Puan vermedi··
1 saatte okudu
·
Okunma: 20 Haziran 2026 12:55
Bu hikayeyi daha önce İnsanlığın Yıldızının Parladığı Anlar'da da okumuştum. Aslında çok az sayfada bir dönemi özetlemiş. Her yazdığı hikaye değil bazıları gerçek. Zweig bir Alman. Yani biraz ondan biraz bundan her yerde bir insan. Şimdi. Rusya o dönem karışıktı ve savaştan bitkin düşmüştü; tıpkı son dönem Osmanlı gibi. BENCE. Çar devrilmişti ama yeni hükümet savaşa devam ediyordu. Lenin İsviçre'de sürgündeydi haliyle ve Rusya'ya dönüp devrim yapmak istiyordu ancak yollar maddi manevi kapalıydı. İki cephede birden savaşan Almanya, (Fr+İng), Rusya'yı savaşın dışına itmek için Lenin'in radikal fikirlerini ve savaşı bitirme vaadini kullanmak istedi. Savaşı bitirmek olmasa da Rusları aradan çekebilirdi. Almanlar, Lenin'i Rusya içini karıştıracak ideolojik bir silah olarak gördü ve onu gizlice mühürlü bir vagona bindirip Rusya sınırına taşıdı. İşte bu hikaye o treni anlatıyor. Mühürlü tren bir mermi. Sonuçta Almanların planı tuttu, Lenin ülkesine ulaşıp devrimi yaptı galiba Ekim devrimiydi adı ve Rusya'yı savaştan çekerek Doğu Cephesi'ni kapattı. Burada Alman gözüyle Almanlar için önemi var ama aslında Osmanlı için de bir nefes oldu diyebiliriz. Çünkü orada açık bir sürü cephemiz vardı. En azından Kafkas cephesinde nefes aldık belki. Bu söyleyeceğim kitapta yazmıyor ama sonuçta Lenin başa geçinince, Rusya'nın yaptığı gizli anlaşmalar ortaya çıktı, boğazları nasıl paylaştıkları ortaya çıktı. 1918'in başında Lenin'in Rusyası ile Osmanlı'nın da içinde bulunduğu İttifak Devletleri arasında Brest-Litovsk Antlaşması imzalandı. Herkes bilir. Rusya savaştan çekilirken, daha önce Osmanlı'dan aldığı Kars, Ardahan ve Batum'uOsmanlı’ya geri iade etti. Ne selaseydi unuttum şimdi. Savaşı kaybetmemeye engel değilse de bizim açımızdan da sonuçları oldu. Zweig bizi de yazsaydı okumak
Edebiyat
Kurşun Mühürlü TrenStefan Zweig · Kovan Kitabevi · 19661,069 okunma
Puan vermedi·304 syf.··
2026 336. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 20 Haziran 2026 11:40
Matt Haig kalemiyle ne zaman buluşsam, kendimi bir yazarla değil de ruhumu benden daha iyi tanıyan bir dostla dertleşiyormuş gibi hissediyorum. Onun o felsefi dokunuşları, hayatın karmaşasını basite indirgeyen dili bu yeni kitabında da beni büyülemeyi başardı yine..Sayfalar o kadar akıcı, o kadar sürükleyiciydi ki zaman adeta raylarda kayıp giden bir tren gibi aktı. Kitabı bitirdiğimde heybeme kalan en can yakıcı gerçek şu oldu: Çoğu zaman içimizdeki acıları ve kırgınlıkları bastırmak için çılgın bir hırsla başarı basamaklarını tırmanmaya çalışıyoruz. Hep daha fazlasına sahip olmak isterken, aslında elimizdekilerin kıymetini ne kadar ıskaladığımızı fark edemiyoruz. İşte tam bu noktada, aklıma şu cümle geliyor. “İnsan, avucunun içindeki saklı mutluluğu görmeyi reddedip gözünü ufkuna diktiğinde, elindekini de rüzgara feda ediyor." Kitabı kısaca bahsedeceğim; 81 yaşındaki bir kitapçı zinciri sahibi olan Wilbur Budd’ın hikayesiyle götürüyor. Ömrünün neredeyse tamamını işine, hırslarına adamış ve bu uğurda hayatının en büyük aşkı Maggie'yi bile ihmal etmiş bir adam Wilbur. Tam ölümün eşiğindeyken, onun için bir son değil, aslında geçmişine doğru giden büyüleyici bir tren yolculuğu başlıyor. Kitap boyunca Wilbur ile birlikte o vagona biniyor, onun hayatının en parlak ve en karanlık duraklarına uğruyoruz. Her durakta Wilbur’un karanlığı,seçimleri..Tek bir katı kural var Geçmişteki halinle asla konuşmamak. Matt Haig o bildiğimiz su gibi akan, samimi ve duru diliyle bizi pişmanlıkların, kaçırılan trenlerin ve ikinci şansların peşinde muazzam bir yolculuğa çıkarıyor. Keşke benimde böyle bir şansım olsa ben acaba hangi durakta durmak ister,zamanı durdurmak isterdim. Okurken düşündürüyor. Kitabın asıl gücü ise fantastik zemininden ziyade, karakterlerin iç dünyasındaki o ağır
Alıntı
Gece Yarısı TreniMatt Haig · Domingo Yayınevi · 2026228 okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
İKİ AİLE ARASINDA... YAPAYALNIZ...
