İrem

10/10
·284 syf.··
2025 147. kitabı
Yakup Kadri'nin kendi üzerinde en çok etki bıraktığını düşündüğü yazar dostlarıyla olan anılarına yer veren bu eser kesinlikle Türk edebiyatının en nitelikli biyografi kaynaklarından biri. İlk bölümde anlatılan Şahabettin Süleyman kısmı bende diğer yazarların bıraktığı etkiyi bırakmadı ama o bölüm de son derece keyifliydi. Özellikle Hüküm Gecesi romanında anlatılanların her anıyla ne kadar realist olduğunu, Yakup Kadri'nin her şeye ne kadar yakından tanık olduğunu görmek güzeldi. Anlatılan ikinci yazar olan Refik Halit'i çok sevdim, yazarın ona imrenmesindeki o saf hayranlığa ve samimiyete bayıldım. Sürgünde bile keyifli vakit geçirme yolu bulan Refik Halit kesinlikle okumak isteyeceğim yazarlar listesine girdi. Ahmet Haşim... Ne desem ne yazsam az kalacak. Yazar, Haşim'i ve onun dostluğunu çok seviyor ama satır aralarında onun kişiliğine dair eleştiriler de buldum. Haşim'in sürekli aşık olması ve her aşkına yeryüzündeki en tutkulu aşıkmış gibi davranması, iş ciddiye binince olmayacak bahanelerle (sevgilisi yakasına çiçek broşü taktığı için ya da sevgilisinin annesi kendisine iyi davrandığı için) kızlardan ayrılması ve kimseyi kendine denk görmemesi beni Ahmet Haşim'den epey soğuttu. Fakat Haşim'in ölümünün anlatıldığı satırlarda gözyaşlarımı tutamadım. Yakup Kadri'nin o ara kendi hastalığı ile uğraşması, ameliyata girecek olmanın zorunluluğu içinde çok sevdiği arkadaşının cenazesine katılamaması, o sabahın kederi... Her şey ama her şey beni o kadar etkiledi ki yalnızca bu kısım bile benim gözümde Yakup Kadri'nin tüm romanlarından yukarıdır. Bu bölümü okuduktan sonra bir müddet ara verip Haşim üstüne düşündüm, kendi görüntüsünden nefret eden bu yazarın belki de derdi kızlarda bulduğunu düşündüğü kusurlar değil, bir insan tarafından uzun süre sevilecek olmaya
Gençlik ve Edebiyat HatıralarıYakup Kadri Karaosmanoğlu · İletişim Yayınevi · 2017405 okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
8/10
·371 syf.··
2025 143. kitabı
Çehov deyince aklımıza büyük gözlem gücünün kuvvetli bir anlatımla birleşmesi gelir. Biz onun eserlerinde yazarın gözleyebildiği her sınıftan karakteri kahraman olarak görebiliriz. Yazarın gözlem gücünü besleyen ortamların çeşitliliği Troyat gibi, onu derinlemesine inceleyen eserlerde görebiliriz. Bu kitapta gözlemin ötesinde bir şey var, okurken buna o kadar takıldım ki her satır aklımda yeni bir soru işareti doğurdu. Yazarın "çalışmak, çalışkan olmak" temasına ne kadar değer verdiğini Kara Keşiş, Vanya Dayı gibi eserlerden biliyoruz, bir anlamda bu konu onun için kafaya takılası bir durum haline gelebilir, bu normal ama yazarın bu eserinde (derlenmiş öykülerin bu cildinde) özellikle kadın düşmanlığı yapması, öykülerin çoğunda eşini aldatan, mutlu olduğu, değer gördüğü halde karşısındaki kişiye mutsuzluk yaşatmaktan zevk alan, düşüncesiz, ahlaksız kadın karakterlerin seçilmesi bana çok garip geldi. Bu temanın yer aldığı öykülerin özel olarak seçilip bu eserde derlenmiş olması ihtimalini araştıracağım. Bu konuda başka bir fikrim de Tolstoy'un kadın düşmanlığının yakın arkadaşı Çehov'u etkilemiş olması. Çoğu açıdan aklımda soru işareti bırakan ve Çehov'un yalnızca kendisini değil, çevresini de ulaşabildiğim kadarıyla araştırma isteği uyandıran bir eserdi. Dil ve anlatımı yine çok güzeldi, önermemek adına bir olumsuz bir okuma eylemi yaşamadım sadece seçilen konulara şaşırdım.
