• İtalyan gazeteci Loretta Napoleoni'nin Türkiye'de yayımlanan ilk kitabı. Yazar özelikle terör, terör örgütleri üzerinde araştırmalar yaparak edindiği bilgileri hem kitaplarında hem de konferanslarında anlatıyor. İlgi alanı terörün finansmanı yani parasal kaynakları hakkında olması dolaysıyla bu kitapta bu ve buna benzer çeşitli konular içeriyor.

    İslam ve Modern Cihat adındaki kitabın alt başlığı ise İslam Devleti ve Orta Doğu'nun Yeniden Çizilmesi. Bu alt başlık bile başlı başına önemli bir vurguyu belirtiyor, ancak kitabı okuyunca bunu tam olarak ayrıntılı bir şekilde göremiyoruz.

    Öncelikle İslam Devleti'nden kastedilen İŞİD'in kendisi. Kendini o şekilde tanımladığından dolayı bu İslam Devleti adı, yazar tarafından bulunmuş ya da karalamak anlamında yazılmış bir kelime değil. Bunu zaten kitabın ilk sayfalarında açıklıyor.

    Ortadoğu'da sınırların yeniden çizilmesi çok uzun zamandır planlanan bir düşünce ama bir türlü gerçekleştirilemeyen bir hayale dönmüşken 2000'li yılların başından itibaren bir anda bu coğrafyada sular coşmaya veya kan akmaya başladı.

    Şu an ki varolan coğrafi sınırlar zaten yıllar önce yapay olarak çizildiği için huzursuzluk her daim olmuştu. 1948 yılında İsrail devletinin kurulmasıyla bu coğrafyada kan, gözyaşı ve huzursuzluk iyice artmış ve belki de bugünden sonraki on yıllar boyunca hep aynı sıkıntılar yaşanmaya devam edecek.

    Kendini halife ilan eden İŞİD lideri El-Bağdadi'nin Irak-Suriye coğrafyasında Sünni Müslümanlar içinde selefi inancını
    zorla benimsetmeye kalkması, (S.Arabistan, BAE, Katar gibi ülkeler) kendilerine yeni bir İslami devlet kurma yoluna girmesi ve bu doğrultuda önce Irak Şam İslam Devleti sonra İslam Devleti adıyla bu yapıyı ilan etmesi anlatılıyor. Ama beslendikleri toplum kesimi hangisi? Kim bunların
    vatandaşı, ya da yoldaşı, ya da müridi. Yani zorunluluk bir halk doğurmadığı için zaten İŞİD'in kendisinde bir yapaylık baştan belli oluyor. Yani tabanı olmayan bir yapıdan bahsediyoruz.

    Bu coğrafyada ABD eski Dış İşleri Bakanı Condoleezza Rice'in bahsettiği "Kuzey Afrika'dan Ortadoğu'ya tüm sınırlar değişecek" cümlesi 2003 yılından itibaren aşama aşama uygulanmaya kondu. İŞİD ya da ismi ne olursa olsun bu şekilde yapılanmalar sınırları değiştirecek yeni oluşumlardır. İŞİD'de bu belirsizlik, kararsızlık ortamında palazlanıp, büyüdü (Ya da büyütüldü).

    Devletlerle çatışmaya girecek kadar büyüyen (ya da büyütülen) bu yapı ve yapılanma kimdir? Kimlerden oluşuyor? Arkasında başka güç veya devlet var mı? Yani 'Vekalet Savaşı'nda bunlar 'vekil savaşcılar' mı? Bu konular tam açıklanmış değil ya da bu konuya yazar fazla girmemiş.

    Vekil savaşlar, ittifaklar, yeni ittifaklar, daha yeni ittifaklar, karşıt ittifaklar, uzun soluklu birliktelikler ya da kısa vadeli çıkar birlikleri gibi çok sayıda birlik oluşturma girişimlerinin olduğu bir yapıdan bahsediliyor. Bölge ülkelerinin ve bölge dışından gelen ABD, Rusya gibi ülkelerin kendi çıkarları doğrultusunda kısa ve uzun vadeli kurdukları açık veya kapalı ittifaklar hala devam etmektedir.

    Hernekadar El-Bağdadi halifelik bayrağı altında insanları toplamak istese de bu çağda bu şartlarda kim ona biat eder? Örneğin, Türkiye'de yaşayan Müslümanlar biat eder mi? Ya da bu coğrafyanın etkili gücü İran? Yani bu halifelik mevzusu bile ayrı bir çalışma.

    Peki İŞİD adlı bu terör yapılanmasının askeri gücü ve finansman gücü nerede ve kimlerden geliyor? Para kaynağının bir kısmını ele geçirdiği petrol bölgelerinden petrolü satarak bir gelir etmesi diyorlar da, bu petrolü kime, nasıl, hangi yollardan satıyorlar? Bu da apayrı bir konu ve tam açık değil.

    Yani konu, konu içinde, birbirini açan ve devam ettiren onlarca soru işareti olan bir süreçten bahsediyoruz.

    S.Arabistan, Katar gibi kendi rejimlerini ihraç etme sevdalısı devletlerin Suriye'deki savaşa hem para hem de silah yardımı yaptığı bilinen bir gerçektir. Ayrıca yine bazı ülkelerden de silah, para, lojistik destek verildiği aleni ortada. Bu da oluyor ki, kitabın yazıldığı 2014 yılından okunduğu 2018 haziran ayına kadar değişen çok da fazla bir şey olmadığı.

