Abdülhamid Döneminde Murat İsminin Yasaklanması
İstibdat döneminde tahttan indirilmiş olan Sultan V. Murad'ın adını anmaya izin yoktu. Öyle ki II. Murad'ın Bursa'da 15. yüzyılda yapılmış olan camiinin restorasyonu haberini verirken gazete şöyle diyordu: 'Fatih Sultan Mehmet Han Hazretlerinin cennet-mekan babasının camisi'
İttihat ve Terakki liderlerine bizim neslimiz hem borçlu, hem de kırgındır. Borcumuz, en bayağı şekilde çürümüş hantal, çağdışı ve her türlü haysiyetten yoksun bir istibdat idaresini cesur bir hamleyle çökertmelerinden ve genç nesle bir benlik gururu, bir gelecek ümidi aşılamalarından gelir. Kırgınlığımız ise, uyandırdıkları bu ümit için, bizim neslimize verdikleri hayal kırıklığındandır.
Sayfa 233 - Remzi Kitabevi
Alıntı
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
​"İstibdat döneminde korkudan susanlar, hürriyet gelince bu defa menfaatten sustular. Neticede memlekette sükut hiç eksik olmadı."
İstanbul'a dönerken, hiç de ümitli olmadığımı itiraf ederim: Bu his bende, haklı bir asabiyet de uyandırıyordu: Vefasızlık, nankörlük, faziletsizlik halkası içinde idik: Bize bugün, tarih ve coğrafya düşmanlarımızla baş kaldıran bu mıntıkanın insanları ile din kardeşi idik:
Sayfa 105·Kitabı okudu
İstibdat rejimi, mülk sahibi sınıfların birliğini yeni bir hiyerarşi çerçevesinde tesis etmek için iki temel stratejiye başvurmuş, bir yandan temsilî kurumları tasfiye ederek ya da güçsüzleştirerek Sarayın merkezinde yer aldığı şahsi iktidar ilişkilerini tahkim etmeye çalışırken, öte yandan Sünni mülk sahibi sınıf mensuplarının sadakatini sağlamak üzere dinî bağları kullanmıştı. Rejimin dayandığı karşıdevrim programının ikinci ayağı olan siyasal toplumun sınırlarının daraltılarak yeniden tanımlanmasında da birbiriyle iç içe geçen bu iki strateji devreye sokuldu. Sultanın temel sadakat odağı haline getirilmesi amacıyla, saltanat makamının kamusal görünürlüğü arttırılır ve etrafında yeni bir gelenek inşa edilirken, devletin kimliği hem içeride hem de dış politikada giderek daha fazla Sünni İslam’la tanımlanır hale geldi. Hilafet siyaseti adı verilebilecek bu iki stratejiyle toplumun belirli bir bölümüyle devlet arasında yeni siyasi bağlar kurularak yeni kültürel ve ahlaki normlar dayatılması, bu normlara uymayan (ve uyması arzu edilmeyen) kesimlerinse fiilen siyasal toplumun dışında bırakılması hedefleniyordu.
Sayfa 325·Kitabı okudu
93 Harbi sonrasındaki toprak kayıpları ve 1881’de kurulan Düyun-ı Umumiyeye bırakılan vergi toplama hakkı nedeniyle kontrol ettiği gelirlerde önemli bir azalma yaşayan merkezi hükümet, 1896 yılında aşar vergisini arazi vergisine dönüştürerek, mülk sahibi sınıfların da vergilendirilmesini sağlayacak bir servet ve gelir vergisine geçişi gündemine aldı. Ancak, mülk sahibi sınıfların direnişi karşısında Edirne, Kosova ve Manastır vilayetlerinin bazı kazalarında başlatılan pilot uygulamanın İmparatorluğun diğer bölgelerine genişletilmesinden vazgeçildi. Merkezî hükümetin mültezimler üzerinde daha yakın bir denetim kurmaya yönelik çabalarıysa, hazineye akan aşar gelirlerini arttırmakla beraber, kolektif sömürü mekanizmasından aldıkları paydan vazgeçmek istemeyen mülk sahiplerinin kayıplarını köylülükten daha fazla artık çekerek telafi etmelerine neden oldu. Böylece, İstibdat rejiminde İmparatorluğun vergi yükü neredeyse bütünüyle doğrudan üreticilerin sırtına binmeye devam ederken, mülk sahibi sınıfların, devletin şiddet tekelini kabul ederek, politik birikim araçlarından vazgeçmeleri karşılığında iktidar bloku içindeki ve doğrudan üreticiler karşısındaki konumlarını tahkim ettikleri birikim rejimi güvence altına alındı.
Sayfa 317·Kitabı okudu