9/10
·130 syf.·
2026 35. kitabı
1919–1922 yılları arasında Anadolu’da yaşanan işgal sürecini, özellikle sivillere yönelen şiddet üzerinden ele alan çarpıcı bir kitap. Eserde yer alan belgeler ve tanıklıklar; yakılan köyler, zorunlu göçler ve sistematik baskılarla savaşın cepheyle sınırlı olmadığını açıkça ortaya koyar. Kitap, duygusal bir söyleme yaslanmadan, fakat sert gerçekleri de yumuşatmadan ilerler. “İşgalci mağdur olabilir mi?” sorusu etrafında, güç ve sorumluluk ilişkisini sorgulatır. Velhasıl okuru rahatlatan değil; daha çok düşündüren bir kitap.
Yunanistan Tarafından Anadolu’da İşlenen İnsanlık SuçlarıUğur Cenk Deniz İmamoğlu · Türk Tarih Kurumu · 05 okunma
5/10
·184 syf.··
2026 31. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 15 Haziran 2026 21:32
Afrikalı Leo ve Semerkand kitaplarının yanında çok vasat kalan bir eser. Türkleri işgalci gözüyle nitelerken, Arap-İsrail savaşını artık beni heyecanlandırmaz oldu deyip işin içinden çıkamazsın Sayın Maalouf Kitap zaten ince olduğu için ve her ne kadar yavan olsa bile sonunu getirebileceğinize inandığınız için bir şekilde gidiyor. Son bölüm özellikle akıl hastanesi bölümü bir nebze olsun iyiydi. Okumak için okuyup hiçbir zevk almadığım kitaplardan oldu.
Doğu'nun LimanlarıAmin Maalouf · Yapı Kredi Yayınları · 202640,2bin okunma
Reklam
9/10
·174 syf.·
2026 146. kitabı
Yola Düşünce Demet Tezcan Demet Tezcan, kalemiyle okuyucuyu coğrafyalar arası bir seyahate çıkarırken aynı zamanda insan ruhunun derinliklerine doğru edebi bir yolculuğa da davet eden bir kalem. Benim için bu eser, yazarın üslubuyla kurduğum bağı perçinleyen ve 24 saat geçmeden okuyup bitirdiğim ikinci Demet Tezcan kitabı oldu. 174 sayfadan oluşan kitap, adeta bir çırpıda okunabilecek kadar akıcı, duru ve sürükleyici bir dile sahiptir. "Yola Düşünce", esasen klasik ve alışılagelmiş bir gezi yazısı olmanın çok ötesinde bir konuma sahiptir. Eser, seyahatname, yolname, deneme ve anı türlerinin iç içe geçtiği, edebi yönü kadar düşünsel ağırlığı da hissedilen derin bir "şahitlik" kitabıdır. Tezcan; Suriye, Lübnan, Pakistan, Cibuti ve daha pek çok İslam coğrafyasında bizzat tanık olduğu insani durumları, ümmetin çektiği acıları ve saklı kalmış hayat hikâyelerini, kendi içsel sorgulamalarıyla birleştirerek başarılı bir şekilde aktarıyordu. Özellikle Yahudiler ve işgalci İsrail rejimi hakkındaki tespitleri, siyonizmin coğrafyadaki yıkıcı etkilerini ele alış biçimi ve bu zulme karşı koyduğu net duruş, kitabın en güçlü ve tamamen katıldığım yönlerinden birini oluşturuyor. Ancak kitabın genel olarak takdir ettiğim bu başarılı anlatımının yanında, fikrî ve itikadi açıdan mesafe koyduğum, düşünce dünyamla uyuşmayan önemli noktaları da mevcut. Yazarın Şia dünyasına ve coğrafyasına karşı sergilediği aşırı hoşgörülü tutum, bu ekolden sürekli müspet bir dille bahsetmesi metnin geneline yansıyan belirgin bir tercih. Bu durumun en somut örneği, Ali Şeriati’nin mezarına yapılan ziyaretin anlatıldığı bölümde karşımıza çıkıyor. Yazarın, Şeriati'nin kabrini "sıradan fanilerin kabri gibi değil, sade ama mezarı da düşüncesindeki
Edebiyat
Yola DüşünceDemet Tezcan · Pınar Yayıncılık · 20119 okunma
Puan vermedi·342 syf.··
2026 19. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 24 Mayıs 2026 00:00
Esir Şehrin 2. Kitabıdır. Adından da anlaşılacağı üzere Kamil Bey in hapishanede yaşadıkları anlatılıyor. Kitapta aynı zamanda milli mücadele döneminde yaşananlarda iki tarafın düşünceleri de belirtilerek anlatılıyor. Mustafa Kemal den bahsederken Sarı Paşa diye bahsediyorlar. İstanbul daki Zengin ve saray çevresi işgalci devletlerle iyi ilişkiler kurmaya çalışmakta. Ortada çok paralar dönmekte. Kamil Bey vesilesiyle aydın kesimin yani okumuş, yurt dışı görmüş, kültürlü kesiminden halktan ne kadar uzak olduğunu ve hiç tanımadığını görüyoruz. Belki de yazar Kamil Bey aracılığıyla kendi aydınlığı eleştirmekte. Bu sebeple betimlerini ve düşğncelerini gerçeği çok yansıtmakta. Kastedilen Aydın ne kadar donanımlı olsa da iş başa düşünce iş bulup çalışmaktan memurluk hariç bir meskek yapmaktan aciz. İlk yarısında Kamil Bey yanlışlıkla arkadaşının bulunduğu hapishaneye değil de halkın bulunduğu koğuşa düşüyor. Burda koğuş ağası var Osman Ağa herşeyi o yönetiyor. Zekai Hoca desen iyi