....ve Kudüs şehri. Gökte yapılıp yere indirilen şehir.
Tanrı şehri ve bütün insanlığın şehri.
Artık burada taş bile durmak istemez
Ve ay'ı görmek istemez zeytin ağaçları.
### I.
olmadım!
dağların sabrına sığındığımdan beri
olduğum yok artık benim.
bulamadım, taş neden yüzünü döndü bana
ne söyleyecekti eğilip baktığım su
rüzgâra kapılmış sağrısı o atın
bana ne dileyecekti?
âh ki durmadım dünyada soluklanmak için.
koyun koyuna uyuduğumuz
tepedeki çimenlikten beri
çok vaadiyle dünyanın
çok gözler gelip geçti canımdan
ama
olmadım!
hepsi birdi sevgilim
nasılsa sonunda hepsi birdi.
### II.
filizkıran fırtınasıydı hayatım!
iyi hatırla!
kimin yüzüyle gelmiştin bana
bir begonvil, bir serçe, bir sabah ıslığı
kimin yüzüyle hayatım?
ayrıldığımızda kimdik
şimdi hangi gövdenin içindeyiz
küçük bir çıngırak çalarken sabahları..
bağışla!
bazı zamanlar unutuyorum
yola uzun bakmayı.
bazı şarkılardan geçmeyi örneğin:
Türkiye tabiri, daha VI. yüzyılda Bizanslılar tarafından Orta Asya için yani Türklerin yaşadığı bölge için kullanılıyordu. Yine onlar IX ve X. yüzyıllarda Volga'dan Orta Avrupa'ya kadar uzanan sahaya da Türkiye adını vermişlerdi. XI-XII. yüzyıllarda Mısır ve Suriye'ye Türkiye denirdi. Anadolu ise XII. yüzyıldan itibaren Türkiye olarak tanınmaya başlamıştır.
I
rüknettin’in aynalarda ağladığı kadar var.
bir mevsimin kıyısından tutarsan rüknettin
kurak ovalara yağmurlar yağar,
ayak bileklerinden kavrarsan bir harfi,
kalbin şiir olup vadilerini sular.
senin de vadilerin vardır rüknettin!
kehanetler kurarsın, yağmalarsın kendini
kurtarıp o yangında ilk önce kalbini
niyedir, aynalarda azalır sesin.
II
doktorum
ben bu kalbimi sarınır örtünürüm
kış gecelerinde o nu yakar ısınırım
üşürsem helak olacağımdan korkarım.
doktorum
gayya kuyusuna inmek istemem
bana bir ip uzat, yağmurlar istemem
aynaları kırarım,suretimi istemem
mevsimler dönedursun, bu dünyayı istemem
yalnız Allah’ı anmak isterim
ben Allah’ı isterim.
III
Ahmed el-Shamsy'nin ikinci bölümde ve eserin başka kısımlarında da (meselâ bk. s. 23, 59, 293) tekrarladığı bir iddia var; o da XIX. asrın başlarında âlimlerin, sonrasında canlandırılacak olan "eski" klasik eserlere “şaşılacak derecede" ilgisiz olduklarıdır. 8Yazara göre bunun sebeplerinden biri XI-XIX. asırlara hakim olan "metinsel skolastisizm", yani medresenin ve ilmiyenin öne çıkardığı kitaplara, onların usul ve muhtevasına mutlak
körükörüne) bağlılık (bir tür şerh-haşiye edebiyatı), ikincisi de "epistemolojik ezoterizm", yani "hal ilmi" olan, derunî-iç tecrübeye dayanan tasavvufun kitabı ve okumayı reddeden yahut önemsizleştiren bir karaktere bürünmesidir.
8 Yazar güzel ve doğru örnekler de veriyor. Meselâ "1900'lerin başına kadar İbn Teymiye'nin çok sayıda yazısının [risâlesinin?] neredeyse hiçbiri neşredilmemişti" (s. 271); "Taberi'nin IX. yüzyılda telif ettiği Kur'an tefsiri 1890'larda hiç bilinmiyordu, ancak metin yeniden keşfedilip 1903'te neşredildiğinde klasik tefsirlerin mükemmel örneklerinden biri haline gelmiştir" (s. 356)."s.67