Tren yolu yapılması için keşfe çıkan birkaç insanın yolu, adeta zamanın durduğu bir kasabaya düşüyor. Ancak burada onları karşılayan şey canlılık değil; terk edilmişlik, suskunluk ve açıklanamayan bir korku oluyor.
Eser, yalnızca bir kasabanın hikâyesini değil; korkunun, yalnızlığın ve insan ruhunun sessiz çöküşünü anlatıyor. Kitapta olaylardan çok atmosfer ön planda. Roman boyunca hissedilen o kasvetli atmosfer, her satırda yalnızlık hissini daha da hissettiriyor.
Kasaba halkının görünmeyen bir korkuya teslim oluşu, aslında toplumların zaman zaman nasıl sessizliğe gömüldüğünü, korkuların bazen gerçeğin önüne geçtiğini gösteriyor.