Üniversite yaşamı yumuşak ve gerçeklerden uzaktı. Dışarıda, gerçek hayatta seni nelerin beklediğinden söz etmiyorlardı. Beynini teorilerle dolduruyor, kaldırımların ne kadar sert olduğunu söylemiyorlardı.
İlgi duymuyordum. Hiçbir şeye ilgi duymuyordum. Nasıl kaçabileceğime dair hiçbir fikrim yoktu. Diğerleri yaşamdan tat alıyorlardı hiç olmazsa. Benim anlamadığım bir şeyi anlamışlardı sanki. Bende bir eksiklik vardı belki de. Mümkündü. Sık sık aşağılık duygusuna kapılırdım. Onlardan uzak olmak istiyordum. Gidecek yerim yoktu ama. İntihar? Tanrım, çaba gerektiriyordu. Beş yıl uyumak istiyordum ama izin vermezlerdi.
Hiçbir şeyin hiçbir şey olduğuna inanmak istemeyen ve o yüzden önce teker teker sevdiklerimizi, aziz dostlarımızı, sonunda da kendi yaşamımızı yitirmek suretiyle bunun kanıtlandığını görelim diye yeniden doğan düşmüş melekler miyiz biz?