(...) Oysa bu sırada bizim asıl meselemiz bir lokma ekmekti, kaba kör inançlar bizi boğmaktaydı, (...) köylümüzün sırf meyhanede kafayı çekip sarhoş olmak için kendi malını bile çalmayı seve seve hazır olması yüzünden hükümetin üzerinde uğraşıp durduğu özgürlüğün bize bir hayrının olup olmayacağı bile tartışmalıydı.
Daha sonra ise anladık ki, gevezelik etmek, hep yaralarımızdan söz edip durmak bir işe yaramıyor, sadece bayağılığa ve doktirinciliğe neden oluyor(...)
Zamanla şiiri, dünya hakkında sahip olduğum tasavvurların yedeğinde ve beklentilerimin doğrultusunda yazamayacağımı anladım. Zihnimin işleyişini tamamen serbest bırakmalı, ortaya çıkan ne olursa onu bilinçle düzene sokmalıydım.
Genç yaşımda şiirin, önemli ve değerli şeyleri dile getirdiği için değil, önemli ve değerli şeylerin varlığını bize hissettirdiği için hayatımızda yer tuttuğunu kavramıştım. Neyin önemli, neyin değerli olduğunu bilmiyor, ama bilmek istiyordum.