İrem

7/10
·68 syf.··
2025 38. kitabı
Zweig'in çoğu eserini severek okudum. O eserleri kısa olmasına rağmen yoğun; yoğun olmasına rağmen de akıcı kitaplardı. Bu kitapla ilgili beklentilerimden ilki Zweig'in ne kadar iyi bir yazar olduğunu biliyor olmak, ikincisi ise incelemelerde çoğu okurun kitaptan muzzam derecede etkilenmiş olmasıydı. Çocukluk çağında başlayan bir aşk, zamanla büyük bir saplantı haline geliyor ve kahramanımız bu saplantı çevresinde gelişen ömrünü hayatının son saatlerinde sevdiği adama yazdığı bir mektupla anlatıyor. Bence karakterin çocukluk çağındaki aşkı çok güzel anlatılmıştı, aşkın heyecanı ve mutluluğu o kadar güzel aktarılmıştı ki o apartmanın içinde duyguları karakterle birlikte yaşamış gibi hissettim. Devamında gelişen olaylarda ise hep bir cevap aradım. Çocukluk döneminde adamı kültürlü, güçlü, zengin ve karizmatik bulduğu için sevgisini bir sebebe bağlıyor ki aslında sevginin nedene ihtiyacı yoktur ama sonra bu aşk kuvvetli bir saplantıya dönüşünce benim için her şey havada kalmaya başladı. Adamın hayatına dokunmak için çaba göstermediği halde tanınmadığı her anda üzülmesi, saplantının dozunu arttırıp kendine acı çektirmesi... Karakter aşkını anlattıktan sonra anlaşılmasa ya da bu denli büyük sevgisi küçük görülse ona hak vermek isterdim ama karakter hiç söylemediği gizli aşkının karşılık bulmasını istedikçe tavırları anlamsız gelmeye başladı. Bilinmeyen bir kadının mektubu bu yüzden benim için bilinmek istemeyen bir kadının mektubu oldu. Hatta yalnız bilinmek istemeyen değil, bilinmek istemediği halde bilinmediği için kırılan bir kadının mektubu. Yazarın dilini yine sevdim, yalnızca kurgu daha neden - sonuç ilişkisi içinde olabilirdi diye düşünüyorum. Aslında kadın ve mektup konusunda Çalıkuşu gibi bir eseri bilerek ve yorumlarda da ''hiç böyle kitap okumadım'' sözlerinden
Bilinmeyen Bir Kadının MektubuStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2022266,6bin okunma
Reklam
8/10
·128 syf.··
2025 184. kitabı
Reşad Ekrem halka inmeyi seven bir yazar. Onun eserlerinde yalnızca üst sınıftan bir paşayı değil, onun yanında çalışan köleyi, mahalledeki esnafı, ayyaşı, hayat kadınını kısaca her kesimden insanı görürüz. Tarihin bu yönünü seven okurlar için onu okumak bence çok keyifli. Yazar bu eserinde meddahlardan derlediği dört hikayeyi aktarıyor. Okur olarak hikayelerin gerçek olmadığını biliyoruz ama bunların bir zamanlar İstanbul halkına anlatıldığını ve onlar için bir nevi dönemin televizyonu işlevi gördüğünü bilmek güzel bir his. Bunun yanında her hikaye içinde halkın yaşamına, bakış açısına, kullandığı mekanlara ve eşyalara yönelik çok güzel ipuçları barındırıyor. Bunlara şahit olmak da çok güzel. Tüm bu olumlu yönlerine rağmen yazarla ilk kez tanışacak olan okurlara bu eserle başlamalarını önermem. Hikayelerin arka planında gördüğümüz renkler bize tarih hakkında bilgi verse de yazarın tarihçi yönünün ağır bastığı bir eserle başlamak onu tanımak adına daha iyi bir seçim olacaktır. Spoiler Her döneme kendi içinde bakmak gerek, eser bazı kısımlarda bu bakışa erişmek için okuru biraz zorluyor. Çerkes gencinin aşkının ve oyununun anlatıldığı hikayedeki ırkçılık (''Kendi türünden biriyle evlendirildi'' ifadesi), bizim çocuk olarak gördüğümüz 14 yaşındaki kızın 70 yaşındaki paşayla evlenmiş olması... Bu gibi örnekler bazen okuru kitaptan uzaklaştırabiliyor fakat hikayelerin yazarın kurgusu olmadığını ve yaşamış meddahların defterlerinden alındığını bilmek ve bu bakışın dönemin gerçeği olduğunu bilmek okuru yumuşatıyor.
Aşk Yolunda İstanbul'da Neler OlmuşReşad Ekrem Koçu · Doğan Kitap · 2015305 okunma

