Her ne olursa olsun, ben kendim, İslam coğrafyasının dünyanın dört bir yanına dağılmış ve aralara zorla çizilen sınırlarla birbirinden uzaklaştırılmış parçalarını aklımda ve kalbimde bir araya getirmeye kararlıydım.
Bugün İslâm cemiyetinin başında bunca musibetler var. Otuz milyon insan, dört veya beşbin yıl önceki insanlığın yaşayış şekline terkedilmişken, ahlâk sefaletlerinin yanında iktisadî felâketler kaynaşırken, bin yıllık tarihin sahibi koca bir millet bir avuç yahudinin sermayesinin esareti altında sürünürken bütün bu sefaletleri dile getirmeyi ne için lânetliyelim?
Evrensel düzen modeli İslam'ı, tüm dünyayı Peygamber Hz. Muhammed'in mesajıyla uyum içine sokulmuş üniter bir sistemde birleşene dek, inançsızların yaşadığı tüm bölgelere verilen adla "Darülharb"a yayılmaya yazgılı sayıyordu. Avrupa kendi çok devletli düzenini kurarken, Türk temelli Osmanlı İmparatorluğu bu tek meşru yönetim iddiasını yeniden canlandırdı ve hakimiyetini merkezi olan Arabistan'a, Akdeniz'e, Balkanlar'a ve Doğu Avrupa'ya yaydı.
Resûlullah'dan (a.s) bahsederken Rabbimiz buyuruyor ki,
"Ey Peygamber! Biz seni bir şahit, bir müjdeleyici, bir uyarıcı; Allah'ın izniyle kendi yoluna çağıran bir davetçi ve aydınlatıcı bir kandil olarak gönderdik."
(Ahzab Suresi 45-46)