Daha önce Brooklyn'e hiç gitmemiştim ve hakkında hiçbir şey bilmiyordum fakat şehirde, özellikle de hiç bilmediğim bir şehirde yaşama fikri hoşuma gitmişti, bütün o kalabalıkların, trafiğin, bir kitapçıda çalışmanın, bir kafede garsonluk yapmanın düşüncesi bile bana iyi gelmişti; kim bilir ne acayip bir dünyaya girecek, ne kadar yalnız kalacaktım? Yemeklerimi tek başıma yiyecek, akşamları köpekleri gezdirecektim ve kim olduğumu hiç kimse bilmeyecekti.
...
yücelttin emek vererek
yalnızca gökyüzüyle bize ait olan o anlamı
saklamadın tenini benden
ve annesi oldun aşkımızın
başlayarak ilk öpüşmemizde
iki dudağının arasından
Öyle çabuk geçiyor ki günler.
Hele sen de bir bak hayatına.
Daha dün doğmuşuz sanki.
Yeni okula başlamışız,
Yeni sevmişiz.
Öyle çabuk geçiyor ki günler.
Hele sen de bir bak hayatına.
Yarın bitecek sanki herşey.
Yarın ölecek gibiyiz.
Daha doymamışız yaşamasına.
Günlerimiz dün bir, bugün iki.
Sakın birşey bırakma yarına.
Yarın yok ki.
"Tin Win sadece birkaç gün önce, kitapları sadece okumakla kalmayıp onlarla seyahat ettiğini, kitaplar sayesinde başka ülkelere ve bilmediği kıtalara gittiğini, onlar sayesinde sürekli yeni insanlarla tanıştığını, hatta bazılarıyla arkadaş olduğunu anlatmıştı."
Andırırsın beni bana, bana beni,
Dediklerinde, duyduklarında,
Yazdıklarımda seni bana, bana seni,
Söylemesem bile, saklamadıklarımda.
Ah hep aklımda, hep aklımda;
Andırırsın seni sana, sana seni,
Gözlerinde, kulaklarında, dudaklarında.