Şunu farkettim...
1/10
Şunu farkettim:Bir şeyin (herhangi bir şey olabilir bu kavram da olabilir canlı yaşayan bir varlık da...) normalleşmesi için toplumun alışması gerekir. Yani alışılagelmiş şeyin toplumda yer edinmesi gerekir. Mesela tecavüz, eşcinsellikten daha kötü olmalı herhalde. Anlamayanlar için açıklayayım: tecavüz yaşayan bir varlığın (hayvanlara da yapıldığından insan diyerek geçmek istemedim.) iradesini yok sayarak onu cinsel ilişkiye zorlamaktır. Bilinenin aksine asıl amaç zevk almak değildir sadece. Varlığı kontrol altına almanın verdiği zevktir, sahip olma gücü... Tecavüz bazı durumlarda cinayetten bile daha kötüyken nasıl olur da homoseksüellik gibi bir nötr kavram karşısında aklanabilir?... Çünkü alışık değiliz eşcinselliğe, toplum filmlerle dizilerle tecavüzü normalleştirirken hatta bazen tecavüzcü ile empati kurdururken eşcinsellike alakalı varlığı ile anlatımını pekiştirecek pek eser yok hele de olumlu bir bakış oldukca ender rastlanır literatürümüzde. Anlamıyoruz eşcinselleri anlamak da istemiyoruz korkuyoruz nefret etmeye zorlanıyoruz toplum tarafından. Sonra o toplumda bir birey oluyoruz. Döngüyü devam ettiriyoruz. heteronormatiflik zorluyor bizleri çünkü doğal değil derken doğada da var örnekleri. İnsanlar olarak hepimiz isteyerek istemeyerek gruplara ayrılıyoruz (cinsiyet, ırk, yönelim, ideolojik gruplar) bazen bunlardan bağımsız tek başına yaşayan bir insan olduğumuzu da unutuyoruz. Erkekler öfke harici öbür duygulardan arındırılması istenerek ataerkillikle kadınlara hükmetmesi isteniyor kadınlar da ya karşı çıkıyor ya da kabul ediyor acizliği. Hepimiz insanız yaşıyoruz ve ameleyiz, sırtımıza yüklenen normlardan acı çekiyoruz ancak acıya alışığız, belirsizlik karşısında ilerleyebilir miydik? Elbette cinsiyet rollerimizden çıkıp bizi kısıtlayan her şeyi
Bir Zambak HikayesiMehmet Rauf · Sel Yayıncılık · 2008311 okunma
Ana'nın Direniş Anatomisi
9/10
·416 syf.··
2026 14. kitabı
Asıl adı Aleksey Maksimoviç Peşkov olan Rus yazar, yetim kalıp yoksul bir hayat sürdüğü için "Acı" anlamına gelen "Gorki" takma adını kullanır. Yazarın dilini ve üslubunu çok beğendim. Zira içeriğinde altını altın harflerle çizilecek birçok söz var. Ki bu sözlerin çoğu da şiirsel bir dille aktarılmış. Kitap, sosyalist olan bir Ana'nın (Plage) oğlu Pavel ile Çarlık despotizmine, kapitalizme , zulme, eşitsizliğe, adaletsizliğe, hükümet baskısına karşı verdiği mücadeleyi anlatır. Ama bu sıradan bir mücadele değildir. Zira Ana, okuma yazma bilmemekte, yoksuldur ve dul bir kadındır. Oğlu fabrikada işçidir. Bir gün oğlu Pavel'in fabrikakadan gelen işçi arkadaşları ile evinde yaptığı toplantı sonraki günlerde muntazam bir toplantıya dönüşür. Ana, evine gelen gidenleri ve neyi konuştuklarını zamanla kavrar. Böylece sonraki süreçte Ana da oğlu ve arkadaşlarının verdiği bu amansız mücadeleye dahil olur. Oğlu ve bir çok arkadaşı tutuklanır. Buna rağmen Ana pes etmez. Bu sürede okuma yazma öğrenir hatta bu zulme karşı en büyük mücadeleyi dergi, bildirim ve kitap dağıtımı yaparak başlatmış olur. Halkı biliçlendirerek halkın uyanmasını ve bu direnişe destek vermesini sağlar. Oğlu Pavel ve arkadaşları tutuklanarak Sibiryaya sürgüne gönderildiği için Ana, artık kaybedecek bir şeyi olmadığını anlar ve ölmez bir ruhla tek başına direnişe devam eder. Son bölümde Ana, jandarmalar tarafından yakalanarak zorla susturulmaya çalışılır. Fakat Ana direnir ve şu son sözler ağzından dökülür: "Gerçeğin sırrına eren ruh bir daha öldürülemez." "Gerçek kanla boğulmaz." "Gerçeği kanla saklayamazsınız."
