İrem

8/10
·224 syf.··
2025 89. kitabı
Eser hem Kurtuluş Savaşı temalı romanlardan ilki olması ile hem de edebiyatın toplumsal tarihe kaynaklık ettiği eserlerden biri olması nedeniyle oldukça değerli. Eserde Kurtuluş Savaşı'nda yaralanan İstanbullu bir subayın anılarını dinliyoruz. Dönemin gerçeği bir aşk hikayesi ile kurgulanarak verilmiş fakat biz işgal ve direniş yıllarını arka planda değil, eserin tamamen merkezinde görüyoruz. İzmirli Ayşe'nin duyguları; metaneti, hırsı, inancı, İstanbul'da yabancı himayeyi kabullenmeye hazır salonlarda hissettiği yabancılık... Hepsi çok güzel ve akıcı şekilde betimlenmişti. Kitabın sonunda aklımda çok fazla soru işareti kaldı, aslında sorudan ziyade üstüne konuşma ihtiyacı hissettiğim bir kitap oldu. Kurtuluş Savaşı ruhunu sevenlerin zevkle okuyacağı bir kitap. İşgallerin ve yaşanan vahşetin daha açık bir şekilde anlatıldığı kitap arayanlara Yakup Kadri'nin Milli Savaş Hikayeleri eserini öneririm. Ateşten Gömlek işgalin vahşetinden çok ortaya çıkardığı ruhu anlatıyordu. Son olarak Halide Edip'in kadın karakterlerinin edebiyatta özel bir yeri olduğunu biliyoruz. Ayşe, Handan ve Rabia kadar iz bırakan bir karakter değil ama üstüne düşündüğümde bu üç karakter de hem birbirinin aynı hem de tamamen zıttı gibi geliyor. Üçünün aynı eserde karşılaşmasını çok isterdim. Acaba Ayşe, Handan'a nasıl bakardı ya da Handan savaş ruhunu görünce her şeyi bırakıp Anadolu'ya gelebilir miydi? *** Keyifli okumalar dilerim.
Ateşten GömlekHalide Edib Adıvar · Can Yayınları · 202530,3bin okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Puan vermedi·194 syf.··
2025 80. kitabı
Tarikat eleştirisi mi denilmeli yoksa genel olarak toplum eleştirisi mi emin değilim. Eserde tarikatların 13.yüzyıldaki işlevlerini yitirip bambaşka bir motivasyonla varlık sürdürmesi anlatılıyor. Elbette eser yazıldığı dönemde çok ama çok eleştirilmiş ve yazar sık sık kendini açıklama gereği hissetmiş. Eserdeki çoğu karakterin ahlaki açıdan son derece zayıf olması okuma zevkimi epey düşürdü. Halide Edip de esere buna benzer bir eleştiri yapıyor ama eleştirinin sonunu tatlıya bağlayarak Nigar aslında mağdur eden değil, edilen karakterdi diyor. Ben buna pek katılmıyorum. Yakup Kadri'nin çoğu eserinin ana karakteri şımarık, ahlaksız, yaptığı hareketin devamını düşünmeyecek kadar düşük zekalı kadınlar ne yazık ki. Burada da sırf ilgi budalalılığı yüzünden tarikata giren bir halanın güzel yeğenini tarikat şeyhine sunması, (iğrenç bir kelime farkındayım ama yazarın yaptığı da bu) yeğenininse eşini ve çocuklarını bırakıp bu şeyhin adeta kapatması olarak yaşaması eserin ana konusu olarak ilerliyor. Arka plandaki toplumsal eleştiriler güzel olsa da bu kadar düşük seviyeli karakter ve onun yanlışlarını görmekten çok sıkıldığım için Yakup Kadri eserlerine biraz ara vermeye karar verdim. Seniha, Leyla, Nigar... Her kitapta karakterin adı değişiyor ama sığ, düşüncesiz ve ahlaksız hareketi aynı kalıyor. Halide Edip'in Handan'ı da Yakup Kadri'nin karakterleri gibi okumuş çevreden çıkmış bir kimsedir ama onda düşünen, anlayan, hepsinden öte hisseden bir kadın karakter görürüz. Umarım Yakup Kadri'nin de böyle karakterleri vardır. Tek başına bu kitabı okusam son derece sever ve yüksek puan verirdim, şimdi ise hep aynı karakteri farklı isimde okumaktan bıkmışlıkla eseri beğenmeden bitiriyorum.