    Adının a, b, c veya farklı olması, buradaki bir takım devletlerin gizli veya açık bir şekilde o terör yapılandırmalara desteklemesini engellememektedir. El-Bağdadi'nin İslam Devleti(İŞİD), kısa süreli başarı olması sebepleri arasında yerel güçlerle yaptığı işbirliğinin etkisi var diyor yazar. Ele geçirdiği yerde bulunan halkla iyi geçinmek için onların bir takım ihtiyaçlarını (yol, su, elektrik örneği ya da ekmek fabrikalarını işletmesi, Taliban'ın çocuk felci aşılarına karşı çıkmasına karşın İŞİD'in aşı kampanyaları düzenlemesi gibi) karşılamaları tutunmalarından biraz etkili olduğu söylense de esas sebep 'korku' unsuru olduğunu düşünmekteyim.

    Tabi ortada bir savaş varsa, propagandayı her taraf sonuna kadar kullanır. Hem kendilerini yüceltmek hem de karşı tarafı yenmek için. Bu propaganda Irak ve Suriye içinde
    geçerliydi ve ayrıca değişen dünya şartları altında propaganda teknikleri de değişmişti. Artık radyolar yoktu. Televizyon ve internet vardı. Anlık olarak televizyon ve internet üzerinden
    her türlü propaganda yapılıyordu ve bu durum sonuna kadar kullanıldı.

    Gazete köşe yazısı şeklinde yazılmış, okuyucuyu sıkmayan, öyle çok derin ayrıntı içermeyen ve alıntı yaptığı kaynakları vererek de okuyucu da güven hissi oluşmasını sağlıyor yazar.

    Kitabın arka sayfalarında yer alan "Sözlük" kısmı ise iyi olmuş. Kitap içinde geçen bazı kavramları kısa ve öz anlatmanın yanında, hatırlatma babında da bilgi veriyor. Bu sayede
    daha kolay bir şekilde konu içinde bütünleştirme sağlamaktadır.

    Irak Şam islam Devleti yani kısaca İŞİD olarak geçen İslam Devleti'nin adından başlayıp, önce Irak sonra Suriye içinde etki alanını genişletmesi üzerinde duruluyor.
    Taliban ile arasındaki fark da ortaya konuluyor; ele geçirdiği yerleşim yerlerinde kendisine düşman, kafir olarak adlandırdığı tüm unsurları bölge dışına çıkarmak için hem dini hem de aldığı sert tedbirler anlatılıyor.

    Kendi inançları ya da kendilerinin dışında diğer tüm inançları küfür olarak gören bir zihniyetin, ele geçirdiği topraklara yerleşmesini okuyacaksınız.

    El-Bağdadi yani kendini halife ilan eden kişi hakkında bilinenlerin haricinde çok fazla bilinmeyen bir şey anlatılmıyor. Ama sadece Irak hapishanesinden kaçtığı sonra eyleme geçtiği
    ama arkasında kimler var, özellikle büyük güçlerin bunların gelişmesinde etkisi var mı gibi soruların cevabını bulamazsınız. Bu kısım boşta.

    Anlatımda Suriye'deki kirli savaşın para sponsoru olarak körfez ülkeleri yani S.Arabistan, Katar gösterilmekte ama diğer unsurlar ya da ülkeler konusunda açıklayıcı bilgi
    verilmiyor.

    Kendini halife ilan eden kişinin ruh halini tam olarak yansıtamamış. Kitabı tavsiye ederim. Yalın haliyle, sizi kasmaz ve sıkmaz. Eğer konu hakkında hiç bilginiz yoksa bir ön bilgi sahibi de olursunuz.

