Hâlâ da devam ediyoruz
Gazzeliler imkânsızlıklar içinde yıllardır işgalci düşmanla karşı karşıya gelecekleri günlerin hazırlığını yaparken biz dostumuzu ve düşmanımızı bile tanımaya çalışmadık; düşmanımızın ürettikleriyle zihinlerimizi, midelerimizi, evlerimizi ve ceplerimizi doldurduk.
Beklenti, içindeki en büyük işgalci. Sen kendi hayatını, başkalarının seni nasıl gördüğüne göre düzenledin. Bunu bitir.
Alıntı
Reklam
İstanbul 14 Nisan 1909 gününe bir meydan harbini andıran silah sesleri altında girmişti. Zira isyancı askerler hükümetin düşürülmesi, Harbiye Nazırı olarak Ethem Paşa'nın atanması ve nihayetinde tebliğ edilen genel af ile birlikte kendilerini muzaffer telakki ediyor, âdeta işgalci bir ordu gibi zaferlerini kutluyor ve sevinçten havaya ateş ediyorlardı..
Sayfa 114 - Kronik Kitap·Kitabı okuyor
Alıntı
Gençliği din değil; hakikatten koparan fikirleriniz zehirliyor.
Her ne kadar korucular silahlarıyla bize savaş açmış olsa da, asıl düşman özgürlüğümüze karşı fikir savaşı yürüten cemaatçilerdir. Neden derseniz, sizlere derim ki: Bizimle fikir savaşı yürütenler, yani cemaatçiler; işte bunlar kalenin içerisinde bizimle savaşıyorlar. Birçok gencimizi fikirleriyle zehirleyenler bunlardır. Karl Marx, "Din halkın afyonudur." diyor. Biz bu sözün ne kadar doğru bir tespit olduğunu topraklarımızda daha iyi görüyoruz. Bugün işgalci güçler tarafından din, halkımızı Orta Çağ karanlığına götürmek için bir silah olarak kullanılıyor. Bir kontrgerilla yapılanması olan cemaatler de bu göreve hizmet ederek halkımızı Arap mitolojisine (masal ve hikâyelerine) hapsederek bizi bölmeye çalışmaktadırlar. Devletimiz kurulduğunda bunları aramızdan ayıklamak zamanımızı alacaktır. Bundan dolayı her yoldaşın şimdiden kendi sorumluluk bölgesinde bunlara karşı dikkatli olması gerekiyor. Mahallelerinizde ya da evlerinizde bunların zemin kazanmasına asla müsaade etmemelisiniz.
MÜZİSYEN BEYİN:
Kendi topraklarında işgalci güçlerin idaresi altında kalmaktansa özgürlüğü için sahip olduğu her şeyi kaybetme- yi göze alan binlerce insanın öyküsünü anlatan bir uzun hava okuyacaktım o akşam. "Göç göç oldu göçler yola dizildi" diye başlayan ve bu adla bilinen uzun hava, düşman birliklerinin Erzurum'a yaklaşması ile sırtlarında ya da öküzlerin çektiği kağnılarda taşıyabilecekleri eşyaları alelacele yüklenerek batıya doğru göç etmeye başlayan insanların öyküsünü anlatır.
Ş.S.Aydemir; "M. Kemal'den başka şans yoktu"
Kemalizmi gereği gibi değerlendirebilmek için, oluştuğu or­tamı iyi bilmek ve gözden uzak tutmamak gerekir. O ortamı Şev­ket Süreyya Aydemir güzel özetliyor: "Toplum hayatı, bir ilkçağ ilkelliği içindeydi. Türk milleti perişanlığın, fakirliğin, çaresizliğin en ilkel düzeylerinde yaşı­yordu. Halk cahildi, bakımsızdı, sefildi. Memleket yolsuz, iş­siz, asayişsiz bir düzensizlik içinde bunalıyordu. Sonu gelmez savaşlar, İstiklal Savaşı'nda olduğu gibi millet için, millet ya­rarına da yapılmamıştı. Yüzyıllarca Anadolu ve Rumeli halkı, bizden olmayan, bizim olmayan yabancı ve uzak ülkelerde boş yere eritilmiş, gitmişti. Tarım en ilkel bir sürünüş gibiydi. Sanayi yoktu. Derebeylik, ayan, eşraf, mütegallibe nizamı alabildiğine köklüydü. Şeyhlik, müritlik, hacılık, hocalık, efsunculuk yaygın­dı. Tekkeler, zaviyeler çöküntü halinde, fakat ayaktaydı. Dağlan eşkıya sarmıştı. Bu bel vermiş yapının ve ilkel hayatın yeni bir düzene yönelişi için, Gazi Mustafa Kemalin şahsiyetinden başka bir ümit yoktu." Toplum, Batı'da çağdaşlaşmanın itici gücünü oluşturan iki temel sınıftan da yoksundu: Ne gerçek anlamıyla bir kentsoylu (burjuvazi) sınıfı vardı, ne de örgütlü bir işçi sınıfı. Dışarı ile ilişki içerisinde ticaret yaşamında etkili olan kesim ise, daha çok Müslüman olmayan azınlıklardandı. Ve işgalci güçlerle işbirliği yaptıkları için, Kurtuluş Savaşı'nın sonunda çoğunluğu ülkeyi terk etmek zorunda kalmıştı.
Reklam
Reklam