“Sayılar yürüdükçe, 2, 3, 4, 5. . . oldukça her sonraki sayı; kendinden öncekilere borçlanmış demektir. Kendinden öncekilere borcu olmayan, borçsuz olan "1" en mutlu sayıdır.“
Seçim kaç yılda bir olursa olsun toplumu yönetenler her sabah yeniden seçildiklerini bilmelidirler. Bu duygudan ayrıldıkları gün toplum dikilir karşılarına.
*
Her ayaklanmanın bir gerekçesi vardır. Toplum, ayaklanmadan çok önce bütün durumlarıyla söyler bunu. Toplumu yönetenler duymamazlık, anlamamazlık içinde kalırlarsa gerekçesini ayaklanmasıyla uygular toplum.
*
Toplumu yönetenler "arada bir" kendilerini toplumun iş başına getirdiğini unuturlar. Kendi çıkarları için çalışmaya başlarlar. İşte toplum uyarır onları "arada bir".
Leke nedir? Tuttuğumuzdan, değdiğimizden sonra, bizde kalan. Kara belki, ak belki.
*
Lekelerimiz "ak"sa ne mutlu. Tuttuklarımızın, değdiklerimizin bize bıraktığı aklar an kılar bizi.
*
Leke yavaşça bulaşır. Belki belirsiz bir tadı bile vardır her lekenin.
*
"Ak" lekeleri biz öderiz. Kara lekeler "öder" bizi.
*
Biz kendi kendimizi lekeleriz. Hiç kimse, hiç kimseyi gerçek anlamıyla "lekeleyemez".
*
"On parmağında on leke" derler. Bu, herkesi lekelemek isteyenlerin lekeli olduklarını anlatır.
*
Çoğu kez böyledir: Birisi birisini lekelerken kendi tuttuklarına, değdiklerine bulaşır, lekeler kendini.
*
Lekelemek bize kolay gelir. Alırız bir karayı, atarız kızdıklarımızın üstüne. Leke, oraya varır mı varmaz mı, bu bir "yerini sevme" konusudur. Ama avuçlarımız attığımız karayla doludur artık.
*
Yerini sevmesi, lekenin bulaşabilmesi için ilk gerektir. Attığımız lekeler "yerini sevmezse" çabalarımız boşunadır hep. Orada kalmaz leke, tutmaz leke.
*
Lekenin tutması, bulaştığı yerde, küçük bile olsa, bir alan bulabilmesiyle oranlıdır. Değilse, bin yıl çabalasak karanın yeri yoktur ak üzerinde.
*
Geceler lekelerimizi saklayamaz. Tam tersine, büyür geceleyin lekelerimiz.
*
Bir özelliği de bulaştığı yerden artık hiç çıkmamasıdır lekenin. Lekeleri yok edemez ölüm bile.