Ben topluma uyum sağlamaya çalıştıkça, onlar bana yeni görevler yüklüyorlardı. Üniversiteden mezun ol,düzenli bir işe gir,kredi çek,araba al,ev al,evlen ve hayatının sabah dokuz akşam beş arasında kayboluşunu izle.Hepsi üzerime dar gelen, beni nefessiz bırakan bir elbise gibiydi.
İşte arkadaşlarımla ilgili rahatsız edici bir gerçek: Bir şeyi ne kadar isterlerse, onu elde etmek için yalan söylemek konusunda o kadar ustalaşıyorlardı.
Çünkü onlar, benliklerinin hiçliğiyle, Allah'a (c.c) kavuşurlar. Kendilerine hep, fakr gözüyle bakarlar. Fakr! Fakirlik, yani ihtiyaç hâli.
"Biz fakiriz, ancak Allah (c.c) izle zenginiz." derler. İyi bilirler ki; insan ancak hiç olduğunda, hep olabilir. Tabiri caizse; kendi benliğimiz ile; ilahi mevcudiyet, ters orantılıdır. Kendi benliğimiz güçlendikçe, Allah (c.c) ile bağımız zayıflar; benlik duygumuz azaldıkça, Allah (c.c) ile yakınlığımız artar."