#𝙎𝙀𝘽𝙀_𝙎𝙐𝙍𝙀𝙎𝙞_𝙏𝙀𝙁𝙎𝙞𝙍☝️ 🌀#Muhammedim) De ki: “Size bir tek öğüdüm var: Ya ikişer kişi hâlinde veya tek tek Allah için kalkıp şöyle bir kenara çekilin ve bütün önyargılarınızdan sıyrılarak samimi ve ciddi olarak düşünün! Göreceksiniz ki, arkadaşınız Muhammed’de delilikten hiçbir eser yok! O, çok çetin bir azabın öncesinde sizi ondan sakındırmak için gelen bir peygamberden başkası değildir.” 46 De ki: “Bu yaptığım hizmet karşılığında sizden hiçbir ücret talep etmiyorum. Böyle bir şey istedimse, o sizin olsun. Çünkü benim ücretimi verecek olan ancak Allah’tır. O, her şeye hakkıyla şâhittir.” 47 De ki: “Şüphesiz Rabbim bâtılı imhâ ederek gerçeği ortaya çıkaracaktır. O, bütün gizlilikleri çok iyi bilir. 48 De ki: “Hak geldi ve bütün açıklığıyla kendini ortaya koydu. Artık, tâkipçileri canlı tutmaya çalışsa da, bâtıl ne yeni bir şey ortaya koyabilir, ne de gideni geri getirebilir; böylece sönüp gitmeye mahkûmdur.” 49 De ki: “Eğer ben yanlış bir yola sapmışsam bunun zararı banadır. Eğer doğru yolu bulmuşsam, bu da Rabbimin bana vahyettiği Kur’an sayesindedir. Gerçekten O, her şeyi hakkıyla işitendir, kullarına çok yakındır.” 50 #Tefsir: 📖 📖 İnsan, bir kısım ön yargılardan kendini kurtarıp, gerçeği bulabilmek için samimiyetle düşünecek olsa; yine aynı safiyetle Hz. Muhammed (s.a.s.)’in hayatını ve kişiliğini inceleyecek olsa, onda delilikten hiçbir iz bulunmadığını, aksine onun toplumun en akıllı insanı olduğunu görecektir. Hem Mekkeliler, zaten henüz kendisine peygamberlik verilmeden önce de ona çok güveniyor, emanetlerini ona bırakıyor ve mühim işlerinde ona danışıyorlardı. “Kâbe hakemliği” olarak bilinen şu hâdise bunun canlı şâhididir: Allah Resûlü’nün nübüvvetinden beş sene önce Kâbe’yi tâmir eden Kureyşliler Hacer-i Esved’i yerine kimin koyacağı hususunda
Bir Düşün Gerçeğe Dönüştüğü An…
İlk Adım, Büyük Bir Heyecan Şiir, bazen insanın içinde uzun süre sessiz kalan duyguların kelimelere dönüşmüş hâlidir. Ben de kalbimden süzülen dizelerle Çınar Şiirleri 1. Antolojisi'nde yer almanın mutluluğunu yaşıyorum. Bu anlamlı yolculukta biz şairlere destek olan, edebiyata gönül veren ve bu değerli projeye öncülük eden Çınar Sanat Derneği Başkanımız Sayın Mustafa Çelebi Çetinkaya’ya emekleri, özverisi ve katkıları için gönülden teşekkür ediyorum. Aynı şekilde bu eserde emeği bulunan herkese de şükranlarımı sunuyorum. İlk kitabımın heyecanını ve mutluluğunu sizlerle paylaşırken, dilerim ki dizelerim bir gün bir kalbe dokunur ve güzel bir iz bırakır. Sevgi ve şiirle…✒️ Eylül Suat Ökmen 🍁 youtube.com/cinarsanatdernek facebook.com/cinarsanatdernegi instagram.com/cinarsanatdernek x.com/cinarsanatder
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Her birimiz, kendimizden bile habersiz taşıdığımız sayısız iz'in toplamıyız. Bir bakışta, bir el çekişinde, bir suskunlukta yıllar önce yaşanmış ama adı çoktan unutulmuş bir an'ın gölgesi titrer. Annemizin sesindeki bir tını, çocukluğumuzun bir öğleden sonrasında pencereden vuran ışığın açısı, sevdiğimiz birinin bizi en savunmasız anımızda nasıl tuttuğu ya da nasıl bıraktığı bunların hepsi, biz fark etmeden, içimizde bir dokuya dönüşür ve o doku durmaz; her gün, her karşılaşmada yeniden örülür, söker atar bir ipliği, başka bir yerden yeni bir iplik alır. İnsan dediğimiz şey sabit bir heykel