İttihatçıların bir süre yurt dışına gitmesi ve nispeten temiz kalmış ikinci kademe kadroların öne çıkarılması gerekiyordu. İttihatçı bir subay olan Mustafa Kemal Paşa'nın liderliğine ilişkin ilk sinyal muhtemelen 17 Kasım 1 918'de Minber gazetesinde çıkan demeciydi
Dünya Savaşı süresince ‘milli iktisat’ yolunda daha pek çok adım atıldı. Savaş yıllarında faaliyete geçen anonim şirketlerin büyük ölçüde Müslüman-Türk esnaf tarafından yerli sermayeyle kurulmasında, İttihat ve Terakki Cemiyeti (İTC) üyelerinin payı büyüktü. Milli burjuvazi’ye tanınan, savaşa özgü bazı yeni ve ‘gayr-ı meşru’ kazanç olanakları, her türlü ticari yazışmanın ve resmi muhasebe işlemlerinin Türkçe olarak yapılacağına dair kanunlar vb. hep aynı politikanın sonucuydu. Özetle devlet, Müslüman-Türk Osmanlıyı gayrimüslim Osmanlıya karşı kayırmış, yabancı sermayeye daha çekingen yaklaşmış, kalkınma, modernleşme ve bağımsızlık için zorunlu görmeye başladığı milli burjuvazi ve milli iktisadı yaratmaya çalışmıştı.
Eylül 1937 de, iki adam arasında, Atatürk'ün İsmet Bey'den istifasını istemesiyle sonuçlanan aleni bir kavga oldu. İsmet Bey, sağlık nedenlerini öne sürerek, derhal istifa etti. Yerine eski İzmir İTC sekreteri ve Teşkilat-ı Mahsusa başkanı, 1924'te kurulan Türkiye İş Başkası'nın ilk genel müdürü ve 1932'den beri iktisat vekili olan Mahmut Celal (Bayar) getirildi.
Bu bölümde geçmiş siyasi cinayetleri analiz ederek çözme gibi bir iddia taşımıyoruz. Sadece, çözdüklerine emin olanların ne kadar boş konuştuklarını gözler önüne sermeye çalışacağız. Abdülkadir Bey’in siyasi cinayetlerle ilişkilendirilmiş olması, bu konu hakkında okuyucuya genel bir bilgi verilmesini gerektirmiştir.
Gazeteci cinayetleriyle ilgili genel kaynaklardan alınan çeşitli kronolojik bilgiler dışında, bazı özel konuların kaynakları, yapılan alıntıların arkasından verilmektedir.
İttihat ve Terakki Cemiyeti, kelle koltukta bir mücadele sonucunda 1908 Temmuz’unda II. Abdülhamit’e II. Meşrutiyet’i ilan ettirmiştir. Tek ve tam siyasal güç artık Cemiyet’tedir. Ülkede özgürlük havası egemendir.
Bu ortamda yine bir muhalefetin oluşması da kaçınılmazdır. Özgürlük şarkılarıyla iktidara gelen İTC şimdi muhalefete tahammülde zorlanmaktadır. Karşıt basın ve yazarlara ayar çekilmeye çalışılır. Ama ayardan anlamayanlar olacaktır.
Birer yıl arayla 3 adet basın mensubu cinayeti gündemlere bomba gibi düşer. 1909 yılında Hasan Fehmi Bey, bir yıl sonra Ahmet Samim. Sadece 1911’deki son cinayetin perdesi aralanabilmiştir. Cemiyetin bir kararı ve bilgisi dışında, durumdan vazife çıkaran bir tetikçi tarafından Zeki Bey vurulmuştur. Katil mahkemeye çıkarılır; hüküm yer.
Aradan geçen bir yüzyıla karşın diğer iki cinayet aydınlanabilmiş değildir. Bu cinayetler İzmir Suikastı davasının görüldüğü Ankara İstiklal Mahkemesi’nde de gündeme getirilmiş ancak sürpriz bir biçimde mahkeme heyeti tarafından örtbas edilmiştir. Sanıkların da, mahkeme heyetinin de o eski yıllarda aynı tarafta yer aldığını ve aynı komitacılık yöntemlerinden geçtiğini unutmamak gerekir.
Eskiden beri bazı yazarların bu konuları zaman zaman kaleme aldığı ve kafalarına göre hükümler verdiği görülmektedir. Hasan Fehmi
İngilizler, eski yöneticileri “tehcir” nedeniyle yargılamak için Malta Adası’na sürerler. Tehlikeyi sezen İttihatçıların büyük bir kısmı da, yeni örgütlenmeler geliştirerek Anadolu’ya geçerler. İstanbul’da kalan Kara Kemal ve Kara Vasıf Beyler kurdukları Karakol örgütüyle Anadolu’ya lojistik destek sağlar.
İyi yetişmiş fedakâr sivil-asker bürokrasi tarafından ülkeyi düze çıkarmak, bağnaz ve dinsel etkilerden kurtararak dünya üstündeki eski bağımsız ve güçlü konumunu kazandırmak gibi düşüncelerle kurulan ve bir dönem devlet yönetiminde egemen olan İTC, doğru yönetemediği I. Dünya Savaşı’nı yenilgiyle bitirince dağılmıştır.
Millî Mücadele’yi başlatarak Cumhuriyet’i kuran kadro da İTC oluşumunun içinden çıkmış; İzmir Suikastı davasıyla, bu kadro bir zamanlar birlikte oldukları potansiyel muhaliflerini tümüyle tasfiye etmiştir.
Dönemin pek çok subayı gibi Abdülkadir Bey de İTC içinde yer almıştır. Numarası Ohrili Eyüp Sabri’nin ardından 187’dir.
İTC'ye ve hükümete, taleplerini desteklemeleri için çağrı yapan grevciler (ki bu lonca üyelerinin Osmanlı Devleti karşısında aldığı geleneksel tavırdı) genel olarak hayal kırıklığına uğradı. Modern Jön Türk rejimi, grevleri kamu düzeninin bozulması olarak değerlendirdi. lTC üyeleri başarılı bir şekilde grevlerde arabuluculuk yapmaya ve işçileri işlerinin başına dönmeye ikna etmeye çalıştı ama bu başarısız olduğunda, hükümet grevleri bastırmak için güç kullanmaktan çekinmedi. İTC, 1908 Eylül'ünde Anadolu, Rumeli, Aydın, Şark ve Beyrut-Şam-Hama demiryollarını felç eden grevlere, kamu teşebbüslerinde grev yapmayı yasaklayan bir kanun tasarısıyla yanıt verdi. 10 Ekim 1908'de çıkan kanun, grev dalgasını yavaşlatsa da bitirmedi. Dahası, hükümetin işçi dernekleri üzerindeki sıkı kontrolüne rağmen, sadece İstanbul'da 1910'dan Birinci Dünya Savaşı'nın sonuna dek 51 sendika ve zanaatkar derneği kuruldu.
Sayfa 115 - Kentli işçiler ve 1908 Jön Türk Devrimi·Kitabı okudu