Ben bir seyyahım ...
Kimi zaman bir kuş gibi uçtum, dağları, tepeleri, uçsuz bucaksız nehirleri geçtim bir solukta. Bir katır gibi, iz bilmez, kuş konmaz sarp kayalıkları aştım. İnsan ayağı değmemiş kartal yuvalarının dibinden geçtim. Bir deve misali yayan yapıldak, ekmeksiz aşsız çölleri aşındırdım. Kimi zaman rüzgarla arkadaş oldum, sırlarımı fısıldadım en kuytu köşelerde. İçimi döktüm gizliden gizliye ...
Yare söylenecek sözlerimi söyleyemedim. Çoğunu, bir bulutun sırtına yükleyip, öpüp mühürledikten sonra emanet ettim bir kuşun kanadına; belki bir bad-ı sabada(seher yeli) ulaşır diye.
Yağmurlara tutundum bazen. Sabahın seherinde yollara revan oldum. Çimenlerin üzerindeki taze gözyaşlarına şahitlik ettim.
Akşamları dost belledim kendime. Yalnızlığıma gömülüp, gecenin içine, bir dua yakarışıyla sığınıverdim usul usul. Ne yolum bitti ne de benim yolda olma sevdam...Ne hazindir ki, bu uğursuz çağın tanığı olmak bedbahtlığı da benim payıma düştü. Oysa seyyahlığın kaderinde güzele şahit olmak, enfes şekilde tezyin edilmiş yeryüzünü temaşa etmek, heybeni hoş latifelerle doldurmak, bilgine yenilerini katmak, dimağını canlandırmak ve tazelemek vardı. Ama olmadı işte ...
Yazgı neyse, insan da o kadardı işte.
Sayfa 203 - Yeditepe Yayınevi.