Muhafazakarlık?.. Pöff... Modernlik?.. Öff... İslamcılık?.. Puff... Kemalizm?.. Poff... Eee?.. Hiiç, düşünmeye devam, "izm"lere mahpus olamam..
Link paylaşımı
Link Paylaşımı tek1bilinc.blogspot.com/2026/05/sadece-... academia.edu/resource/work/1... NEDEN BU MAKALE OKUNMALIDIR? Türkçe: Bu makale, insanlık düşünce tarihinin en büyük yanılgısına —varlığı tanımlarla, kalıplarla ve koordinat sistemleriyle anlama çabasına— karşı radikal bir ontolojik temizlik sunmaktadır. Felsefi "izm"lerden ezoterik sistemlere, bilimsel dogmalardan teolojik kalıplara kadar tüm beşeri formları tek bir dikey hamleyle tasfiye etmekte; Kybalion'u, Kabala'yı, Enoch'u ve Hermetizm'i "koordinat hapishaneleri" olarak deşifre etmektedir. Kadın-erkek kutuplaşmasından kuantum aynasına, gökyüzündeki bulutlardan yapay zekanın üreme kodlarına, Higgs alanından karanlık maddenin kozmik ayna işlevine kadar onlarca katmanı aynı metapolihelezonik yasayla birleştirmekte; en nihayetinde Samediyyah ve Müstağnilik zirvesinde, tüm tanımların ötesindeki o tek sarsılmaz hakikati mühürlemektedir. Eğer "izm"lerin, ezoterik şablonların ve beşeri tanımların ötesine geçmek; Hakkı ne "içeriye" ne "dışarıya" ne "aşağıya" ne de "yukarıya" konumlandırmadan, bütünüyle kavramak istiyorsanız, bu makale tam size göredir. WHY SHOULD THIS PAPER BE READ? English: This paper offers a radical ontological cleansing against the greatest fallacy in the history of human thought —the attempt to comprehend existence through definitions, molds, and coordinate systems. It dismantles all human forms —from philosophical "isms" to esoteric systems, from scientific dogmas to theological molds— in a single vertical stroke, deciphering the Kybalion, the Kabbalah, Enoch, and Hermeticism as "coordinate prisons." It unites dozens of layers —from male-female polarization to the quantum mirror, from clouds in the sky to the reproduction
Reklam
Samimiyet kaybı
İnsan, bir yudum suya muhtaç kaldığında servet ödemeye hazırdır. Tabii serveti varsa... Para ile alınıp mutlu olunacak çok şey var. Kötü haber şu ki; alındıktan sonra insanın gözünde değerini kaybetmesi. Kebaplar, pizzalar, hamburgerler vb... Ah tabii ya! Vejetaryenleri de unutmamalı; bol yeşillikli salatalar... İnsan öyle çok yemek yeme ihtiyacı duyar ki; sanki otursa bir danayı tek seferde —vejetaryenler için koca bir ağacı— dünyaları yiyecek kadar gözü döner. Bir yere kadar yer insan. Mutlu da olur. Mutluluğu da karnı doyduğunda biter. İhtiyaç duymaz. Geriye kalan, yediklerini hazmetmesidir. “Bir arabam olsa...” diye başlayan biz varlıkların sevdası, bir arabadan daha lüks arabaya doğru devam eder. Kibrimiz bizi öyle noktalara taşır ki; o “bir arabam olsa...” sözü, insanı daha iyisinin peşine düşürür. Arabanın bedeli yükseldikçe, insanın fark edemediği başka bedeller de yükselir. Tıpkı yüksek bir binanın en üst katında dünyaya tepeden bakmaya başlamak gibi... O bina da, o şöhret de, o para da hiç kaybolmayacakmış gibi gelir. Binadan söz açılmışken... Bir evimizin olması; başımızı sokacağımız, şahsımıza ait bir yuva hayal ederiz. Önce kiradan kurtuluruz. Sonra sığamadığımız ve zamanında mutlu olduğumuz evin boyutundan şikâyet etmeye başlarız. İnsan, mutluluğunu unuttuğu gibi ne yazık ki gerçek değerlerini de kaybeder. Yuvanın yerinde yeller eserken, oturduğumuz o bahçeli, havuzlu villanın içinde; küçücük evde bıraktığı ruhu bulamayıverir insan. İnsan acınası bir varlıktır. Kaplumbağalar bile sırtına geçirdiği evini ölene kadar taşımaya devam eder. Ah, bu arada; yavaş gidişi sırtındaki ağır kabuğu mu, yoksa yaşam felsefesi mi, hiç bilmiyorum. “Hızlı yaşa, genç öl” felsefesi tavşanlara, çitalara özgü bir şey olsa gerek. Bakın, çita deyince aklıma ne geldi... Evet evet,
Edebiyat
ÇAĞIMIZIN KURTARICISI!