DüelloAnton Çehov · İletişim Yayınları · 2020170 okunma
10/10
·158 syf.··
2025 155. kitabı
Genç Bir Doktorun Anıları, daha en başından okuyucuyu etkisi altına alan ve yazarın iç dünyasına davet eden güçlü bir eser. Mihail Bulgakov, eserdeki ilk hikayede deneyimsiz ve kendine güveni az olan, hastalarının yeterince iyi tedavi alamayıp öleceğinden korkan genç bir doktorun iç dünyasını ve ruh halini olağanüstü bir ustalıkla anlatıyor. Hikayede otobiyografik izlerin çok olduğunu bilmek yazarın gerçekçi ve etkileyici dilini daha anlamlı kılıyor belki de bu yüzden çoğu zaman kitabı sadece okumakla kalmıyor olayları adeta birlikte yaşıyor ve hissediyoruz. Kitabın her hikayesi çok etkileyici ve belki de bunun en önemli nedeni, anlatılanların gerçek olması. Hayat kurtarma sorumluluğunu taşırken, bir yandan da acı verici sonlarla baş etmek zorunda kalan genç doktorun, yazarın kendi sözleriyle "Elem dolu yerde kalmak" zorunda oluşu. Banyo bile yapamamak, başkalarının hayatlarının rahatlıklarına imrenmek gibi insani yanları, doktorun psikolojisini daha da derinleştiriyor ve bu durumları okurken onunla bu duyguları hissetmek zorunda kalıyoruz. Zorlu anlarda, gerçek hayatta olduğu gibi Bulgakov’un genç doktoru da saçma sayılabilecek şeyler düşünüyor. Mesele yine ilk hikayede doktorun tipiye yakalandığı sırada Tolstoy'un tipi temasını işleyen öyküsünü hatırlayıp yazarın yaşadığı güneşli ve sıcak bölgeden dolayı ona kızması, bu karakteri daha insani ve samimi kılıyor. Bu tip anekdotlar, karakteri daha etten kemikten biri yapıyor ve realist karakterleri seven okuyucular için harika bir okuma deneyimi oluşturuyor. Bulgakov’un kahramanları cesur ve her özelliğiyle idealize edilmiş karakterler değil; onların korkuları, endişeleri ve üzüntüleri var. Zorlukları deneyimleriyle aşan bu karakterler aslında gerçek bir insanın kahramanlığını temsil ediyor. Son olarak, kitap sadece
Genç Bir Doktorun AnılarıMihail Bulgakov · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202332bin okunma
10/10
·68 syf.··
2025 153. kitabı
Eser hayatımda okuduğum en özlü kitap olabilir. Bir kütüphane dolusu kitabın anlatmak istedikleri yalnızca altmış sekiz sayfada anlatılıyor, muazzam bir iş! Kendimizden farklı düşünen insanları görüp bize akıl almaz gelen bazı fikirlerin onlar tarafından ateşli şekilde savunulduğunu görünce "Bu insan kör mü, gerçekleri göremiyor mu, nasıl bu kadar sabit fikirli olabilir?" dediğimiz zamanlar olur. (Elbette karşıt görüşte olanlar da bizler için böyle düşünür) Bu sabit fikirlilik (ya da körü körüne savunuculuk diyelim) eserde harika bir kurgu ile anlatılıyor. Kahramanımız efsanevi körler ülkesine gören gözleriyle gidip ülkedeki insanların hükümdarı olmak istiyor fakat görmenin varlığına dahi inanmayan bu insanları böyle bir yetinin var olduğuna ikna etmek; dünyayı bir çatı altında sananlara hayatlarında hiç görmedikleri mavi gökyüzünün varlığını ispatlamak kolay bir iş midir? Bakış açısı çok değerli, mutlaka okunması gereken kitaplardan. "Gözü kapalı" tavsiyemdir.
Körler ÜlkesiH. G. Wells · Kolektif Kitap · 20183,696 okunma
9/10
·288 syf.··
2025 154. kitabı
İlber Ortaylı'nın "Eski Dünya Seyahatnamesi", sadece bir seyahat kitabı değil, aynı zamanda tarihseverler için büyüleyici bir başyapıt. Eserde İlber Hoca İstanbul'dan Roma'ya, Kahire'den St. Petersburg'a kadar birçok şehri detaylı bir şekilde ele alıyor. Her şehir sadece turistik bir rota olarak değil, aynı zamanda onun derin tarihi kavrayışıyla geçmişten günümüze uzanan bir hikâye olarak karşımıza çıkıyor. İlber Hoca'nın artık ayaklı kütüphane diyebileceğimiz derin bilgi birikimine rağmen dili son derece açık ve anlaşılır. Onun sözlerindeki bilgi zenginliği tek bir satırda bile akademik durağanlıkla sıkışmıyor. Bu açıdan hocamıza bir kez daha hayran oldum. Eseri özellikle iki açıdan çok beğendim, ilki Kırım'ı, Bakü'yü, Roma'yı okuma isteği ile kitabı elimize alıyoruz. Bir anda kendimizi Puşkin'in dedesinin köklerinden Katolik tarihinin sosyal yansımasını kadar öğrenmiş olarak buluyoruz ve İlber Hoca bunu o kadar doğal o kadar samimi bir dille yapıyor ki okurken hangi noktaya hayran kalacağımızı şaşırıyoruz. Muhteşem bir bilgi birikimi, muhteşem bir aktarma yeteneği. Kesinlikle bayıldım. İkinci bir nokta ise bazı bölgelere hocamız hem gençliğinde hem de orta yaşlarında gitmiş. Gençliğinde yaptığı çıkarımların günümüzde karşılık bulması da beni çok etkiledi. Zaten eserdeki çoğu çıkarımı gerçekten insanı kendine hayran bırakacak seviyede nitelikli. Kitaba dair olumsuz yorumlarım da var. Öncelikle eser yazarı tanımadan okunacak bir eser değil, elbette artık hepimiz İlber Hoca'yı tanıyoruz ama yine de okurlar içinde bu kitabı sokak sokak şehir tanıtacak beklentisiyle alanlar da vardır. Ben kendi adıma bu eleştiriyi yazarı tanıdığım için yapmadım ama benim eleştirimin çıkış noktası da buna benziyor. Yazarın bazı şehirleri başlık ile verip hiç tanıtmadan geçmesi o başlık
Eski Dünya Seyahatnamesiİlber Ortaylı · Kronik Kitap · 20201,460 okunma