Puan vermedi·448 syf.··
Beğendi
·
2026 22. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 19 Mayıs 2026 23:18
Gerçeklik kimi zaman ürkütücü bir ejderha biçimine bürünür ve dosdoğru karşıdan bakmaya cesaret edildiğinde yok olup gider. Ben, İgor’un etkisiyle, yaşamımın ejderhalarını evcilleştirmiştim ve şimdi yaşamım bana iyiliksever meleklerle dolu geliyordu... Tanrı Daima Tebdili Kıyafet Gezer" romanı, aslında arkasına bir kişisel gelişim felsefesi gizlemiş, insan ruhuna dokunan çok katmanlı bir "kendini keşif" yolculuğudur. Kitap, Paris’in Eyfel Kulesi’nden kendini bırakmak üzere olan çaresiz bir adamın (Alan) hikayesiyle başlar ve okuyucuyu şu sarsıcı soruyla baş başa bırakır: “Kendi hayatının iplerini gerçekten elinde tutuyor musun, yoksa sadece başkalarının senin için yazdığı senaryoyu mu oynuyorsun?” Kendi Hayatının Başrolü Olmak Hayatımızda bazen öyle anlar olur ki, tüm kapıların yüzümüze kapandığını, kendi yarattığımız labirentte sıkışıp kaldığımızı hissederiz. Laurent Gounelle, Tanrı Daima Tebdili Kıyafet Gezer romanında bizi tam da böyle bir kırılma noktasından alıp, insan psikolojisinin en kuytu köşelerine doğru bir yolculuğa çıkarıyor. Özgürlük, Karakterimizin Gölgesinde mi Saklı? Romanın kahramanı Alan, aslında modern dünyanın prototipidir: Reddedilmekten korkan, hayır diyemeyen, başkalarını memnun etmek adına kendi benliğinden vazgeçmiş bir adam. Karşısına çıkan gizemli Dubreuil ise bir mentordan ziyade, Alan’ın kendi içine bakmasını sağlayan net bir ayna. Dubreuil'in Alan'a yaptırdığı ve ilk başta "saçma" ya da "korkutucu" gelen tüm o küçük deneyler (fiyat pazarlığı yapmak, reddedilmeyi göze almak, bir restoranda şikayette bulunmak), aslında Alan’ın ruhuna vurulmuş prangaları tek tek kırma çabasıdır. Gounelle bu kurguyla bize şu mesajı fısıldıyor: Korkularımız, bizim hapishanemizdir. Biz risk almaktan, reddedilmekten veya başarısız olmaktan korktukça,
Tanrı Daima Tebdil-i Kıyafet GezerLaurent Gounelle · Pegasus Yayınları · 20137,5bin okunma
Puan vermedi·104 syf.··
2026 5. kitabı
·
21 saatte okudu
·
Okunma: 19 Mayıs 2026 17:16
Mirko Czentovic, on iki yaşında yetim kalınca iyiliksever bir rahibin himayesine girmiştir. Zekâsından şüphe duyulan ve önemsenmeyen bu çocuğun, tesadüf eseri bir satranç dehası olduğu ortaya çıkar. Ve Mirko yıllar sonra dünya satranç şampiyonu olarak karşımızdadır. New York'tan Buenos Aires'e gitmekte olan bir yolcu gemisinde; zengin bir adam, Mirko Czentovic'e ücreti karşılığında bir el satranç oynamayı önerir. Önce zengin adama, sonra hem izleyici hem oyuncu olarak katılan gemi sakinlerine karşı mücadele eden Mirko'nun yenilmezliği, Dr. B. sayesinde sarsılır. Dr. B. karşılaşmayı izlerken dayanamayıp oynayanlara karışınca, şampiyonla karşılaşması için teklif yapılır. Oysa Dr. B. "satranç zehirlenmesi" denilen bir semptomu atlatmıştır ve satranç oynaması yasaklanmıştır. Avusturyalı bir göçmen olan Dr. B., Gestapo tarafından esir edildiği günlere döner. Küçük bir odada günler, haftalar, aylar boyu esir tutulmuştur. Sorguya götürüldüğü bir gün rastlantı eseri ele geçirdi küçük bir satranç kitabı sayesinde bu oyunun tüm inceliklerini öğrenmiştir. Önünde satranç tahtası veya taşları yoktur. Oyunu ilk başta tamamen kurgusal olarak zihninde, daha sonra boyadığı ekmek parçalarıyla ve çarşafında oluşturduğu karelerle oynar. Kişiliği de tıpkı satranç gibi iki zıt renk olmuş, kişilik bölünmesi yaşamaya başlamıştır. Serbest kalıp tedavi olduktan sonra bir daha satranç oynamaz. Ta ki, o güne kadar. Ve son olarak Mütevazi yenilgi, küstah galibiyetten üstündür.
