Eserde Osmanlı döneminde yaşanan lezbiyen ilişkiler üç kadın üzerinden anlatılıyor. Tarihe ilgili olmayan okurlar kitabı okuduklarında şaşırabilir çünkü Osmanlı ve kadın denildiğinde insanların aklına pencere ardında gizli gizli geçen hapis içinde bir ömür geliyor ama tarih seven okurlar bilir ki aslında Osmanlı'da kadın kendi dünyasında kendi kuralları olan bir yaşayış içindedir. Eserin genel olarak kadın yaşamının düzenini göstermesini sevdim, ilişkiler ve anlatım ise pek ilgimi çekmedi. Hamamcı Ülfet ifadesi hamam sefasına düşkün anlamında kullanılıyor, yine burada bahsedilen hamam lezbiyen kadınların belli işaretlerle anlaştığı, kendi içlerinde yaptıkları bir hamam buluşması gibi bir şey. Kitabın sevmediğim yönüne ilişkiler demiştim çünkü Ülfet'in annesinin sevgilisinin aynı zamanda Ülfet'e de aşık olması; bu çarpık ilişki düzeni gerçekten sevimsizdi. Aynı eğilimdeki insanların birbiriyle buluşma düzenleri, kullandıkları işaretler, onlara şahit olanların düşünceleri ve bu yolda dağıtılan ziynetler üç kişi üzerinden verilmeden de anlatılabilirdi. Yazarın anlatımını başlarda sevdim çünkü bana Gogol'ü anımsattı ama sonra hem ondan uzak olduğunu gördüm hem de bazı söz oyunlarının tekrarlanması bana gereksiz geldi. ''Uzakta mavi bir dolap vardı, hayır mavi değil kırmızıymış.'' Genelde bu tarz bir anlatım vardı. (Kitaptan alıntı değildir, örnek vermek için kullandım) Toparlamak gerekirse kurgudaki zayıflıktan ve yazarın anlatımına ısınamamaktan dolayı çok fazla puan kırdım ama Osmanlı'da sivil yaşamı merak eden okurların seçebileceği bir eser. Reşad Ekrem Koçu da bir eserinde erkek eşcinselliğine değinir, iç oğlancılık, hamam buluşmaları vs. bir bölümde bir karakter üzerinden anlatılır. Onu okurken durumun zorbalığından rahatsız olmuştum. Kimsesiz çocuklar hamamcılara