görünüp de sinsi sinsi arkadan iş çeviren çıkarcı bi insan. Kamil Bey e psikolojik şiddet uyguluyorlar. Bu bölümde hapishane dilini, insanın cahilliğini, fakirliği, güçsüzlüğü ve batıl inançları görüyoruz. Kamil Bey 7 yıl bunlara nasıl dayanacağını düşünür. Sigarasız kalır sigara çalabileceğini düşünür. Düşündüğü anda bunun yanlış olduğu bilinciyle kıvranır. Parasız kalmıştır çünkü koğuş ağası kumar oynarken Kamil Bey den para alır. Sonra bu paranın üstüne çöker. Yakın arkadaşı olarak gördüğü Zekai hoca da Kamil Bey e destek çıkmaz. Dayanamaz Kamil Bey buna Osman Ağayı osmanlı tokatıyla adam akıllı döver. Böylelikle 1. Kısım biter. Kitabın 2. Kısmında olması gereken koğuştadır. Milli mücadeleyi destekleyen mahkumlar arasındadır. Hem düşğnce olarak hem de bilgi birikimi olarak aynı niteliğe sahip
Esir Şehrin MahpusuKemal Tahir · İthaki Yayınları · 20205,4bin okunma
Puan vermedi·123 syf.··
2026 9. kitabı
John Steinbeck’in II. Dünya Savaşı’nın en karanlık döneminde (1942) kaleme aldığı Ay Batarken (The Moon Is Down), işgal altındaki bir kasabanın onurlu direnişini ve özgürlük iradesini anlatan sarsıcı bir psikolojik ve siyasi romandır. Adı açıkça verilmeyen ancak Norveç ve Nazi Almanyası'nı temsil ettiği anlaşılan kurguda, maden kasabasının Belediye Başkanı Orden önderliğinde işgalcilere karşı başlattığı örgütlü ve sivil direniş konu alınır. Eserin en güçlü ve özgün yanı, işgalci askerleri tek boyutlu canavarlar olarak değil; nefret edilmekten yorulan, yalnızlaşan ve sürekli ölüm korkusuyla deliren trajik figürler olarak da ele almasıdır. Shakespeare’in Macbeth oyununa gönderme yapan ismiyle kasabanın üzerine çöken karanlığı (işgali) simgeleyen roman, kaba kuvvetin özgür bir halkın iradesini asla kalıcı olarak ezemeyeceğini savunur. Kitabın felsefi temelini, diktatörlüklerde lider öldüğünde sistemin çökeceği, demokrasilerde ise halkın içinden yeni liderlerin doğacağı inancı oluşturur. Tiyatro varyantı diyalog ağırlıklı yapısıyla karakter analizlerini zirveye çıkaran Ay Batarken, sadece bir roman değil, II. Dünya Savaşı sırasında Avrupa'daki yeraltı direniş örgütleri tarafından gizlice çoğaltılıp dağıtılacak kadar güçlü bir moral kaynağı ve zamansız bir başkaldırı başyapıtıdır.
Ay BatarkenJohn Steinbeck · İletişim Yayınları · 20252,350 okunma
Kültür Emperyalizmine Dair
8/10
·126 syf.··
2026 40. kitabı
Emperyalizm en basit tabiriyle teknoloji ve askeri kabiliyeti ile egemen bir halkın egemenliğinin ihlali, onurlarının aşağılanması ve kaynaklarının sömürülmesidir. Emperyalizm elinde gücü bulunduran devletlerin bu gücü tekelleştirerek özgür halkları sömürüp onların kaynakları ile kendi halkının refahının artırılmasıdır. Askeri güç emperyalizmin sadece bir yüzüdür. İşgalci güç ne kadar güçlü olsa da askerini yabacı topraklarda sonsuza kadar tutamayacağından sömürgeci amaçlarının yeniden üretilmesi ve sürekliliğinin korunabilmesi için birçok farklı yöntem kullanır. Sömürge altında bulunan halklar kendi mücadelesi ve ödediği bedeller ile bağımsızlığını kazansa da emperyal güçlerin geride bıraktığı işbirlikçi elitler aracılığıyla sömürü düzeni devam eder. Bu devmlılığın biir aracıysa kültür emperyalizmidir. Kültürel emperyalizm görece kendinde daha zayıf siyasi topluluklara ve devletlere karşı kendi dilini ve kültürünü dayatma sürecidir. Medya özelinde konuyu ele aldığımızda hedef kitlenin tüketim alışkanlıkları, yaşam tarzları ve eğlence anlayışları dönüştürülür ve emperyalist gücün amaçlarına uygun hale getirilir. Bu süreç yerel kültürün "tü kaka" denilerek ötekileştirilmesi, aşağılanması, toplumsal ilerlemenin (modernlik) önünde bir engel olarak gösterilmesi hedef toplumun karşılaştığı bir durumdur. Böylece hedef toplumun zihni, güç odaklarının istediği yönde evrilir; bireyin bulunduğu topluma ve kültüre karşı aidiyeti azaltarak veya tamamen ortadan kaldırarak birey köksüz birer mankurt haline getirilir. Kültür, merkezden çevreye doğru yayılır. KİA sayesinde bu yayılma daha hızlı bir biçimde gerçekleşir. Walter Lippmann, "Böylece sosyal olarak üstün olan, sosyal olarak daha alt konumdakiler tarafından taklit edilir; güç sahibi, astları tarafından; daha başarılı
Communication and Cultural DominationHerbert Schiller · International Arts and Sciences Press · 20091 okunma
Reklam
Reklam