AnaMaksim Gorki · Evrensel Basım Yayın · 201634,4bin okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
5/10
·104 syf.··
2026 18. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 25 Haziran 2026 01:22
Merhaba arkadaşlar, bugün sizlere Bilimkurgunun Babası olarak bilinen, İngiliz yazar H. G. Wells'in (1866-1946), Zaman Makinesi adlı eseri hakkında bilgi vermeye çalışacağım. 1895 yılında yayımlanan bu eser bilimkurgu türünün ilk örneklerinden olduğu için önem teşkil etmektedir. Eserin içeriğine gelecek olursak; Zaman Gezgini adlı baş kahramanımız, bir tane zaman makinesi icat eder ve bu makine ile MS. 802.701 yılına yolculuk yapar. Yaptığı yolculuktan döndükten sonra yaşadıklarını bir dost meclisinde dostlarına anlatır. Zaman Gezgini'nin yolculuk yaptığı dönemde iki çeşit insan vardır: Eloilar: Yeryüzünde yaşayan, narin, çocuksu, minyon ve sanatsal yaratıklardır. Herhangi bir iş yapmazlar, sadece meyve yer ve oynarlar. Zihinsel kapasiteleri oldukça gerilemiştir. Wells'e göre Eloilar, geçmişin sefa içindeki zengin, burjuva sınıfının evrimleşmiş halidir. Mücadele edecek bir dertleri kalmadığı için zayıf düşmüşlerdir. ​Morlocklar: Yeraltında, karanlıkta yaşayan, maymuna benzeyen, mekanik işlerle uğraşan vahşi yaratıklardır. Işıktan nefret ederler. Wells'e göre Morlocklar ise geçmişin ezilen, fabrikalarda güneş görmeden çalışan işçi sınıfının evrimleşmiş halidir. Zaman Gezgini, gelecekte insanlığın evrimleşerek iki tamamen zıt ve kutuplaşmış türe ayrıldığını görür. Wells bu iki tür üzerinden Victoria dönemi İngiltere'sinin sınıfsal yapısını eleştirir. Eser akıcı bir dille yazılmış, yüz sayfa olduğu için bir oturuşta bitiyor. Ancak çok şey vadediyor gibi başlasa da oldukça vasat bir kitap. Sanki ilkokul çağındaki bir çocuğun eline kağıt kalem verip hadi sınırlarını zorlayarak saçmala demişler o da saçmalıkları kaleme almış gibi. Ben pek beğenmedim, tavsiye de etmiyorum. Keyifli okumalar dilerim...
Zaman MakinesiH. G. Wells · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202437,2bin okunma
8/10
·125 syf.··
2026 53. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 24 Haziran 2026 00:00
Sokak serserisi, Bitirim Leyla çoğunlukla üçkağıttan voliyi vurur, mahallenin henüz bıyığı terlememiş delikanlılarının peşinde gezerken evde, çocuklarının başındaki eşi Süleyman'ı unuturdu. Nitekim mahallenin çoğunda gözü dışarıda işçi veya serseri kadınlar, gezmek, eğlenmek, genç erkeklere laf atmak, onları kaldırmakla meşguldür. Bitirim Leyla yine taşkınlık yaptıktan sonra bayan komiserin onu cezaevine göndermesi sonucu ailesini başsız bırakmıştır. Yokluğunda kocasının başka kadınlara kaçma ihtimallerinden bunalırken cezaevi başgardiyanı, Bitirim Leyla'nın oğlunu evlerinde ziyaret eder. Bu sırada kapılarını çalan Palabıyık Hasan'ı gören başgardiyanın ayranı kabarır ve oğlandan Palabıyığı kendisine ayartma sözü alır. Bitirim'in yokluğunda komşu Palabıyığın eşi Muhasebeci Hayriye'nin yardımıyla fabrikaya işe giren Süleyman'a patroniçe göz koyar; ancak daha sonra zengin olma hayalleriyle Bitirim'in oğlu, ihtiyar patroniçenin kapatması olmuştur. Hapisten çıkan Bitirim, üçkağıttan yolunu bulup genelevde keyfine göre bir erkekle buluştuktan sonra başka bir gün Muhasebeci Hayriye ile akşamına pavyon planı yaparlar. Bu plana patroniçe de dahil olurken ilerleyen saatlerde tarafların kapatmaları da mekanda buluşmuş olur ve yüzleşme gerçekleşir. Orhan Kemal'in kadın-erkek rollerini tersine çevirerek yazdığı eseri oldukça keyifli. Diğer öykü ve romanlarında kadınların hep düşkün veya edilgen olmalarına eleştiri gelmesinden sebepli mi böyle bir eser kaleme aldığını düşündürdü bana. Toplumsal rollere, zihin resmine şartlı insanlara farklı gelecek bir eser. Herkese iyi okumalar...
