• 544 syf.
    ·10/10
    KRISTIN HANNAH' ın Bülbül kitabını okuyalı uzun zaman oldu. Yanılmıyorsam 2017 yılının Haziran ayıydı. Öyle güzel havalarda böyle bir kitap okunur mu? deneyin. Valla öyle yaptım ve okudum. Sonuç mu? Kullanıcı adımdan da anlaşılacağı üzere okadar etkilendim ki anlatamam. Kadınların acıya dayanma eşiği ile erkeklerin'ki farklıdır bilirsiniz.Bu kitapta bunu bir kez daha anlıyoruz.Erkekler alınmasın lütfen bu bilimsel bir gerçek.Ben demiyorum yani :) Acı bizi öldürmüyor. "Kimseyi öldürmez " dediğinizi duyar gibiyim.Ama kadınlar pes etmiyor, dağılmıyor, pes etmeden devam ediyoruz. Işte tamda böyle iki kadın çıkıyor Bülbül 'de karşımıza ; kocası savaşa katılmış bir Anne, savaşın ortasında tek başına kalmış bir kız... Ve savaş başlıyor ! Bu savaş cephe de değil, o zaten tüm yakıcı gücü ile devam ediyor. Bu hayatta kalma,karnını doyurma, izini kabettirme ve iz bulma savaşı. Anne kucağı sayılan "abla" sını bulabilme savaşı. Açlık,sefalet, korku ,azim, inat ve dehşeti gören gözler... pek tabi gecenin karanlığında, çamurlu yollarda... hastalık, açlık ve " aşkı" da görüyor. Herseye rağmen...
    Ben bu tarz kitapların biz kadınlara bir nevi savaş sanatı da öğrettiğini düşünüyorum. Nasıl bir sanat derseniz; hayatta kalma,açlık la baş etme, korku ve yoklukla baş etme sanatı.
    Efendim sözün kısası okuyun ve okutun çevrenizdekilere, çocuklarınıza. Vian ile kızının ve Issabel ' in özgürlük ve hürriyet için neler yaptıklarını, neleri göze aldıklarını. Isabelle sen nekadar cesurdun öyle. Ispanya dağlarından yürüyerek aşırdığın Amerikan pilotlarını,sahte ismi ile tezat bir cesurluk ile. Isabelle Amerikan pilotlarını kaçırırken gizli teşkilatları ona Rossignol adını vermişti. Fransızca da " Bülbül " anlamına gelmektedir. İnsan bu isimli bir kadını naif,narin bir kadın olarak bekliyor değilmi? Ama öyle değil tabiki ...müthiş mücadele ve cesaretle muvaffak oluyor amacına,fakat yakalanıp ,eziyet ve işkence görüp, sürgün kampına gönderiliyor.
    Vianna; bir kadının yaşaya bileceği en korkunç psikolojik şiddeti yaşıyor. Alman subayı ile aynı evde yaşamak zorunda kalıyor. Zaman geçiyor ve her şey değişiyor...kocası dönüyor... fakat artık hiçbirşey aynı olmayacaktır ! Çünkü yaşamların üzerinden koskoca bir savaş geçiyor..!
    Bülbül 'ü okuyun dedim ama sadece bülbül ile kalmayın " Erik Ağacı " nı da okuyun. Yazarları farklı fakat birbirinin devamı gibi kitaplar. Mümkünse peş peşe okuyun derim .
  • 544 syf.
    ·8 günde·Beğendi·10/10
    2. Dünya savaşı Fransasında dağılmış bir ailenin, savaşın etkisiyle bir araya gelmelerini, içine düştükleri zorlu hayat mücadelesini, ülkenin kurtuluşu için verdikleri savaşı can alıcı kelimelerle okuyacağınız bir roman. Yazarın okuduğum ilk romanı ve son derece sade akıcı bir dil kullanılarak çevirisi yapılmış. Okumaya doyamayacaksınız..
  • 544 syf.
    ·5 günde·Puan vermedi
    Az önce kapadım kitabımın arka kapağını. Öylece bakakaldım bir süre. Hissettiklerimin etkisi geçmeden incelemesini yapmak istedim. Ama şimdi ekrana öylece bakakaldım, neresinden başlasam NASIL anlatsam diye. ÇÜNKÜ BU RUH HALİYLE KİTABIN ETKİLERİNİ ANLATABİLECEĞİMİ SANMIYORUM. Sanırım başından itibaren başlamak en doğrusu.