Nur BabaYakup Kadri Karaosmanoğlu · İletişim Yayınları · 20181,436 okunma
7/10
·184 syf.··
2025 90. kitabı
Tolstoy'un savaş temasına bakışını çok seviyorum. Bence o, savaşmanın insanın bir amaç uğruna feda olma dürtüsüne hitap ettiğine inanıyordu. Bu fikri çok sevdim çünkü idealizmin temelinde de kendini kutsal görülen bir ideaya feda etmek vardır ama bunu genelde üretme, yetiştirme temasıyla görürüz. Bunu savaş ve yıkımla birleştirmek üstelik bunu akıcı bir anlatımla aktarmak harika bir iş. Savaş ve Barış'ta ilk sahnede Andrey (aynı bu dürtü ile savaşa katılmaya karar vermiştir) Piyerle konuşur ve ne hissettiğini anlatmaya çalışır. Piyer ise hayatı yaşamanın feda olmaktan çok daha mantıklı olduğunu söyler ve onun duygularını umursamaz. İlk savaşın ardından bu sefer Piyer'i bir amaca adanmış (masonluk), Andrey'i ise savaşın yıkıcı haline şahit olmuş şekilde umursamaz görürüz. Bu ve bunun gibi Savaş ve Barış'ın vermek istediği birçok mesaj bence net şekilde Sivastopol'da var olmuş. Yazarı ve diğer eserlerini tanıyanlar için okuma zevki çok yüksek, yazara pek ilgi duymayanlar içinse insani açıdan savaşa yaklaşmak için ilgi çekici bir kitap. Bu kitabı sevenlere Andreyev'in Kızıl Kahkaha eserini ve Tarkovsky'nin İvan'ın Çocukluğu filmini öneririm.
SivastopolLev Tolstoy · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20192,997 okunma
8/10
·260 syf.··
2025 101. kitabı
Eserde orta yaşlı bir Rus soylusunun hayatı, düş kırıklıkları, umutları ve onun çevresinde Rus soylusunun karakteristik özellikleri anlatılıyor. Turgenyev'in karakterlerini hep sevmişimdir, Lavretski de sevdiğim bir karakter oldu. Ona dair tek eleştirim Oblomov gibi kendi adıyla yaşayan bir karakter olabilecekken bu şekilde kalması oldu. Romanın tanıtımlarında şu cümle dikkatimi çekti. "Batıda aradığını bulamamış bir Rus soylusunun Rusya'daki kır hayatına dönüşü." Eğer Lavretski, batı hayranı olsaydı ve yaşadığı talihsizlikler yüzünden batıdan soğusaydı cümle doğru olabilirdi ama biz çok daha derin oluşturulmuş bir Lavretski görüyoruz. Eserin başında çoğu realist dönem Rus romanında yapılmayan bir şey yapılıyor ve karakterin babası ve annesi sanki ana karaktermiş gibi uzunca anlatılıyor. Yazar bize Lavretski'nin sıkıntılı geçen çocukluğunu, istenmeyişini anlatırken gelecekteki arayışlarına sebep sonuç ilişkisi ekliyor. Lavretski'nin Moskova'da eğitim alması da opera da Varvara ile tanıştıktan hemen sonra onunla evlenmek istemesi de bence çocukluğundan gelen boşluğu doldurmak için yapılan şeylerdi. Bu yüzden onun Fransa'ya gidişini batı hayranlığı olarak görmüyorum, yine aynı şekilde karakterin Rusya'ya dönüşünü ve Rus kabuğuna kapanışını da orta yaş krizi olarak değil, arayışları sonuçsuz kalan bir adamın beklentisizliği olarak yorumladım. Lavretski'nin Liza'yı görünce mutlu olmasına kendinin bile şaşırması ve bu aşkı kendine kabul ettirmekte zorlaması da bence bu durumun sonucuydu. *spoiler* Eser iki aşığın kavuşması ile bitebilirdi ama bence Turgenyev hem Kırım Savaşı'ndan sonra oluşan o havayı dağıtmak istemedi ve "Rusya yüzünden Rusya için feda edilmiş karakterler" oluşturdu hem de Babalar ve Oğullar'da yaptığı gibi yazar karakterleri mutsuz sonla bitirerek daha
Asilzade YuvasıIvan Turgenyev · İletişim Yayıncılık · 2015193 okunma
7/10
·248 syf.··
2025 100. kitabı
Kitapta Osmanlı tarihinden alınmış ilgi çekici olaylar, mekanlar ve kişiler hem akademik hem de akıcı bir dille anlatılıyor. İlk bölümlerde kitaptan biraz sıkılsam da devamında çok beğendim. Seçilen olaylar yalnızca ilgi çekici olması ile değil, içinde eleştiri barındırması ile de çok hoşuma gitti. Yazarın özellikle ilmiye sınıfının bozulması üzerinden yaptığı eleştirilere bayıldım. Çoğu bölümü severek okusam da en sevdiğim bölüm "Kira kadınlık" bölümü oldu çünkü daha önce bu kavrama dair bir şey duymamıştım. Bu açıdan da kitap gerçekten besleyiciydi. Kısaca akıcı, ilgi çekici ve zevkli bir kitaptı. Reşad Ekrem'in Tarihimizde Garip Vakalar eserini seven okurların bu kitabı da çok seveceğini düşünüyorum.
Osmanlı DünyasıÖnder Kaya · Kronik Kitap · 201767 okunma