Ve Neşe’m doğduğunda, onu kollarıma aldım; çatıya çıkıp haykırdım: "Gelin komşularım, gelin görün, bugün içimde Neş’e doğdu. Gelin ve güneşe gülümseyen şu mutlu şeye bakın!"
Ama komşularımdan hiçbiri Neş’e’yi görmeye gelmedi, çok şaşırdım.
Ve yedi ay boyunca her gün, çatıdan Neş’e’mi haykırdım, ancak hiç kimsenin umrunda değildik. Neş’e ve ben, kimse bizi merak etmeden, ziyaretimize gelmeden, yalnız kalakaldık.
Derken, Neş’e sararıp soldu ve yoruldu; çünkü benim kalbimden başka hiçbir kalp onun güzelliğini görmedi, benim dudaklarımdan başka hiçbir dudak onun dudaklarını öpmedi.
Sonunda, Neş’e yalnızlıktan öldü.
Herkes odasına gitti. Turab odasına ders çalışmaya, Kutay bilgisayarında oyun oynamaya, ben mutfakta kalan patateslerle börek yapmaya koyuldum. O böreği yaptım. Yan komşuma da götürdüm. Nazmiye, yan komşumun biricik kızı! Fatma abla, annesi İstanbul’a gitmişti. Büyük oğlunun kolu banyo camı patlayınca kesilmişti, apar topar gitmişti. Nazmiye ve babası evde tek başına kalınca onların da akşam yemesi için kapıdan uzattım böreği. Öyle kibar ve zamane kızlarına inat öyle hanımefendiydi ki! Çok teşekkür ederek aldı. “Hepimizin son akşam yemeğiydi o patatesli börek!”