Herhangi bir arabayla, araba tutmuş herhangi bir eli yüzü düzgün beyefendiyle gitmeye hazırdım, ama tek, gerçekten tek kişi bile beni davet etmemişti; beni basbayağı unutmuşlardı, onlar için düpedüz ve en hakikisinden bir yabancıydım!
İlkokulun birinci sınıfını asla geçemem diye düşünüyordum, ama başardım; ancak lise giriş sınavını asla kazanamam sandım lakin başardım; ama artık lise birinci sınıfta mutlaka sınıfta kalırım dedim; hayır, kalmadım ve sürekli başardım. Ancak bunların sonucundan bir güven doğmadı , aksine , ne kadar çok başarırsam işin sonunun o ölçüde kötü biteceğinden kuşkum yoktu ...
NİHAYET BİTİRDİM!!
Açıkçası bu kitab pek akıcı gelmedi bana, birazcık da rahatsız edici idi. Ki sonuçta bir roman değil, uzunca yazılmış psikolojik bir mektuptan bahsediyoruz. Sürükleyici gelmemesi doğaldır.
Gelelim bu uzun mektubun muhtevasına:
İstismarcı ve narsist olan baba belli ki kendini aynada göremeyen bir babadır. Ki böylesi babalara hatalarını açıklamak ya da ikna etmek dünyanın en zor işi olabilir. Bizimle aynı kaderi paylaşan Kafka bu durumu uzun uzun derleyerek, nazik bir dille, kolaya kaçmadan (suçu tamamen babaya atmadan) babasına gerçekleri göstermeye çalışmış. Ve öylesi geçiyor kitap işte, ayrıntılı psikolojik analiz!
İşin acı yanı, kitabı okuduktan sonra edindiğim o acı gerçek, babaların o kitapta bahsedilen küçük ayrıntıları hep küçümsemeleri... Hatta baba demeyelim de EBEVEYN diyelim. Ebeveynlerimiz acaba bu kitabı okusa anlarlar mı suçun bizden kaynaklanmadığını? Bilemiyorum.
Gerçi Kafka'nın annesi sağ olsun(!) mektubu babasına ulaştırmamış. Ulaştırsa değişir miydi ki babasının tutumu, kanaatı ? Kim bilir...