7/10
·192 syf.··
2026 25. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 19 Mayıs 2026 01:09
Düşünsenize, on üç yaşındasınız. Bir sabah anne ve babanız sizi karşılarına alarak aslında biyolojik aileniz olmadıklarını söylüyorlar. Üstelik daha bu gerçeği sindiremeden, aynı gün içinde sizi gerçek ailenize götürüp bırakıyorlar. Peki insan böyle bir durumda ne hisseder? Kendisini hangi aileye ait kabul eder? Onu dünyaya getirenlere mi, yıllarca büyütenlere mi; yoksa artık hiçbirine mi? Geri Verilen Kız, tam olarak bu soruların peşinden giden psikolojik ve dramatik bir roman. Kitap, on üç yaşına kadar rahat ve korunaklı bir hayat süren bir kız çocuğunun, bir anda yoksul ve kalabalık biyolojik ailesinin yanına gönderilmesini anlatıyor. Bir ailenin el üstünde tutulan tek çocuğuyken; yemeğini, yatağını ve yaşam alanını birçok kişiyle paylaşmak zorunda kalan bir çocuğa dönüşüyor. Fakat onu asıl yaralayan şey yalnızca yoksulluk değil. Esas yıkım, iki ailesi olduğu hâlde kendisini hiçbirine ait hissedememesi. Onu büyüten ailesi, on üç yılın ardından neredeyse bir eşya gibi geri veriyor. Biyolojik ailesi ise onun gelişinden büyük bir mutluluk duymuyor. Kız çocuğu iki aile arasında kalırken sürekli aynı soruyla yüzleşiyor: “Ben gerçekten kime aidim?” Romanın en güçlü tarafı, büyük olaylardan çok karakterin iç dünyasına yoğunlaşması. Kahramanın kırgınlığını, yalnızlığını, çaresizliğini ve kendisine bir yer edinme çabasını yakından takip ediyoruz. Yoksulluk ve sınıf farkı da oldukça etkili bir biçimde işleniyor. Varlıklı bir evden küçücük ve kalabalık bir eve geçen çocuğun yaşadığı kültürel ve duygusal sarsıntı okuyucuya başarılı şekilde aktarılıyor. Kitabın dili akıcı ve kolay okunuyor. Ancak hikâyenin genel atmosferi oldukça hüzünlü. Bazı okurlar bu hüznü fazla yoğun bulabilir. Bana göre ise böyle bir hikâyede hüznün bulunması kaçınılmaz. Sonuçta karşımızda, hayatı
Alıntı
Geri Verilen KızDonatella Di Pietrantonio · Domingo Yayınevi · 20254,175 okunma
5/10
·72 syf.··
2026 8. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 20 Haziran 2026 00:00
Jane Austen bu sefer beni biraz hayal kırıklığına uğrattı. Daha önce Gurur ve Önyargı, Akıl ve Tutku romanlarını bayılarak okumuştum. Hikayenin fikrini balo üzerine kurulu olmasına rağmen sevdim. Fakat o kadar fazla karakter var ki kısacık kitaba karakter şeması çıkardım. Her yerden kardeş ve soylu insan çıkıyor kafam karıştı bazı yerlerde. Maşallah nüfus müdürlüğü gibi kitap yazmış kadın. Sondaki açıklama bölümü beni memnun etti. Keşke kitap tamamlansaydı, en heyecanlı yerinde bitti. Ne biri evlendi, ne başka bir şey. Emma’nın dik duruşunu, Mr. Howard’la olan diyaloglarını, cahil ablalarının saçma sapan fikirlerini ve Lord’un gurur zedelenmesini daha fazla görmeyi çok isterdim. Benim açımdan ortalama bir kitaptı. Okunabilir ama beklentinizi yüksek tutmayın derim.