    Kitabın kapağını pek beğenmedim ama özgün şekli de öyle olduğu için Türk yayıncıya birşey diyemiyorum. Olumsuz bakma sebebim ise yazarın isim ve soy ismiyle birlikte kitabın
    adının çok büyük yazılması ve neredeyse kapağın yarısını kaplaması yüzünden sevimsiz geldi.
  • Son 1 aydır Türkiye, İslam’ın, dinin, şeriatın ya da din kültürünün güncellenip güncellenemeyeceği, güncellenebilecekse hangisinin kim tarafından ve ne şekilde güncellenebileceği konularında siyasetçilerden akademisyenlere, ilahiyat hocalarından köşe yazarlarına kadar binlerce insan tartışmaya katılmakta, usul, adap ve erkân gözetmeyen sosyal medya kavgaları gereksiz dargınlıklarla yol açmaktadır. Bu hengâmede, Özcan Hıdır Hoca’nın biri 5. Baskısıyla, diğeri ise ilk baskısıyla okuyucuya sunulan iki eserine dikkat çekmek istiyoruz.Yahudi Kültürü ve Hadisler
    Hıristiyan Kültürü ve Hadisler
    Çalışmalarını Yahudi ve Hristiyan kültürünün İslam, Kur’an ve hadislere etkisine ilişkin tartışmalar, dinler ve kültürlerarası etkileşim, İslamofobi-İslam karşıtlığı, kültürel ırkçılık, “Protestanlık-Martin Luther ve İslâm”, “Avrupa ve Batı’da İslam”, “Kur’an ve Hz. Peygamber imajı”, “Batı’da Kur’an ve Sünnet’e yaklaşımlar”, “hadis oryantalizmi ve oksidentalizmi” ve “Avrupa’daki Türkler ve Müslümanların dinî-manevi, sosyo-kültürel, eğitim ve aile ile ilgili problemleri” gibi konulara yoğunlaştıran Özcan Hıdır, 2017 sonunda yayımlanan “Hıristiyan Kültürü ve Hadisler” isimli eserini, “Zühd Hadisleri ve Literatürü Özelinde” oldukça detaylı iktibaslarla telif edilen ve İnsan Yayınları’nın 690. yayını olarak ilim adamlarının, araştırmacı ve okurların ilgisine sunulan eser, 2016 yılında İstanbul Sebahattin Zaim Üniversitesi’ne intisap eden Özcan Hıdır Hoca’nın profesörlük çalışmasıdır.
    “İslâm’ın, Kur’an’ın ve hadislerin Yahudi-Hıristiyan Kökeni Teorisi”ni bilimsel yöntemle reddetmek
    Hocanın “İsrailiyyat ile Hadis İlişkisi”ni inceleyen doktora çalışması da 2006 yılında yine İnsan Yayınları tarafından “Yahudi Kültürü ve Hadisler” başlığıyla yayımlamıştı. 2018 başında beşinci baskısını yapan bu eserin devamı ve mütemmimi mahiyetindeki yeni eserinde Özcan Hoca, hadisleri, İnciller ile karşılaştırıyor. Farklı kesimlerce sıkça gündeme getirilip tartışılmakla beraber hadislerin, İnciller (kanonik-apokrif) ile karşılaştırılması, Türkiye’de olduğu gibi diğer İslam ülkelerinde de çoğunlukla bilimsel yöntemleri dikkate almadan ve tarafgirlikle yürütülen netameli bir konudur.
    Özellikle tefsir ve tarih kitaplarında yer alan ve “isrâiliyyât-mesîhiyyât” olarak adlandırılan rivayetlerin tedkîkine dair İslâm dünyasında genel anlamda çok sayıda çalışma yapılmıştır. Mesela Necmüddîn et-Tûfî ve Seyyid Ahmed Han gibi âlim ve yazarların İncillere yaptığı tefsirler bu konuda örnek verilebilir. Ayrıca Mukâtil b. Süleyman ve Bikâi gibi müfessirlerin tefsirlerinde de Kitab-ı Mukaddes’e ait bilgiler yoğun şekilde kullanılmıştır. Ne var ki, meseleyi hadisler özelinde arka plan bilgileriyle birlikte inceleyen ilmî çalışmalar yok denecek kadar azdır. Buna karşılık oryantalistler, özellikle de “revizyonist-indirgemeci” ekole sahip oryantalistler ise konuyu sürekli “İslâm’ın, Kur’an’ın ve hadislerin Yahudi-Hıristiyan kökeni teorisi” çerçevesinde ele alıp ortaya ziyadesiyle iddia atmışlardır.
    Yahudi Kültürü ve Hadisler isimli eseriyle Türk dilinde üretilen literatürde önemli bir boşluğu dolduran Özcan Hıdır, Hıristiyan Kültürü ve Hadisler isimli yeni eseriyle meselenin ikinci yarısını da tamamlamış oldu. Hocanın her iki eserinde derinlemesine incelediği ve Yahudi ya da Hıristiyan kültürünün etkisine maruz kaldığı iddia edilen 100 kadar hadisi tek tek ele alarak, bu bağlamda ortaya çıkan bazı teorik ve metodolojik problemleri inceleyerek genel bir değerlendirmeye ulaşacağı üçüncü eserinin de 2018 yılı içinde yayımlanacağı müjdesi memnuniyet vericidir.
    Hıristiyan kültürünün hadislere etkisi iddialarını bilimsel yöntemle incelemek