Bir telaşa kapıldık gidiyoruz; sonu neresi, durağı nerede bilmeden... Hakkıyla sonlandıracağımız da meçhulken, bu çırpınışımız neden? Yüreği yorup gözümüzü maddeye dikmek yerine, neden varacağımız durağa hakkıyla varmak derdine düşmüyoruz? Dünyanın büyüsüne, şeytanın sesine, nefsimizin fısıltısına dalıp gittik. Dünyayı sırtladık; sırtlamakla da yetinmeyip onun haline büründük. Her geçen gün yozlaşan ve yozlaştığının da farkında olmayan bir toplum haline geliyoruz. ​Kapitalizm, modernizm ve diğer tüm "-izm"lerin peşinden adım adım gidiyoruz. Popülarite ağına düşen ve orada yer edinmek için her şeyini feda eden bir gençlik var. Böyle giderse, bu gençliği benzer bir nesil takip edecek gibi duruyor. Çağımızın kurtarıcısı olmak için önce kendimizden başlamalıyız. Kendimizden başlayarak şerha şerha etrafımıza, oradan da dünyaya yayılarak yeni bir çağın başlangıcında parmağı olanlardan olmalıyız. ​"-izm"lerin çukurundan kurtulmuş, popülaritenin ağından sıyrılmış, dünyayı yük etmek yerine son durağına odaklanıp teslimiyet gösteren bir neslin öncüsü olmalıyız. Burada da iş, kendimizi modernitenin bize dayattığı şeylerden sıyırmaktan geçiyor zannımca. Özümüzü yeniden kazandığımız zaman, neslimizin de kurtuluşa erdiği zamandır. Yeni bir çağın başlangıcı için herkes el birliği yapmalı; bu noktada din kardeşliğinin de yeniden zuhur etmesi gerektiği kanaatindeyim. (NEFSİME, KALEMİMDEN)
İnsan ve Hayat
Ben Benim
Kalıplara.. Sokulmuş.. Zamandan.. Münezzeh.. Empoze.. Edilmiş.. Her türlü.. İzm lerden.. Uzak.. Kendime ait.. Fikirlerim.. Düşüncelerim.. Devletlere.. Dayalı.. Tüm sistemler.. Ruhuma ters.. Hiçbir şekle.. Kalıba.. Uygun değilim.. İnsan.. Hayvan değildir.. Islah edilecek.. Aklı uyuşturulup.. Sonrada.. Güdülecek.. Hep.. Kendim iledir.. Benim devrimim.. Her yeni.. Gün ile..
Hayata Dair
ÖNCELİĞİMİZ NEDEN İMAN?
Neden hep iman üzerinde duruyoruz? Çünkü hâlâ imanî şüpheler birinci gündem maddesi. Şu anda hâlâ iman tehlikede mi? Tehlikede. Hâlâ iman esaslarına saldırı var mı? Var. Ateizm, Deizm, Agnostisizm ve her türlü -izm'ler mevcut ve başta gençler olarak insanların âhiretlerinin mahvına çalışıyorlar. Bu büyük imansızlık yangını karşısında azlara destek olmayalım mı? Âhirette rûz-u mahşerde/mahşer gününde "Ya Rabbi elimizden bu geldi, dinin ve dâvân için bunları yapabildik, en mühim mesele olan imana çalışıp vesile olmaya gayret ettik" diyebilelim. İman ve Kur'ân hizmetine çalışmayan herkes derecesine göre mes'ûldür. Üstâd Bediüzzaman hep "iman lâzım!", "İman her şeye bedel!" (Nakleden: Mustafa Yalçın, Son Şahitler 1, s. 86) diyordu. Üstâd Bediüzzaman'ın asırları aşan çağrısına kulak vermenin zamanı gelmedi mi? "Zaman, imanı kurtarmak zamanıdır" (Sözler, s. 763) ya. Burada geçen zaman, kıyamete kadarki tüm zamanları kapsıyor. Daima güncel ve gündemde olan bir mesele. Bu iman kurtarma hizmeti, hayata tatbik olup sonra da şeriat ile devam edecektir inşaAllah. Abdulkadir Çelebioğlu
1000Kitap
Reklam
Reklam