Eskiden havanın durumu günü değiştirirdi. Şimdi her gün bir öncekinin aynısı. Karlar kapatınca otun toprağın üstünü, kaldırıp başımı âlemi temaşa etsem, mahluktan Hâlık'a yürüsem. Ezdiğim nefsime biraz nefes aldırsam ışığında; Sizin fer olan ilminiz, asıl olanla nasıl ve niçin kıyaslanır ? Güç diye elinizdeki meşale, güneşe olan hasretimi doyurabilir mi? Küçük tepelerde kaçarız sanırsınız tufandan, yuvarlanır da parça parça olur yeryüzü. Oysa zulmü dik karşılar rahmet bilen yürek.
Yine de etimle kemiğimle nefret etmeme mani olamaz mertebem. Yine çakılır nefsim, dilim susar kalem düşer elimden.
Kitabı okurken, ununu eleyip eleğini asmış, köşesine çekilmiş ve biraz da alaycı yaşlı bir adam ile deneyimsiz, yargılarında pek aceleci ve heyecanlı, genç bir adam arasında geçen Sokratik bir diyaloga şahit oluyoruz - tıpkı Platon'un meşhur diyaloglarında ya da diyalog biçiminde yazılmış başka birçok eserde olduğu gibi, üzerine konuşulan konuların farklı perspektiflerden değerlendirildiğini görüyoruz. Yaşlı Adam insana dair, insanın ne olduğuna dair kendi fikirlerini ortaya koyar ve gerekçelendirirken, Genç Adam ise bunlara sürekli itiraz ediyor. Ne var ki, Yaşlı Adam'ın sorduğu sorular Genç Adam'ı bu itirazların haklı olup olmadığını sorgulamaya zorluyor. Twain böylece, kitabı okuyan bizleri de bu sohbete dahil ediyor ve biz de kendimizi bu diyalogun taraf l arını sorgularken buluyoruz. insanın sahip olmak ile övündüğü hemen herşeyin, daha doğrusu bu övüncün, aslında bir yanılgıdan ibaret olduğunu iddia edi yor. Örneğin insanın sadece bir makina, dış etkiler sayesinde çalışan bir otomat olduğunu ve sandığının aksine hiç de özgür bir iradeye sahip olmadığını söylüyor. Düşünen bir hayvan ol makla kendini haksız yere kayırdığını ve bu anlamda hayvanlar arasında hiç de ayrıcalıklı olmadığını, düşünme süreçlerinin tıpkı diğer hayvanlarda olduğu gibi mekanik ve otomatik bir şekilde ve dış etkiler dolayısıyla gerçekleştiğini ileri sürüyor..