygı içinde yaşadı. Aynı zamanda değişmeyen fakirlik ve güçsüzlükten kaynaklanan zillete de katlanmak zorundaydılar. Hatta içinde yaşadıkları köyün yararına olabilecek herhangi bir organize topluluk faaliyeti (imece) gerçekleştirme konusunda is teksizdiler. Bir aile sadece iyi bir eğitim sayesinde kendini daha iyi koşullara getirebileceğinden dolayı çocukların daha iyi eğitim almasını çok istediler lakin kötü şartlara sahip okullarını iyileş tirmek veya çocukların yakın kasabada bulunan daha iyi bir oku la gidebilmesi , adına bir otobüs organize etmek dahil hiçbir şey yapmadılar. En yakın hastane arabayla beş saat ötede, aynca ambulans hizmeti de yetersiz olmasına rağmen bu durumu iyi leştirmek için de bir şey yapmadılar. Banfıeld, Mont_egrano hal kının aile merkezli kültürlerinin birer "esiri" olarak toplum men f aatini ve bu arada kendi ailelerinin uzun dönem çıkarlarını sağ lamaktan aciz oldukları sonucuna vardı.
Sayfa 30·Kitabı okudu
İster şehirli ister köylü, çeşitli toplumlardaki insanlar empati kurma, kibarlık, hatta aşk ve çevreleri tarafından ortaya çıkartı lan zorluklarla şaşırtıcı bir şekilde başa çıkabilme yeteneğine sahip olduğu kadar kendi aralarında, diğer toplumlarla ve yaşa dıkları çevreyle ilişkilerinde duygusuz biçimde zalimliğe, gerek siz yere sıkıntıya ve büyük ahmaklıklara yol açan inançlarını, değerlerini ve sosyal kurumlarını sürdürme konusunda da bir o kadar yeterlilerdir. İnsanlar daima akıllı değildir. Ayrıca yarat tıkları toplumlar ve kültürler de insan ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde tasarlanmış ideal uyumlu mekanizmalar gibi görünme mektedir. Birçok akademisyenin yaptığı gibi, eğer bir nüfus ge leneksel inanç ve uygulamaları yıllar boyu sürdürmüşse, bu inanç ve uygulamaların hayatlarında önemli bir rol oynaması gerektiği fikrinde ısrarcı olmak yanılgıdır. Geleneksel inanç ve uygulamalar faydalı olabilir, hatta önemli adaptif mekanizmalar olarak hizmet de edebilir, bununla birlikte zayıf, zararlı ve hatta bazen ölümcül dahi olabilirler.
Sayfa 31·Kitabı okudu