İrem

, bir kitap okudu
8/10
·128 syf.··
2025 184. kitabı
Reşad Ekrem Koçu
8.2/10 · 305 okunma
Puan vermedi·268 syf.··
2025 29. kitabı
Korsanlıktan gelme Osmanlı kaptanı Haymanalı Süleyman Paşa, bir savaş için yeniçeri taşıdığı gemisiyle açık sularda ilerlerken karşısına büyüleyici güzellikte bir kız çıkar. Paşa, kızın Allah tarafından gönderilmiş bir mucize olduğunu düşünür ve gelen fırtınanın kıza zarar verdiği için verilen bir ceza olduğuna inanır. Artık tek gayesi bu mucizevi varlığı korumaktır. Bu kıza geçmişte aşık olduğu kızın; Ayşe'nin adını verir ve Ayşe'nin 18. yüzyıl Osmanlısında yaşayacağı maceralar başlamış olur. Kitabı henüz okumamış okurlar için bu maceralara ayrıntılı değinmeyelim. Ayşe'nin yolu o yüzyılda Osmanlı'da görülebilecek farklı sınıftan insanlarla çakışır. Kitap bölümler halinde ilerler, bir bölümde Ayşe'nin maceraları anlatılırken diğerinde bu olaydan on asır sonra, yani 2700lü yıllar anlatılır. İlerlemiş teknolojik gelişmeler sayesinde robotlar insan hayatının her alanına girmiştir, devasa gökdelenler adeta bir semt halini almış öyle ki bir kişi hayatını yalnızca gökdelende geçirerek bitirebilecek imkanlara erişmiştir. Bu üstün gelişmeler mekanik yalnızlığı ve konfor alışkanlığını da yanında getirir. Bu duygular içinde genç bir dedektif çözümü olmayan hastalığı ile yılın belli zamanlarında inzivaya çekilmişken kapısı bir cinayet için çalınır. Bu cinayetin çözümü için kendine en büyük hayali vadedilir: Çektiği acılardan kurtulmak. Sürükleyici iki hikaye bir yerden sonra birleşir. İkisinde de anlatım son derece akıcı, konu heyecan uyandırıcıdır. Her bölümü okurken diğer evreni okumanın özlemini yaşadım. Bu da çok güzeldi. Osmanlı'da geçen kısımlar fantastik öğelerin dışında tarihsel gerçekle örtüşür. Çeşme baskını, dönemin yerel yöneticilerinin tavırları, çoktan gücünü kaybetmiş olan tasavvuf... Öte yandan gelecekle ilgili öngörülere hayran kaldım. Beni en etkileyen kısım bir
Osmanlı CadısıBarış Müstecaplıoğlu · Doğan Kitap · 2016373 okunma
Puan vermedi·64 syf.··
2025 41. kitabı
Eserde Osmanlı döneminde yaşanan lezbiyen ilişkiler üç kadın üzerinden anlatılıyor. Tarihe ilgili olmayan okurlar kitabı okuduklarında şaşırabilir çünkü Osmanlı ve kadın denildiğinde insanların aklına pencere ardında gizli gizli geçen hapis içinde bir ömür geliyor ama tarih seven okurlar bilir ki aslında Osmanlı'da kadın kendi dünyasında kendi kuralları olan bir yaşayış içindedir. Eserin genel olarak kadın yaşamının düzenini göstermesini sevdim, ilişkiler ve anlatım ise pek ilgimi çekmedi. Hamamcı Ülfet ifadesi hamam sefasına düşkün anlamında kullanılıyor, yine burada bahsedilen hamam lezbiyen kadınların belli işaretlerle anlaştığı, kendi içlerinde yaptıkları bir hamam buluşması gibi bir şey. Kitabın sevmediğim yönüne ilişkiler demiştim çünkü Ülfet'in annesinin sevgilisinin aynı zamanda Ülfet'e de aşık olması; bu çarpık ilişki düzeni gerçekten sevimsizdi. Aynı eğilimdeki insanların birbiriyle buluşma düzenleri, kullandıkları işaretler, onlara şahit olanların düşünceleri ve bu yolda dağıtılan ziynetler üç kişi üzerinden verilmeden de anlatılabilirdi. Yazarın anlatımını başlarda sevdim çünkü bana Gogol'ü anımsattı ama sonra hem ondan uzak olduğunu gördüm hem de bazı söz oyunlarının tekrarlanması bana gereksiz geldi. ''Uzakta mavi bir dolap vardı, hayır mavi değil kırmızıymış.'' Genelde bu tarz bir anlatım vardı. (Kitaptan alıntı değildir, örnek vermek için kullandım) Toparlamak gerekirse kurgudaki zayıflıktan ve yazarın anlatımına ısınamamaktan dolayı çok fazla puan kırdım ama Osmanlı'da sivil yaşamı merak eden okurların seçebileceği bir eser. Reşad Ekrem Koçu da bir eserinde erkek eşcinselliğine değinir, iç oğlancılık, hamam buluşmaları vs. bir bölümde bir karakter üzerinden anlatılır. Onu okurken durumun zorbalığından rahatsız olmuştum. Kimsesiz çocuklar hamamcılara
Hamamcı ÜlfetAhmet Rasim · Maviçatı Yayınları · 2007258 okunma
Reklam