    Kitap, kavramsal çerçeve, metot ve kaynaklara dair bilgi ve değerlendirmelerin yer aldığı giriş bölümünün ardından; ana hatlarıyla Hıristiyanlığın tarihi ve kutsal kitapları, tarihte Müslümanlarca yapılan İncil tefsirleri/yorumları, İbn Asâkir’e ait “Müslüman İncil” diye nitelenen eser, Barnaba İncili tartışmaları, Arap Yarımadası’ndaki Hıristiyanların kutsal kitap ve mabed/manastır açısından durumu, İncillerin Arapçaya tercümesine dair tartışmalar, ebedi hikmet ve dinler-kültürler arasındaki geçişkenlik, Rasulullah (sas) ile ilk Müslüman nesillerin (sahâbe ve tâbiûnun) Varaka b. Nevfel, Bahira, Addas, Süheyb b. Samit, Ebu Amir ve Mekke’deki Habeşli bazı köleler -ki bu isimlerin önemli bir kısmı teslisi/üçlemeyi kabul etmeyen monofizit geleneğe mensuptur- gibi Hıristiyan din adamları başta olmak üzere Hıristiyanlarla ilişkileri, Hıristiyan kültürünün hadislere etkisi iddialarına ilişkin farklı perspektifler, problemler, sebepler, alanlar (zühd, kudsi hadisler, uydurma hadisler, apokaliptik, kısasu’l-enbiya) ve iddialar bağlamında inceleyen hacimli bir çalışmadır.
    Eserin son bölümünde zühd ile alakalı 15 hadis/rivayet karşılaştırmalı olarak tek tek değerlendirilmiştir. Bu meyanda en dikkat çekici olan hadisler/rivayetler, Hıristiyanların, özellikle de “Katoliklerin Fatihası” konumundaki “Pater Noster (Babamız)” duasının oldukça benzer versiyonunun hadislerde yer almasıdır. Özellikle zühd konulu hadis kaynaklarında birebir tercüme edilen ve Matta İncili’nde Hz. İsa’nın Dağ Vaazı’nda yer alan oldukça çarpıcı “tuz” ve “ışık” metaforu ve Havarilere hitaben; “Siz dünyanın tuzu ve ışığısınız...” sözü de örnek verilebilir. Zira benzer bir söz Allah Rasulü’nün (s) hadisi olarak da nakledilmiştir. Keza rivayet geleneğimizdeki “dünyanın aşırı yerilmesi”ne dair çoğu uydurma olan rivayetlerin Hıristiyan kültürü ve gnostik kültür kaynaklı olduğu görülmektedir.
    Çalışmada ayrıca dünyanın sonuna dair “apokaliptik, fiten ve melâhim” rivayetleri ve “armegedon” inancı ve literatürü de İnciller (kanonik ve apokrif) ve hadislerle mukayeseli olarak ele alınması, özellikle gücü kutsayıp hakkı tahkir eden küresel sömürü düzeninin üretmiş olduğu terör örgütleri marifetiyle Müslümanların insafsızca dövüldüğü bir dönemde bu maşa örgütlerin önemli bir dayanağı olan fiten ve melahim rivayetlerinin etraflıca incelenmesi büyük önem arz etmektedir.
    İncillerin Kur’an ve hadislere değil İslam literatüründeki sîret kaynaklarına denk düştüğünü ortaya koyabilmek
    Uzun yıllar Avrupa’da araştırma ve eğitim faaliyetlerini yürüten ve konusunun uzmanı olarak alanında kalem oynatan Özcan Hıdır’ın Hıristiyan Kültürü ve Hadisler isimli eseri, çok detaylı problemlere dalmakla beraber, netice olarak Kur’an ve hadislerle mukayese edildiğinde İncillerin esasen İslam literatüründeki sîret kaynaklarına denk düştüğünü tespit etmesi büyük önem taşımaktadır. Zira hadisler senetlere sahiptir ve ayrıca ciddi bir tenkitsüzgecinden geçerek bize kadar ulaşmıştır. İnciller içinse böyle bir sağlam rivayet metodundan söz etmek oldukça zordur.
    Sekiz yüz kadar temel kaynak incelenerek hazırlanan eser; hadis başta olmak üzere, dinler tarihi, şarkiyatçılık/oryantalizm, tasavvuf/zühd ve tarih alanlarını yakından ilgilendiren ve bu alanlara dair Doğu’dan ve özellikle Batı’dan ciddi bir de literatür sunmaktadır. Kurgusu, deseni, yöntemi, yaklaşım tarzı ve zengin içeriğiyle eser, bu alanda yapılacak bundan sonraki çalışmalara anaçlık etmeye aday bir mahiyet arz etmektedir.
    Yahudi Kültürü ve Hadisler isimli doktora çalışmasında, literatürde “israiliyyat” adıyla bilinen Yahudi kültürünün hadislere etkisi tartışmalarını; daha doğru bir ifadeyle Batılı araştırmacıların ve özellikle indirgemeci revizyonist oryantalistlerin 200 yıllık bir süreçte geliştirdikleri “İslam’ın, Kur’an’ın ve Hadislerin Yahudi kökeni teorisi”ni İslam kaynakları ve İslami perspektiften inceleyen Özcan Hıdır, yeni yayımlanan Hıristiyan Kültürü ve Hadisler isimli profesörlük çalışmasında, literatürde “mesîhiyyât” diye isimlendirilen Hıristiyan kaynakları ve kültürünün hadislere etkisine dair Batı’dan ve Doğu’dan yükselen tartışma ve iddiaları Hıristiyanlığın en önemli yönelimi olan “ascetism/zühd” düşüncesi ve literatürü bağlamında ele almaktadır.
    Özcan Hıdır Hoca’nın, yoğun emek mahsulü bu kıymetli eserlerini, geniş birer özet mahiyetindeki iki ayrı makaleyle daha geniş bir okuyucu kitlesinin dikkatine sunması, öncelikle bu iki makaleyi en azından Arapça ve İngilizce’ye çevirerek yayınlaması, eserlerin mevcut zihin karışıklığının bertaraf edilmesinde görev üstlenebilmesi için elzemdir. Daha sonra bir araştırma merkezi bu eserlerin başka dillere tam çevirilerini yaptırarak yayımlarsa hem eserlere hak ettiği değer verilmiş hem de etkileri daha geniş alanlara yayılmış olacaktır. Bu vesileyle müellifi yürekten tebrik eder, çalışmalarının bereketlenerek devamını dileriz.