SatrançStefan Zweig · Panama Yayıncılık · 2015279,4bin okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Ahududu Reçeliyle Birlikte Sakin Bir Kaçış
7/10
·448 syf.··
Beğendi
·
2026 59. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 30 Nisan 2026 20:08
Merhaba arkadaşlar, bu sefer de sizlere tıpkı ahududu reçeli veya sıcacık bir tatlı gibi hissettirecek güzel bir kitapla geldim. Hayatın karmaşasından, yaşanan kötülüklerden ya da sayısız dram örüntülerinden kaçmak için Büyü Dükkanı gerçekten de biçilmiş kaftan. Biraz soluklanmak ve keyifli vakit geçirmek için yazılmış, insana dinginlik ve mutluluk vadeden bir kitap. Ha, bu arada eğer bol bol aksiyon, amansız savaşlar ya da büyük olaylar bekliyorsanız bu kitabın sizin için uygun olduğunu sanmıyorum. Çünkü burada öyle şeyler bulamazsınız, beklentinizi ona göre ayarlamanız gerekiyor yani. Kitabın konusuna gelecek olursak: Crescent Adaları İmparatorluğu'na bir devrim düzenlendiğinde, olayın yankıları ana karakterimizin çalıştığı Alyssium Kütüphanesi'ne kadar ulaşır. Haliyle evi bildiği kütüphane çıkan yangına teslim olunca, Kiela canlı bir kurdele çiçeği olan asistanı Caz ile birlikte kurtarabildikleri kadar değerli kitabı alıp oradan kaçar. Daha sonrasında ise Kiela'nın ailesinin geldiği yer olan ve imparatorluktan bir hayli uzakta bulunan Caltrey Adası'na gitme kararı alırlar. Kısacası bu kitap bir kaçış ve yeni bir hayat kurmanın hikâyesidir. İçerisindeki tüm o şifa, büyüler, sihirli yaratıklar, alışılmışın dışındaki karakter tasarımları ve dünya kurulumu ile tüm bu macera çok daha mistik ve keyifli bir hâl alıyor. Yine de basit ve sade bir olay örgüsü var, bu sebeple de amacınız böyle bir roman okumak değilse sıkılma ihtimalinizin bulunduğunu söyleyebilirim. Romantizmi hafif ve kararında, tam olarak bu sakin hikâyeye uyan bir yapısı var. Fantastik yönünün ilgi çekici ve doyurucu olduğunu düşünüyorum, kesinlikle kitabın asıl öne çıkan özelliği de o. Özellikle Kiela'nın yaptığı "şifalar" oldukça yaratıcıydı. Tüm o malzeme ve uygulama süreci, Kiela'yla Caz'in etkileri
1000Kitap
Büyü DükkanıSarah Beth Durst · Juno Kitap · 2025205 okunma
Çocuklara kötülüklerden korumak için yapılacaklar listesi
8/10
·195 syf.··
2026 4. kitabı
Suçlular sadece başka insanları hedef seçmediler. Yani yakın akrabalardan yada Koç, hoca amca gibilerden de çıkabilir. Bazı ebeveynler Belki de çocukları tedirgin etmekten korkarak hiçbir şey yapmazlar. Maalesef bu başını kuma gömme tarzı yaklaşım çocukların savunması kalmasına sebep olur. Tüm eleştirilere itaat etmelerini gerektiren katı bir tarzda yetiştirilmiş çocuklar özellikle risk altındadır.@ Hayatta hiçbirimiz her şeyi çözemeyiz, Bu yüzden başkalarının tavsiyelerine başvurur. Çocuk yetiştirme konusunda ucuz teorilere başvuranlar, kendilerini Nasrettin hoca'nın masalında yanlarında bir eşekle ve oğluyla giden hocanın durumunda bulurlar. Yani ne yapsalar çözüm bulamıyormuş gibi hissederler. Sezgi ve sağduyudan yararlanmak Sezgi bir şeyi düşünmeden anlamanı sağlayan ani bir histir. Mesela ani ve sebepsiz bir duyguyla karşıdakinin iyi biri olmadığını hissedebilirsiniz işte bu sezgidir. Mesela bazı iş adamları sahte bir işin neredeyse kokusunu alır. Birkaç yıl polislik yaptım ve Sezgin