Ölmek gerçeğinin ne kadar yakın olduğunu net bir şekilde farkına vardım. İnsan kitabı okurken durup ölümü düşünmeden edemiyor. Kendine de yakıştıramıyor aslında öyle bir etkisi var biraz da, hikayeye uygun tanıdığı birini ölümü üzerinden kendine örnekliyor. Bu belki de hikayelerin ölümden sondaki kısa devamlılığından geliyor olabilir. Hayat bizim için bitiyor ama etrafımızdaki insanlar nefes alıp vermeye hayata devam ediyor. Bu hikayelerin tamamında zengin de olsa fakir de olsa ölümün buz gibi keskinliği açısından kesinlik taşıyor. Yani herkes yaşadığı gibi ölüyor, fakir yaşayan fakir yatağında zengin yaşayan zengin yatağında, efendi yaşayan efendi şeklinde ama hepsinin ölene dek hikayesi farklı. Mezara konduktan sonra hikayeler aynı şekilde devam edecek. Ölüm insan ayırt etmiyor yani. Gerçi fakirlerin fakirliği yüzünden ölüme götürmesi, zenginlerin zenginliği yüzünden ölüme gitmesi de bir başka güzel eleştiri gibi geldi bana açıkçası. Ben fazla üzerine düşünüp anlamlar çıkarıyor olabilirim. Ölmek bu kadar basit ve bu kadar kolayca olması canımı sıkıyor sadece.
Kitap gerçekten her dönemin gücü elinde tutanına sağlam bir eleştiri getiriyor. Özellikle günümüz Türkiyesini düşünmemeye çalışsanız bile elinizde değil. Kitabın ilk çevirisi yayınladığı tarihlerde eşitlik için çıkılan yolda, günümüze gelindiğinde biz daha eşitiz düşüncesiyle bazı hak ve özgürlüklerin üste çıkarılması aslında kitabın özeti niteliğinde. Güç sarhoşluğu tarih boyunca olan bir şey ve şu an da var. Diğer ayrıntılar da aynı şekilde geçerliliğini sürdürüyor. Kitaptaki her karakter bizim yaşamımızdaki bir insanlar özdeşleşiyor. Bu kitap doğrudan tarihsel olayları anlatan bir kitap olsaydı eğer çoğumuz kendimizden bir şey bulmakta zorlanacaktık ama yazar geçmişten yaşadıkları zamana kadar olanların ortak kümesini alarak sosyolojik tespitler yapıp bunu da masallaştırarak bize belli başlı karakterler üstünden anlatmış. Özellikle koyunların yobazlığı gerçekten günümüzde de koyun gibi aynı şeyleri tekrar eden insanların olması tam olarak birebir örtüşüyor. Tarih gerçekten tekerrürden ibaret olduğunu net olarak gözlemliyoruz. Beni etkileyen kitaptaki siyasal düşüncelerin temsil ettiği akımlar değil daha çok insanların yalanlara bu kadar kolay inanması ve insanların fikirlerden bağımsız belli başlı kalıplarla hareket ediyor olması. Yani tembellik eden birinin veya çok çalışan birinin davranışları bizim hayatımızdaki bu özelliklerdeki insanlarla tamamen aynı.
Kitap çok temsil üzerine kurulu olduğu için hikayesi bana çiğ geldi ve doyurucu hissettirmedi. Eğer bu karakterleri iyi oluşturmasa ve tarihsel temsileri iyi kurmasaydı sadece yazılan hikaye açısından çok başarısız bulurdum. Bir çiftlikte yaşanan olayların doğrudan günlük gibi yazıldığı hissine kapıldım. Etkileyici bir anlatımla hayranlık duyamadım. Başarılı bir roman değil belki ama başarılı bir temsil ve
Hayvan ÇiftliğiGeorge Orwell · Can Yayınları · 2024296,3bin okunma
“Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da
hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil,
bütün iş Tahirle Zühre olabilmekte
yani yürekte.
Meselâ bir barikatta dövüşerek
meselâ kuzey kutbunu keşfe giderken
meselâ denerken damarlarında bir serumu
ölmek ayıp olur mu?
Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da
hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil.
Seversin dünyayı doludizgin
ama o bunun farkında değildir
ayrılmak istemezsin dünyadan
ama o senden ayrılacak
yani sen elmayı seviyorsun diye
elmanın da seni sevmesi şart mı?
Yani Tahiri Zühre sevmeseydi artık
yahut hiç sevmeseydi
Tahir ne kaybederdi Tahirliğinden?
Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da
hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil.”