    Paris’ten Çiçeklerle kitabı bir önce okuduğum kitaptı ve Nazi döneminde işgal edilen Paris konusu işlenmişti. Konusu aynı olunca bu kitapla devam etmek istedim. Ancak yanılmışım... Aynı dönemi yansıtsalar da Hannah o dönemi daha çarpıcı bir şekilde neredeyse tüm yönleriyle ele almış. Fransız askerlerinden esir kamplarına düşenleri, yurtdışından Fransaya gelen Yahudiler ile Fransa doğumlu Yahudileri, Fransız vatandaşı katolikleri, Fransız işbirlikçileri de işlemişti. Tabi ki işgalci kuvvet Wehrmacht, Gestapo ve SSye de değinmişti. Onların içinde de iyiler ve kötüler olduğunu Viann’in evine el koyan iki Nazi subayı aracılığıyla gayet içten ve detaylı bir anlatımla gördük. Yüzbaşı Beck, en az Viann kadar gördüm içinin derinindeki pamuk kalbi. Rachel ve ailesi için kendini tehlikeye atman takdire şayan. Ahhhh, Rachel gibi nicesine yetebilseydin...

    Bir annenin çocuğundan ayrılması kadar zor bir şey yok dünyada. Rabbim kuzuları analarına, anaları kuzularına bağışlasın. Başlarına gelecek belalardan yavrusunu uzak tutmak için o cennet kokusundan uzak durup ayrı kalmayı göze alabilen tüm annelerin ellerinden öpüyorum. Rabbim o mini bedenlerle hasretinizi ahirette dindirsin inşallah. Kitabın son 50-60 sayfasını okuma halimi
    “Boğazımda bir düğüm
    Gözümde damlalar”
    diyerek tasvir edebilirim. Ariel’in hahama teslim edilme sahnesinden ve üzerimdeki etkisinden kurtulamamışken, yetişkin Ariel’in o konferansta Viann’i bulması beni derinden sarstı. Bugünlerde bu konuda hassas olmam da bu kısımda ağlamama sebep oldu.

    Rossignol ailesinin asi ve kural tanımaz olarak bilinen dişi aslanı İsabelle, sen ve senin gibiler bu güç gösterisini hep içlerindeki sevgiye duyulan açlığı bastırmak için yaparlar. Bunu yaparken tüm hayatını imkansız gibi görülen zor işlere harcaman ayakta alkışlanır. Belki ailen o dönemde seni anlayamadı senin onları anlayamadığın gibi ama sen hep ailenin bir parçasıydın. Yaptığın fedakarlıklarla ülkende gerçek bir “bülbül” oldun. Şahsında Nene hatunları da gördüm. Onları da andım. Ruhunuz şad olsun ülkesi için anneliğinden, gençliğinden, kadınlığın verdiği narinliğinden vazgeçen hassas ve fedakar kalpler, ruhunuz şad olsun. Sizler kahramanısınız hayatlarımızın.

    Herkes gibi ebeveynler de bocalayabilir, sendeleyebilir. Hayatın dalgalarında boğuşurken çocuklarından ayrı düşüp sorumluluklarını yerine getiremeyebilir. Ama iş başa düşünce bir baba da tıpkı bir anne gibi, yavrusu için canını hiçe sayabilirmiş... Julien Rossignol ve diğerleri ışıklarda uyuyun.

    Vefa öyle bir rüzgardır ki, üzerinden yıllar da geçse arada binlerce kilometre de olsa sizi sürükleyebilir. Bu kitapta vefanın adı Ariel de Champlain idi.

    Kitabı okurken kendi ülkemizin verdiği bağımsızlık savaşını düşündüm sık sık. Bizde de yaşanan benzeri olayları, atılan kocaman adımları, dağ yürekli kahramanlarımızı... İsrail’i de düşündüm. Acaba bu uğursuz dönem yaşanmasaydı, yine böyle vicdansız bir yönetim mi sergilerlerdi? Bu yönetim anlayışları başlarına gelen bu durumun bir sonucu mu? Ve daha bir sürü şey...

    Kristin Hannah kalemini çok beğendiğim bir yazar ve bu kitabıyla farkını bir kez daha kanıtlamış ve sürükleyiciliği ile çarpıcılığını bir tık daha yükseltmiş. Çeviride, yazım ve noktalamada hata olmaması ayrıca artı puan. İçerik zaten 100 puan herkesin okuyup üzerinde derinlemesini tavsiye ettiğim kitaplar arasında yerini aldı. Şimdiden keyifli okumalar.

    Kitapla kalın.
  • 544 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Nereden başlasam bilemedim. Kitap bitiminde aklıma gelen Arakan'daki buna benzer felaketti. Dili çok ağır olmadığından kolay okundu.
    Bülbül -İsabelle- cesur, kahraman, aşık. Cesurca gözünü kapamadan savaşan. Vatanı uğruna her zorluğa katlanan, aşkı için de mücadele veren harika bir kadın. Anlat anlat bitmez.
    Vian -Vi- sonuçta oda bir Rossignol(Bülbül) olduğundan kanında kahramanlık var. Herşeye, korkuya, açlığa, zulme yapılan her türlü igrençlige kızıyla birlikte göğüs germek zorunda kaldı. Ama başardı.
    Bir çok karakter var. Savaşa direnen, kazanan, onca zorlukla baş etmeye çalışan bir çok insan vardı.
    Şiddetle okumanızı tavsiye ederim.