    ALINTI
  • Son 1 aydır Türkiye, İslam’ın, dinin, şeriatın ya da din kültürünün güncellenip güncellenemeyeceği, güncellenebilecekse hangisinin kim tarafından ve ne şekilde güncellenebileceği konularında siyasetçilerden akademisyenlere, ilahiyat hocalarından köşe yazarlarına kadar binlerce insan tartışmaya katılmakta, usul, adap ve erkân gözetmeyen sosyal medya kavgaları gereksiz dargınlıklarla yol açmaktadır. Bu hengâmede, Özcan Hıdır Hoca’nın biri 5. Baskısıyla, diğeri ise ilk baskısıyla okuyucuya sunulan iki eserine dikkat çekmek istiyoruz.
    Yahudi Kültürü ve Hadisler
    Hıristiyan Kültürü ve Hadisler
    Çalışmalarını Yahudi ve Hristiyan kültürünün İslam, Kur’an ve hadislere etkisine ilişkin tartışmalar, dinler ve kültürlerarası etkileşim, İslamofobi-İslam karşıtlığı, kültürel ırkçılık, “Protestanlık-Martin Luther ve İslâm”, “Avrupa ve Batı’da İslam”, “Kur’an ve Hz. Peygamber imajı”, “Batı’da Kur’an ve Sünnet’e yaklaşımlar”, “hadis oryantalizmi ve oksidentalizmi” ve “Avrupa’daki Türkler ve Müslümanların dinî-manevi, sosyo-kültürel, eğitim ve aile ile ilgili problemleri” gibi konulara yoğunlaştıran Özcan Hıdır, 2017 sonunda yayımlanan “Hıristiyan Kültürü ve Hadisler” isimli eserini, “Zühd Hadisleri ve Literatürü Özelinde” oldukça detaylı iktibaslarla telif edilen ve İnsan Yayınları’nın 690. yayını olarak ilim adamlarının, araştırmacı ve okurların ilgisine sunulan eser, 2016 yılında İstanbul Sebahattin Zaim Üniversitesi’ne intisap eden Özcan Hıdır Hoca’nın profesörlük çalışmasıdır.
    “İslâm’ın, Kur’an’ın ve hadislerin Yahudi-Hıristiyan Kökeni Teorisi”ni bilimsel yöntemle reddetmek
    Hocanın “İsrailiyyat ile Hadis İlişkisi”ni inceleyen doktora çalışması da 2006 yılında yine İnsan Yayınları tarafından “Yahudi Kültürü ve Hadisler” başlığıyla yayımlamıştı. 2018 başında beşinci baskısını yapan bu eserin devamı ve mütemmimi mahiyetindeki yeni eserinde Özcan Hoca, hadisleri, İnciller ile karşılaştırıyor. Farklı kesimlerce sıkça gündeme getirilip tartışılmakla beraber hadislerin, İnciller (kanonik-apokrif) ile karşılaştırılması, Türkiye’de olduğu gibi diğer İslam ülkelerinde de çoğunlukla bilimsel yöntemleri dikkate almadan ve tarafgirlikle yürütülen netameli bir konudur.
    Özellikle tefsir ve tarih kitaplarında yer alan ve “isrâiliyyât-mesîhiyyât” olarak adlandırılan rivayetlerin tedkîkine dair İslâm dünyasında genel anlamda çok sayıda çalışma yapılmıştır. Mesela Necmüddîn et-Tûfî ve Seyyid Ahmed Han gibi âlim ve yazarların İncillere yaptığı tefsirler bu konuda örnek verilebilir. Ayrıca Mukâtil b. Süleyman ve Bikâi gibi müfessirlerin tefsirlerinde de Kitab-ı Mukaddes’e ait bilgiler yoğun şekilde kullanılmıştır. Ne var ki, meseleyi hadisler özelinde arka plan bilgileriyle birlikte inceleyen ilmî çalışmalar yok denecek kadar azdır. Buna karşılık oryantalistler, özellikle de “revizyonist-indirgemeci” ekole sahip oryantalistler ise konuyu sürekli “İslâm’ın, Kur’an’ın ve hadislerin Yahudi-Hıristiyan kökeni teorisi” çerçevesinde ele alıp ortaya ziyadesiyle iddia atmışlardır.
    Yahudi Kültürü ve Hadisler isimli eseriyle Türk dilinde üretilen literatürde önemli bir boşluğu dolduran Özcan Hıdır, Hıristiyan Kültürü ve Hadisler isimli yeni eseriyle meselenin ikinci yarısını da tamamlamış oldu. Hocanın her iki eserinde derinlemesine incelediği ve Yahudi ya da Hıristiyan kültürünün etkisine maruz kaldığı iddia edilen 100 kadar hadisi tek tek ele alarak, bu bağlamda ortaya çıkan bazı teorik ve metodolojik problemleri inceleyerek genel bir değerlendirmeye ulaşacağı üçüncü eserinin de 2018 yılı içinde yayımlanacağı müjdesi memnuniyet vericidir.
    Hıristiyan kültürünün hadislere etkisi iddialarını bilimsel yöntemle incelemek
    Kitap, kavramsal çerçeve, metot ve kaynaklara dair bilgi ve değerlendirmelerin yer aldığı giriş bölümünün ardından; ana hatlarıyla Hıristiyanlığın tarihi ve kutsal kitapları, tarihte Müslümanlarca yapılan İncil tefsirleri/yorumları, İbn Asâkir’e ait “Müslüman İncil” diye nitelenen eser, Barnaba İncili tartışmaları, Arap Yarımadası’ndaki Hıristiyanların kutsal kitap ve mabed/manastır açısından durumu, İncillerin Arapçaya tercümesine dair tartışmalar, ebedi hikmet ve dinler-kültürler arasındaki geçişkenlik, Rasulullah (sas) ile ilk Müslüman nesillerin (sahâbe ve tâbiûnun) Varaka b. Nevfel, Bahira, Addas, Süheyb b. Samit, Ebu Amir ve Mekke’deki Habeşli bazı köleler -ki bu isimlerin önemli bir kısmı teslisi/üçlemeyi kabul etmeyen monofizit geleneğe mensuptur- gibi Hıristiyan din adamları başta olmak üzere Hıristiyanlarla ilişkileri, Hıristiyan kültürünün hadislere etkisi iddialarına ilişkin farklı perspektifler, problemler, sebepler, alanlar (zühd, kudsi hadisler, uydurma hadisler, apokaliptik, kısasu’l-enbiya) ve iddialar bağlamında inceleyen hacimli bir çalışmadır.
    Eserin son bölümünde zühd ile alakalı 15 hadis/rivayet karşılaştırmalı olarak tek tek değerlendirilmiştir. Bu meyanda en dikkat çekici olan hadisler/rivayetler, Hıristiyanların, özellikle de “Katoliklerin Fatihası” konumundaki “Pater Noster (Babamız)” duasının oldukça benzer versiyonunun hadislerde yer almasıdır. Özellikle zühd konulu hadis kaynaklarında birebir tercüme edilen ve Matta İncili’nde Hz. İsa’nın Dağ Vaazı’nda yer alan oldukça çarpıcı “tuz” ve “ışık” metaforu ve Havarilere hitaben; “Siz dünyanın tuzu ve ışığısınız...” sözü de örnek verilebilir. Zira benzer bir söz Allah Rasulü’nün (s) hadisi olarak da nakledilmiştir. Keza rivayet geleneğimizdeki “dünyanın aşırı yerilmesi”ne dair çoğu uydurma olan rivayetlerin Hıristiyan kültürü ve gnostik kültür kaynaklı olduğu görülmektedir.
    Çalışmada ayrıca dünyanın sonuna dair “apokaliptik, fiten ve melâhim” rivayetleri ve “armegedon” inancı ve literatürü de İnciller (kanonik ve apokrif) ve hadislerle mukayeseli olarak ele alınması, özellikle gücü kutsayıp hakkı tahkir eden küresel sömürü düzeninin üretmiş olduğu terör örgütleri marifetiyle Müslümanların insafsızca dövüldüğü bir dönemde bu maşa örgütlerin önemli bir dayanağı olan fiten ve melahim rivayetlerinin etraflıca incelenmesi büyük önem arz etmektedir.
    İncillerin Kur’an ve hadislere değil İslam literatüründeki sîret kaynaklarına denk düştüğünü ortaya koyabilmek
    Uzun yıllar Avrupa’da araştırma ve eğitim faaliyetlerini yürüten ve konusunun uzmanı olarak alanında kalem oynatan Özcan Hıdır’ın Hıristiyan Kültürü ve Hadisler isimli eseri, çok detaylı problemlere dalmakla beraber, netice olarak Kur’an ve hadislerle mukayese edildiğinde İncillerin esasen İslam literatüründeki sîret kaynaklarına denk düştüğünü tespit etmesi büyük önem taşımaktadır. Zira hadisler senetlere sahiptir ve ayrıca ciddi bir tenkitsüzgecinden geçerek bize kadar ulaşmıştır. İnciller içinse böyle bir sağlam rivayet metodundan söz etmek oldukça zordur.
    Sekiz yüz kadar temel kaynak incelenerek hazırlanan eser; hadis başta olmak üzere, dinler tarihi, şarkiyatçılık/oryantalizm, tasavvuf/zühd ve tarih alanlarını yakından ilgilendiren ve bu alanlara dair Doğu’dan ve özellikle Batı’dan ciddi bir de literatür sunmaktadır. Kurgusu, deseni, yöntemi, yaklaşım tarzı ve zengin içeriğiyle eser, bu alanda yapılacak bundan sonraki çalışmalara anaçlık etmeye aday bir mahiyet arz etmektedir.
    Yahudi Kültürü ve Hadisler isimli doktora çalışmasında, literatürde “israiliyyat” adıyla bilinen Yahudi kültürünün hadislere etkisi tartışmalarını; daha doğru bir ifadeyle Batılı araştırmacıların ve özellikle indirgemeci revizyonist oryantalistlerin 200 yıllık bir süreçte geliştirdikleri “İslam’ın, Kur’an’ın ve Hadislerin Yahudi kökeni teorisi”ni İslam kaynakları ve İslami perspektiften inceleyen Özcan Hıdır, yeni yayımlanan Hıristiyan Kültürü ve Hadisler isimli profesörlük çalışmasında, literatürde “mesîhiyyât” diye isimlendirilen Hıristiyan kaynakları ve kültürünün hadislere etkisine dair Batı’dan ve Doğu’dan yükselen tartışma ve iddiaları Hıristiyanlığın en önemli yönelimi olan “ascetism/zühd” düşüncesi ve literatürü bağlamında ele almaktadır.
    Özcan Hıdır Hoca’nın, yoğun emek mahsulü bu kıymetli eserlerini, geniş birer özet mahiyetindeki iki ayrı makaleyle daha geniş bir okuyucu kitlesinin dikkatine sunması, öncelikle bu iki makaleyi en azından Arapça ve İngilizce’ye çevirerek yayınlaması, eserlerin mevcut zihin karışıklığının bertaraf edilmesinde görev üstlenebilmesi için elzemdir. Daha sonra bir araştırma merkezi bu eserlerin başka dillere tam çevirilerini yaptırarak yayımlarsa hem eserlere hak ettiği değer verilmiş hem de etkileri daha geniş alanlara yayılmış olacaktır. Bu vesileyle müellifi yürekten tebrik eder, çalışmalarının bereketlenerek devamını dileriz.

