İnsanlar, bağışlandiklarinda arsızlaşan, bu yüzden
onlara yumuşak ve sevecen davranilamayan çocuklara benzerler. Bir dostun ödünç alma istegini reddetmekle o kişiyi
yitirmeyiz, ama ödünç istedigi seyi ona vermekle, onu cok
kolayca yitirebiliriz; bunun gibi, bir dosta karşı gururlu ve
onu biraz ihmal edici bir biçimde davranarak onu yitirmeyiz
ama ona karsi ok fazla dostça ve kibar davranirsak, onu yitiririz, çünkü bu davranışımız onu küstah ve katlanılmaz kılacaktir, bu da bir kopmaya yol açacaktir. Insanlar, özellikle onlara muhtaç olduğumuz düşüncesini kesinlikle kaldıramazlar; kibir ve kendini begenme, bu düşüncenin ayrilmaz
eşlikçileridirler. Kimi insanlarda bu düşünce, bir ölçüde, daha onlara güvenildiginde ya da onlarla teklifsiz bir biçimde
konuşuldugunda ortaya çıkar: Hemen, onların, nazını çekmek zorunda olduğumuzu düşünürler ve nezaket genişletmeye çalışırlar. Bu yüzden çok az insan, daha güve-
nilir bir iliski için elverişlidir ve daha düşük karakterdeki kişilerle ortak bir şey yapmaktan kaçınılmalıdır. Birisi, kendisinin benim için, benim ona olduğumdan daha gerekli olduğu düşüncesine kapılırsa; adeta onun bir şeyini çalmışım gibi davranır: Intikam almaya ve o şeye yeniden ulaşmaya çalışacaktır. İlişkideki üstünlük, sadece, ötekine hiçbir biçimde
ve türde gereksinim duyulmamasindan ve bunu belli etmekten ileri gelir. Bu yüzden, kadın olsun, erkek olsun herkese
ara sıra, ondan bal gibi de vazgeçebileceğimizi duyumsatmak yararlıdır, dostluğu pekiştirir; hatta, çogu insana ara sıra birazcık küçümseme hissettirmenin bir zararı yoktur:
Böylece, dostlugumuza daha da çok deger verirler; harika
bir Italyan atasozi, "Saygı duymayana saygı duyulur" diyor. Öte yandan, birisi bizim için gerçekten çok değerliyse,
bunu ondan sanki bir suçmuş gibi gizlemeliyiz. Bu elbette