değil, akan bir nehrin üstünde bir an için tutulmuş bir yansımadır. Sen bana baktığında gördüğün, ben sana baktığımda gördüğüm hiçbir zaman tam olarak "ben" ya da "sen" değilizdir; o anki ışıkta, o anki ruh halinde tutulabilmiş bir kesittir yalnızca. İşte bu yüzden, birini mutlak anlamda anlamayı ummak onun bütün katmanlarını, bütün gizli odalarını, kendisinin bile giremediği bodrumlarını eksiksiz görmeyi ummak, sevginin değil, kibrin işidir aslında. Çünkü ben kendimi bile sonuna kadar anlayamıyorum; içimde benden habersiz kararlar veren, benim adıma korkan, benim adıma seven bir derinlik var... O zaman bir başkasını nasıl bütünüyle kavrayabilirim? Bunu kabul etmek, bir yenilgi değil. Tam tersine, en zarif türden bir saygıdır aslında. Karşımdakine "seni tamamen çözdüm" demek yerine, "senin hep bir parçan benim ulaşamayacağım yerde kalacak ve ben bunu güzel buluyorum" diyebilmek, gerçek yakınlık belki de buradan başlar. Anlamayı bırakıp eşlik etmeyi öğrendiğimiz yerden. İki ruh asla birbirine tam değemez; aralarında hep, ne kadar yaklaşırsak yaklaşalım kapanmayan ince bir boşluk kalır. Ama bütün şiir, bütün dokunma arzusu, bütün o "keşke içine girebilsem" hissi işte o boşluktan
Vejetaryen (Han Kang) | Kitap Yorumu (2. bir güncel yorumum)
Han Kang Vejetaryen Kitap, hayatı boyunca varlığı neredeyse hiç görülmemiş bir kadının, kendi bedeni ve ruhu için aldığı ilk karar sonrasında yaşadıklarını anlatıyor. Yonğhe gördüğü rüyalar sonrasında et yemeyi bırakır. Genç kadının bu ani kararı ailesi tarafından kabul görmez ve hatta baskı ve şiddetle karşılanır. Et yememek Yonğhe için yalnızca bir beslenme değişikliği değil; yıllar boyunca bedeninde ve ruhunda biriken istismar izlerine karşı sessiz bir tepkidir. Her ne kadar kitabın adı vejetaryen olsa da, Yonğhe sadece et yemeyi değil; hayvansal gıda ve ürünlerin tamamını yaşamından ani bir şekilde çıkarır. Hatta etin kokusuna, insan bedeninin kokusu da dahil olmak üzere tahammül edemez. Yonğhe, baskıcı bir aile ortamında, sert ve otoriter bir baba ile büyümüştür. Ablası ve erkek kardeşinin payına düşen fiziksel ve psikolojik şiddeti de o yaşamıştır. Yetişkinliğe adım attığında evlendiği erkek ise ona ne bir kadın, ne de bir insan olarak gerçekten değer vermeyen duyarsız bir adamdır. Çevresindeki insanlar Yonğhe'nin kendisine ait bir kişiliği ve iradesi olabileceğini ancak onun vejetaryen -daha doğru bir ifadeyle vegan- olma kararıyla birlikte fark ederler. Üç kısımdan oluşan kitabın bölümleri; Vejetaryen, Moğol Lekesi ve Alev Ağacı olarak isimlendirilmiştir. Bu bölümlerin üçü de Yonğhe'nin yaşadıklarına şahit olmuş ve hayatında iz bırakmış üç farklı kişinin bakış açısıyla anlatılmaktadır. İlk bölüm olan Vejetaryen'de olayların başladığı döneme Yonğhe'nin kocasının anlatımıyla tanık oluyoruz. Bu bölümde Yonğhe'yi bu ani yaşam düzeni değişikliğine iten sürecin şimdiki zamandaki yansımalarını görüyoruz. İkinci bölüm olan Moğol Lekesi ise Yonğhe'nin eniştesinin ağzından anlatılıyor. Bu kısımda çevrenin skandal olarak karşılayacağı bir olayı okurken, aynı zamanda
Edebiyat
ve bütün bu karmaşanın ortasında, bir teknenin suya çizdiği sakin bir iz gibi, herkes kendi hikâyesini taşır bu kalabalıkta..
​"Bazı insanlar birbirlerinin hayatına sadece iz bırakmak için girerler, kalmak için değil."