kayda değer bir şekilde gelişmeye başladı. Sezgi ve sağduyu birlikte gider. Birçok insanın başı sağduyu görmezden geldiği için belaya girer. Sağduyu, eğer bir şey gerçek olamayacak kadar iyi görünüyorsa, genellikle gerçek olmadığını öngörür. Mesela baba çocuklarıyla aşırı ilgilenen bir Koru şefini tuhaf bulduğunu ancak çocukların ve annelerinin bu ilgiden memnun olduklarını bildiğinden onların mutsuz etmek istemediğini itiraf etmiş. Yani sağduyu ve sezgisini görmezden gelmiş ve bedelini oğlu ve ailesi ödemiştir (tacizci bir Kore şefi olayından alıntı) yetişkinler sağduyu sahibidir bunu çocuklarına da geçirmek için çaba göstermelidir. Küçük çocuklara bile sezgilerine güvenmeleri öğretilebilir. Şüphelenen bir çocuk kaba davranmaktan korkmadan kaçmalıdır. Çocukların sevgilerini
Çocukları Kötülüklerden KorumakRobert Stuber · Beyaz Yayınları · 19986 okunma
Puan vermedi·136 syf.··
2011 21. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 21 Nisan 2011 00:00
Elinize alacağınız bu kitap; müthiş bir duygu yoğunluğuyla karşı karşıya kalacağınız, bir Alman'ın gözünden Türkiye'yi ve Türkleri okuyacağınız, bu coğrafyanın insanlarının ne kadar fedakar, iyiliksever olduğuna bir kez daha şahit olacağınız elem dolu bir hikayenin kısa ama yoğun öyküsüdür.
Ezanla DirilişHalit Ertuğrul · Nesil Yayınları · 20221,162 okunma
Puan vermedi·724 syf.·
2026 28. kitabı
Tutunamayanlar, Oğuz Atay’ın 30’lu yaşlarında yazılmış. İnsanın hayatla hesaplaşmaya giriştiği yaşlar. Ne verdim, ne aldım. Daha ne vermeli, neyi muhafaza etmeli sancıları çektiği yaşlarda. Tutunamayan deyince bir eksiklik, bir başarısızlık gibi; aslında dünyaya ve içindekilere fazlaca dikkat etme, bu yüzden de onunla uyum sağlayamama. Varlığımıza devamlı kanıt arıyoruz, kendimizi başkalarının gözlerinde var ediyoruz. Bu yüzden de kendimizi devamlı başkalarına açıklıyor, kendimizi devamlı sorgu odalarına atıyoruz. Ötekinden önce kendi kendimize “neden böyle söyledin?” diye hesap soruyoruz. Çoğumuz bu yüzden “başımı alıp da gitsem, hiç bilmediğim, kimsenin beni hiç tanımadığı bir yerlere gitsem” diye düşünüyor. Halbuki tek isteğimiz, bizi yargılayan bakışlardan kurtulmak. Bazen de yok olmak istiyoruz, görünmez olmak. Sanki görünmez olursak insanların yargılarından da kurtuluruz. Halbuki insan kendi iç mahkemelerinden kurtulamıyor. Çünkü bir kez hesap vermeye alıştıysan, bir kez hesap sormaya alıştıysan, o hesabı kendinden de soruyor ve her önüne gelene veriryorsun. Turgut, kendine ne çok sesleniyorsun. İçinde kaç Turgut taşıyorsun? Hangisi hangisine sesleniyor, sen bile bilmiyorsun. Bir insanın içinde kaç tane “ben” olur? Her birini başkaları için yaratmışsın. Fark edilmek, anlaşılmak, kabul edilmek için yapmışsın bunu. Meşrebine göre bir Turgut sunmuşsun karşındakine ama hiç kimse senin gösterdiğini görmemiş; herkes kendi görmek istediğini görmüş, Turgut. Bu yüzden yaşamış, yaşamışsın ama tanıksız kalmışsın. Kimseyle paylaşamamışsın, kimse seni senle paylaşmamış. Sadece iyi olsam yeter zannetmiştin. Toplumun sunduğu kadar, toplumun istediği kadar namuslu, ahlaklı, iyiliksever olsan yeterli zannetmiştim, Turgut. Ama sadece iyi olmakla yetinmek, hiçbir şeyi
TutunamayanlarOğuz Atay · İletişim Yayınları · 202475bin okunma