Karanlık, sessizliği yutmuş bir odanın içinde, nefesini duyduğun tek varlık sensindir. Ama bu yalnızlık, sandığın gibi huzurlu değildir. Çünkü bir bağ vardır; görünmez, kopmaz, bazen boğazına dolanacak kadar sıkı, bazen de en zor anında seni ayakta tutacak kadar güçlü. İşte bu hikâye, iki ruhun birbirine dokunmadan nasıl birbirini hissedebildiğini anlatır.
İhanetin gölgesinde, güven kırıntıları arayan bir kalp... Kaçtıkça daha çok yakalanan, unuttukça daha çok hatırlayan bir zihin... Her adımda geçmişin ayak izlerine basarken, geleceğin kapısı önünde beklemek zorunda kalan bir kadın. Onun hikâyesi, yalnızca aşkın değil; teslimiyetin, direnişin ve içten içe yanan bir özlemin hikâyesidir.
Sözler, bazen kılıçtan keskin, bazen yarayı saran ince bir dikiştir. O da biliyor ki kelimelerle boğulmak, sessizlikle boğulmaktan daha acı vericidir. Yine de adımlarını atar; çünkü bilmektedir, bazı bağlar ne kadar acı verirse versin, koparmak yerine onarmak gerekir.
Ve bu bağ...
Ne zaman bir fırtına kopsa, ne zaman karanlık üstüne çökmeye kalksa, onu yeniden hayata bağlayan tek şeydir. Kimi zaman düşman gibi, kimi zaman sığınak gibi. Ama her zaman orada. Sonsuza kadar.