Edebiyat
Tersine DünyaOrhan Kemal · Everest Yayınları · 20214,108 okunma
Puan vermedi·528 syf.··
2026 11. kitabı
·
33 günde okudu
·
Okunma: 02 Haziran 2026 00:00
Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin tarihini anlatan bu kitap hakkında bir inceleme yazmak için açıkçası uzun süre düşündüm. Çünkü önce okuduklarımı sindirmem gerekiyordu. Şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki şimdiye kadar bu kadar keyif alarak okuduğum, her sayfasında bana yeni bir şey katan, hem düşündüren hem de gerçekten bilgilendiren çok az kitapla karşılaştım. Üstelik uzun zamandır büyük bir merak duyduğum bir konu üzerine böyle nitelikli bir kitap okumak beni ayrıca mutlu etti. Kitabın en güçlü yanlarından biri, böylesine kapsamlı ve önemli bir tarihi konuyu son derece yalın, anlaşılır ve düzenli bir dille anlatabilmesi. Herkesin rahatlıkla okuyup anlayabileceği bir anlatımı var ama bu sadelik kitabın içeriğinin derinliğinden hiçbir şey eksiltmiyor. Aksine kitabı daha da etkileyici kılıyor. Gerçekten sürükleyici bir okuma deneyimiydi. Okurken bol bol not aldığım için biraz yavaş ilerledim; buna rağmen hacimli sayılabilecek bu kitabı bir ay içinde bitirdim. Benim için oldukça verimli ve keyifli bir okuma süreci oldu.
Kızıl YıldızOnur İşçi · Kronik Kitap Yayınları · 202530 okunma
9/10
·517 syf.··
2024 18. kitabı
·
28 günde okudu
·
Okunma: 28 Eylül 2024 00:00
Martin Eden, aslında o klasik "çok çalıştı, inandı ve sonunda başardı" anlatan kişisel gelişim zırvalarından biri değildir. Aksine, "Cehalet mutluluktur, fazla okursan kafayı yersin" diyen, zirveye tırmanıp manzaranın aslında koca bir çöplük olduğunu fark eden bir adamın trajikomik uyanış hikayesidir. Aşk Uğruna Başlayan "İnekleme" Evresi ve Burjuva Balonu Olaylar tamamen Martin'in Ruth adında, porselen gibi kırılgan, zengin ve kültürlü "sandığı" bir kıza tutulmasıyla başlar. Martin tam bir denizci, kaba saba bir adam. Sırf kıza yaranmak, onun o "yüce ve elit" dünyasına girebilmek için yemiyor, içmiyor, uyumuyor; sabahlara kadar felsefe, sosyoloji, edebiyat ne varsa yutuyor. Ruth'u ve onun sınıfını Olimpos Dağındaki tanrılar sanıyor. Fakat Martin'in beyni açıldıkça, okuduklarını sindirdikçe bir gün o acı gerçekle yüzleşiyor: "Lan ben bu insanları gözümde ne büyütmüşüm!" Taptığı o burjuva takımı aslında kendi fikirleri olmayan, papağan gibi ezberledikleri ahlak kurallarını tekrarlayan, sıkıcı ve sığ tipler çıkıyor. Nietzsche'le Kafayı Sıyırmak Martin okudukça evrim teorisine ve Nietzsche'ye fena takar. İçindeki "Üstinsan" uyanır. "Ben güçlüyüm, en dipten geldim ve kendi irademle hepinizi ezip geçeceğim!" triplerine girer. Kendi zekasına ve potansiyeline o kadar inanır ki, herkesi (cahil bulduğu işçi sınıfını da, ikiyüzlü bulduğu zenginleri de) hakir görmeye başlar. Kimseye ihtiyacı olmadığını sanır. Ama Jack London burada arka planda bıyık altından güler ve bize şunu fısıldar: "Aşırı bireycilik ve kibir adamı işte böyle zehirler." Martin o kadar tek başına bir kavgaya girer ki, sonunda onu hayata bağlayacak tek bir dostu, inancı ya da dayanağı kalmaz. Şöhret Gelince Ortaya Çıkan Sahte Akrabalar Kitabın en büyük şakası ve Martin'in nihilizme çakıldığı yer son
Martin EdenJack London · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025135,3bin okunma