Proinsias Cassidy

Proinsias Cassidy
@ishaledenadam
Apron Memuru
Lisans
Trabzon
Türkiye
3 okur puanı
Mayıs 2026 tarihinde katıldı
II. Mahmud, Bektaşiliğe ve Vehhabiliğe karşı verdiği mücadelede, 1820’lerde başkent de dâhil olmak üzere İmparatorluğun çeşitli bölgelerinde güçlenmekte olan Nakşibendiliğin Hâlidiyye kolunu müttefik olarak buldu. II. Mahmud’un yakın çevresinde Hüsrev ve Pertev Paşalar gibi bu tarikata mensup önde gelen isimler yer alıyordu. Yeniçeri ocağının ilgasının ardından kapatılan Bektaşi tekkeleri Nakşibendi tarikatına teslim edilirken, Bağdat ve Şam uleması da Vehhabiliğe karşı mücadelelerinde Hâlidiyye tarikatı etrafında birleşmiş, yine Kürt bölgesinde Arap aşiretlerinin artan baskısı Hâlidi şeyhlerinin gücünün artmasıyla sonuçlanmıştı. II. Mahmud döneminin kriz karşıtı siyaseti, hem Osmanlı sufiliğinin kurumsallaşması ve ortodokslaşması hem de toplum üzerindeki dini, ahlaki ve toplumsal gözetim ve denetimin artması yönünde önemli bir itki sağlamıştı.
Sayfa 175·Kitabı okuyor
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
En asil krallar ile en mert şövalyeler bile öfkenin, şehvetin ve kıskançlığın pençesine düşebilir, onlara utanç getiren ve adlarını lekeleyen davranışlarda bulunabilir. Ve en alçak erkekler ile en ahlaksız kadınlar bile zaman zaman iyilik yapabilir zira sevgi, merhamet ve şefkat en kara kalplerde bile yer edinebilir.
Sayfa 155·Kitabı okudu
...Kimi anlarda insanlara karşı büyük bir iğrenme duygusu kaplıyor içimi, kusmamak için büyük çaba harcıyorum böyle anlarda. Doğal ki tek tek kişilerle, örneğin sizin buradaki pek hoş varlığınızla ilgili değil söylediğim, benimki bütün insanlara yönelmiş bir şey...
Bastığın yerin iki ayağının kapladığından daha büyük olamayacağını anlamak ne büyük bir mutluluktur.
Sayfa 24·Kitabı okudu
Irkımızın gençlikten haberi yok, kısa süren çocukluk dönemini bile bilmez. Çocuklara özgürlük verilsin, çocuklar özel bir gözetim altında yetiştirilsin diye aralıksız istekler yinelenir, üzüntü ve korkulardan uzak yaşasınlar, avare dolaşsınlar, eğlenmek hakları olsun ve bunlar gerçekleşsin diye çaba harcansın; bu istekler hep yinelenir, bu istekleri onaylamayan da yoktur ve bu isteklerden daha onaylanası bir şey bulunamaz; fakat yaşamımız göz önüne alındığında, gerçekleştirilme olasılığı bu isteklerden daha az bir şey de bulunamaz. İstekler onaylanır ve gerçekleştirilmeleri için çaba harcanır ama çok geçmez, her şey eski halini alır. Yaşamımız öyledir ki, çocuklar yürüyüp koşmaya başlar ve çevresini biraz gözlediği anda kendi kendisinin sorumluluğunu taşımak zorundadır. Ekonomik dayatmalar sonucu, birbirimizden dağınık olarak yaşamak zorundayız. Düşmanlarımız sayılamayacak denli çok. Her yere bizim için kurulan tuzakları öngörmek mümkün değil, bu yüzden çocuklarımızı yaşam kavgasından uzak tutmamak zorundayız, tersini yapmak onları ölümün kucağına bırakmak demektir. Bu üzüntü veren nedenlerin yanında, hiç de azımsanmayacak başka bir neden daha var: Irkımıza özgü doğurganlık. Her yeni kuşak kendisinden önceki kuşağın büyük nüfusunu siliyor, çocukların çocukluğunu yaşayacak zamanı yok. Başka ırkların çocukları titiz bir eğitim görseler, öğrenim görmeleri için okullar açılsa, her gün okullardan ırkın yarı nüfusu çıkıp gelse, çocuklar çocukluklarını yaşayacak uzun süreye sahip olabilirler. Ne yazık ki bizim okullarımız yoktur, ırkımız içinden şaşırtıcı denli kısa aralarla, büyüklüğünü kavrayamayacak kadar çok olan çocuklar çıkar ortaya; ıslık çalamasalar da neşeyle öter ya da artlarından gelenlerin itelemesiyle yerlerde yuvarlanırlar; gözleri tam görmese de çevrelerindeki