    ALINTI
  • Tarihi hadiseleri, olayları yeniden, tekrar tekrar okumak insan ve toplum hafızasının yeniden canlanması için önemlidir. Tarih, ait olduğu toplumun hafızasıdır. Tarihten doğru sonuçlar çıkarmak için tarihi doğru okumak gerekir. Günümüzde tarihi bir mesele tartışılırken, ilgili konu o meseleyi ele alan kişinin veya tarihçinin ideolojisinden, inancından, beklentilerinden, öznel bakış açısından şüphesiz etkileniyor. Tarih bilimi bir laboratuar bilimi olmadığı için kimi zaman öznel bir hikâyeye dönebiliyor. Yanı olayı farklı milletler, farklı ülkeler veya gruplar farklı değerlendirebiliyor.
    Görüyoruz ki yazar dinimizi ısrarla “savaş dini” Peygamber Efendimizi de “Savaşçı” olarak anlatmaya gayret ediyor. Ben bu konuda yazara katılmıyorum. Savaş olgusu insan doğasında vardır. Barış zamanında barış savaş zamanında savaş yapılır. Bazılarının söylediği gibi Savaş üzerine kurulu bir ne din ne de ideoloji vardır. Ama her zaman savaşa hazır, dik ve güçlü durulur. Dosta güven düşmana korku verilir ama fiili bir savaş yoksa bizim dinimiz savaş dinidir deyip savaşacak cephe aranmaz. Bugün İslami terör örgütleri evet belki sahte örgütler temelde İslami değiller ama üyelerinin arasında gerçekten İslam adına savaştığını zannedenler var. Bu kişiler işte hayallerinde hiç son bulmamış olan cihad adına savaş veriyorlar. Halbuki gerçek savaş gerçek cihad Peygamber Efendimiz (sav) bir hadisinde söylediği gibi; “Gerçek mücahit nefsiyle cihat edendir”(Tirmizî, Fedâiu'l-Cihad, buyurarak, cihadın en büyük ve en geniş alanının nefisle yapılan bölüm olduğunu ifade ediyor. Bu hadis-i şeriften de anlaşıldığı gibi cihadın onda dokuzu Allah'ın (cc) dinini yaşamak ve insanlara tebliğ etmektir
    İslamiyet, barış dinidir. "Silm, selamet, selam..." gibi barış, güvenlik bildiren kelimeler, "İslam" kelimesiyle, aynı kökten gelmiştir. Allah'ın isimlerinden biri "Es-Selam dır". Müslümanlar, birbirleriyle karşılaştıklarında "selamün aleyküm" derler. Mescid-i Haram'ın kapılarından biri, Babu's-Selam, Cennetin isimlerinden biri, "Daru's-Selam" dır.İslamiyet'te asıl olan savaş değil, barıştır. Savaş, ya saldırgan düşmana, ya da İslam'ın tebliğine engel olanlara karşı yapılır. Gayri müslim ülkeler, Müslümanlara saldırmadığı ve ülkelerinde İslamın tebliğe izin verdikleri ve İslamı yaşamak isteyenlere engel olmadıkları müddetçe, kendileriyle savaşılmaz. Resulullah (asm)'ın şu sözü, İslam'da barışın asıl olduğunu ifade eder:
    "Ey insanlar ! Düşmanla karşılaşmayı istemeyin, Allah'tan afiyet dileyin. Onlarla karşılaştığınızda ise, sabredin. Biliniz ki, Cennet kılıçların gölgesi altındadır."(2)
    İslamiyet, hayatı mukaddes tanır. Bir masumu öldürmeyi bütün insanları öldürmek gibi kabul eder. Bir hayata vesile olmayı da, bütün insanların hayatına vesile olmak gibi sayar. (Maide, 5/32)
    İslamiyet, öldürmek için değil, yaşatmak için gelmiştir.
    İslamiyette Savaş Hukuku
    Meşru savunma
    -İslam davetini güvence altına almak
    -İnsan hakları ve din hürriyetini güvence altına almak
    - Antlaşmaları bozanları ve hainlik yapanları cezalandırmak
    -İslam topraklarını yabancıların saldırılarından korumak
    Kitapta önce Peygamber Efendimizden bahsedilmiş. Devlet yapısından ve Peygamber/Savaş ilişkisinden bahsedilmiş. Ardından Bedir ve Uhud Savaşları anlatılmış. Sonra Hudeybiye’de Ölüm Biatını anlatmış. Sonra Münafıklar Camisi, Ümmü Süleym, Örnek Şehid, Asrı-Saadet Döneminde Basın, ardından Son Hutbe ve sonra Bizans’dan bahsedilmiş. Bakıyoruz daha sonra da Hz. Ömer ve Hz. Ali anlatılmış. Konular arasında ciddi bir bağlantı ve bütünlük göremiyoruz. Ayrıca kitabın adı, ön sözü, kitabın başı, ortası ve sonu ele alındığında kitabın ne maksatla yazıldığı kime neden hitap ettiği açıkça anlaşılmıyor. Yazar burada İslam tarihine yapılan eleştirilere muhalif mi olmuş? Yoksa İslam tarihini ben böyle biliyorum böyle anlattım mı diyor? ( Ama konu tümüyle İslam tarihi değil) Ya da bize tarih anlayışımızdaki yanlışlardan mı bahsediyor? Bir okuyucu olarak yazarın maksadını tayin edemedim.
  • Uzun bir inceleme geliyor sıkı durun! Kısa hayatına çok şey sığdırabilen insan uzun bir incelemeyi de hak ediyor bence.