Edebiyat
Watson AilesiJane Austen · Can Yayınları · 2024578 okunma
10/10
·136 syf.··
Beğendi
·
2026 32. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 19 Haziran 2026 23:11
Merhaba sevgili okur, Selçuk Baran okumalarında Haziran ayında payıma düşen “Haziran” isimli öykü kitabı oldu. Yirmi bir kısa öyküden oluşan kitap, yazarın ilk öykü kitabıymış. İlk kitap olduğu için acemilik beklemek büyük hata olur çünkü ustalık kazanmış bir yazar elinden çıkmış gibi. Selçuk Baran’ın çok özel bir yanı var, mekana ve eşyalara olan dokunuşunun yanında öyle bir hikaye anlatımı var ki, çok az yazarda rastlanır. Hiçbir olaydan bahsetmeden yaşanan durumu okura sezdiriyor. Hikâyeler çoğunlukla sıkışmış hayatlar yaşayan insanların özgürleşme ve hafifleme yolculuğundan oluşuyor. Kitaba puanım tabii ki 10/10 Öykülere kısaca değineyim efenim. *Odadaki: Yüreğimin derinliklerinde hissettiğim bir yas öyküsü; atlatılamayan ve asla atlatılamayacak olan bir yas. Hiç gelmeyecek olan bir beklenene ağıt. *İhtiyar Adam ve Küçük Kız: İhtiyar bir adamın ve küçük bir kızın hayatlarının kayışının kısacık hikayesi. İhtiyar adamın gittiği yer mecburi güzergah olsa da küçük kızın elinden tutup, gitme, diyip onu gün ışına geri getirebilmeyi çok isterdim. *Konuk Odaları: Tanıdık yaşantılardan beklenmedik bir hikaye. *Kavak Dölü: Geçkin bir kız kurusunun anlık duygularının anlatısı. *Anne: “Annem dolabın çekmesinden örgüsünü aldı. Örgü örmeyi öyle severdi ki, örgü örerken mutlu olurdu. Şişler o ince, küçük tıkırtılarla ilmeklere girip çıkarken her şeyi unuturdu annem. Yorgunluğunu, yoksulluğunu, onmazlıklarını, her şeyi... her şeyi..” *Ceviz Ağacına Kar Yağdı: Hayatın bütün yükünü göğüsleyen ve herkesin bir şeyler beklediği bir insan olmanın ağırlığında ezilirken, tüm kararlılığıyla özgürlüğü seçmenin verdiği hafiflemenin hikayesi. Hikayede yapılan seçim doğru mu yanlış mı bilemem efenim ama insanda hafifleme hissi bıraktığı kesin. *Kent Kırgını: Kendisi de kent kırgını
HaziranSelçuk Baran · Yapı Kredi Yayınları · 2020600 okunma
Puan vermedi·304 syf.··
Beğendi
·
2026 12. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 19 Haziran 2026 19:07
Yeliz, çok küçük yaşlardan ailesini kaybetmiş, şu anda sınava hazırlanan genç bir kızdır. Ailesinin ona bırakmış olduğu fabrikanın başına hakkıyla geçebilmek için başını derslerden asla kaldırmamaktadır. Bir gün, dershaneden evine döndüğü bir gecede sıra dışı bir olay yaşar ve bu onu çok korkutur. Aynı evde birlikte yaşadıkları halası ve eniştesinin ona kötü bir şaka yaptığını düşünsede, gerçek sandığından çok daha başkadır. Spoisiz bu kadar anlatılabiliyor sanırım :D Bu kitaba başlamak beni fazlasıyla geriyordu. Bu tür şeyler okumak ya da izlemek beni hemen etkiliyor. Lakin okumaya başladığım anda kitabın aslında beklediğim kadar korkutucu olmadığını anladım. Yazarın basit yazımı benim gerginliğimi fazlaca almış olsa da gece vakti okuyabileceğim bir kitap kesinlike değildi. Aslında bu kitabın gece okunması daha mantıklı geliyor bana çünkü korku adında yapılan her şey bu zamanlarda daha çok anlaşılır oluyor. Ayrıca kitabın keyfi böyle çıkarılmalı. Ama bu tabii ki cesaret edebileceğim bir konu değil maalesef :D Evet, herkesin de söylediği gibi, olaylar birbirlerini fazlaca tekrarlıyordu ama bu beni rahatsız etmedi. Rahatsız olduğum tek konu her bölümde o korkunç şeyleri yaşamaktı. Bir bölümde de sakin bir gün okumayı isterdim açıkcası. Ama sondaki amaca bakıldığında da her gün, her an bir şeyler yaşamamız da normal geliyor bana çünkü aceleci bir taraf var :) Keyifle okudum diyebilirim. Sonu aceleye gelinmiş gibi yazılmış bir havası vardı. Doğruyu söylemek gerekirse ben o cin çıkartma olaylarını okumayı falan beklemiştim ve istemiştim. O cin çıkartma anını okumak bana daha çok keyif verebilirdi ama bu konuda da yazardan ümitli olduğumu söyleyemeyeceğim. Bence öyle bir şey yazsaydı bile o an bize geçmez, çok çok basit kalırdı. Yazarın ilk
1000Kitap
Senin YüzündenR. İdeli · Artemis Yayınları · 2025476 okunma