    Kitap Atatürk’ün hem dahi hem de diktatör yönünü nedenleriyle beraber anlatan güzel bir kaynak olmuş. Dahilik yönü bilimsel yöntemi hayatının birçok yerinde kullanmasıyla, diktatörlük yönü de ilaç içmeyi istemeyen bir hastaya ilacın iyi geleceğini bildiği için ilacı içirmesiyle anlatılmış. Çok yönlü bir kitap aslında ve bu yönlere kısaca değineceğim.

    Öncelikle ilk 50 sayfada neredeyse Atatürk’le ilgili bir şey yok. Yazar Celal Şengör burada kendi inancı olan ateizmin propagandasını yapmış diyebilirim. Bu düşüncelerini de Atatürk’ün sekülerizmle bağlantılı düşünceleriyle bağdaştırmış. Atatürk’ün “Allah’ın bir lütfu” gibi görülmesine karşı çıkmış, dini ve özellikle de İslamı çok yönden eleştirmiş, “akıllı tasarımcı” tezini öne sürenleri aldığı esrar etkisiyle hayaller gören bir müptelanın sayıklamalarına benzetmiş. Bu tür düşünceleri de bilim dışı diye göstererek Atatürk’ün Samsun öğretmenleriyle 1924 yılında yaptığı konuşma vb. Gibi söylemleri Atatürk’ün dehasını oluşturan etmenlerden biri demiş. Kitabın başında böyle şeyler geçtiği için kitabı neredeyse bırakacaktım çünkü bu ve bunun gibi çok çeşitli konularda ateist söylemlere fazlasıyla yer verilmiş, Atatürk’ün bilimsel yöntemi hayatta kullanış şekli de hurafeler adı altında dini hayatına almamasıyla belirtilmiş.

    Özellikle benim de kullandığım eleştirel akılcılık yönünü çok beğendim. Sürekli eleştirmek ve bir şeylerin yanlışlanabilir olduğunu düşünmek gerçekten de insanı çok konuda geliştiriyor. Bunun dışında savaşlarda bile bilimsel yöntemi kullanarak taktikler geliştirebilmesi de çok dikkat çekici.

    İlk 50 sayfadan sonra da aslında akıllı insanın dini hayatına katmayan insan olduğu pek çok kez vurgulanmış ve yazar bunu örneklerle kanıtlamaya çalışmış. Atatürk’ün dinin getirdiği aksaklıklarla nasıl başa çıktığı anlatılmış. Bu bağlamda Osmanlı Devleti’nin dinle beraber yerinde sayması ve hiçbir gelişim gösterememesi bağdaştırılmış. Fakat kusurun dinde değil insanlarda olduğu vurgulanmamış. Örnek vermek gerekirse bazı terör örgütleri de kendini müslüman sayar fakat bu tür oluşumların bildiğiniz gibi İslamın öğrettikleriyle uzaktan yakından alakaları olamaz. İşte tam da aynı şekilde Atatürk’ün ideolojisi de, kendi geçmişindeki insanların kusurları yerine dinin kusurları gibi gösterilmiş. Aynı gündemimizde olan haberler gibi. Tabii bu benim kendi çıkarımım. Sekülerizm diktesini çok yoğun olarak hissettim kitapta.

    Pozitif yönlerden bakacak olursak Atatürk’ün gizli kalmış anıları, taktikleri, inkılaplarını hayata hızlı bir şekilde geçiriş yöntemleri roman gibi aktarılabilmiş. Hattı müdafaa değil sathı müdafaa yapmanın önemi, fen metotlarını hayatında kullanış biçimi, Dil Devrimi vb. devrimlerde amaçladığı herkesin ortak bir çatı altında olması gerektiği gibi konular çok akıcı bir şekilde okunuyor ve Atatürk’ü gerçekten farklı, çağının ötesinde bir kişilik haline getiriyor. Aynı zamanda kitabın sonlarına doğru Atatürk’ün çeşitli hatalarından, batıl inançlarından da bahsedilmiş, bunlar da farklı ve ilgi çekici dipnotlar.

    Yazarın özellikle üstüne basarak söylediği “Atatürk’ün önüne geçmeye çalıştığı şey cehalettir.” Cümlesinden kastının kendisine göre din kaynaklı bir cehalet olduğunu anlıyoruz. Fakat İslam dininde taklit inançtan tahkik inanca geçiş doğrultusunda hakikati her daim sorgulama ve araştırma, teslim olmanın ve kulluk görevinin verdiği durmak bilmeyen bir ilim öğrenme isteği vardır. Ki zaten bilim de İslamın içinde her daim olan bir olgudur. Aynı zamanda iki şekilde kader vardır. Izdirari kader yani bizim belirleyemediğimiz saç rengi, vücut özellikleri, göz rengi gibi özelliklerimiz, ihtiyari kader ise bizim yaptığımız tercihlerin kendi kaderimizi belirlemesi. Aslında bize bir bina yapılmış ve binadaki asansörün içindeyiz, tuşları bizim elimizde. Nereye istersek oraya gidebiliyoruz tercihlerimizce. İşte Atatürk gibi bir insan da Allah’ın Türk milletine verdiği ve bilim, sanat, eğitim vb. her alanda Türk milletinin gelişmesini istediği bir insan olmuş. Atatürk de ihtiyari kaderini kullanarak Türk milletini her daim bilimsel yöntemleriyle geliştirmeye ölene kadar devam etmiştir.

    Kitap hakkında ve tabii ki Atatürk hakkında daha konuşacak çok konu var fakat ne olursa olsun kısa hayatlarına öz ve akılda kalabilen işleri sığdırabilenleri her zaman sevmişimdir.