Jan Roj

Jan Roj
@jan_roj
Kalbim benim!!Son sığınağım,son kalemsin... Mağlup etme beni...
Birazını değil, hepsini istiyoruz! Sizin sahip olduğunuz her şeyi istiyoruz. Daha azına asla razı olmayacağız. İktidarın ve insanlığın kaderinin dizginlerini avucumuza almak istiyoruz. Tam burada, elimizde istiyoruz. İşte ellerimiz. Bunlar, güçlü ellerdir. Sizin hükümetinizi alacağız. Sizin saraylarınızı ve refahınızı alacağız ellerinizden. Siz de gidip, tarladaki köylü gibi, sizin kenar malallelerinizdeki yoksul işçiler gibi açlıktan ölmemek için, tıpkı onlar gibi çalışacaksınız. İşte elllerimiz! Bu eller, güçlü eller! Jack London / Demir Ökçe
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Ezilenlerin ancak ezenleri keşfettikleri ve özgürleşme için örgütlü mücadeleye girdikleri zaman kendilerine inanmayı başlarlar. Bu keşif sadece düşünce düzeyinde olamaz, eylemi içermelidir. Öte yandan da salt eylemcilikle sınırlı kalamaz, ciddi şekilde düşünme etkinliği gerektirir. Ancak bu koşullar yerine geldiğinde buna praksis denebilir. Önkoşulu eylem olan, ezilenlerle eleştirel ve özgürleştirici diyalog , özgürleşme mücadelesinin her aşamasında sürdürülmelidir. Bu diyaloğun içeriği tarihsel koşullara ve ezilenlerin gerçekliği hangi ölçüde algıladıklarına bağlı olarak değişebilir ve değişmelidir. Fakat diyalog yerine monoluğu , sloganları ve bildirileri geçirmek ,ezilenleri evcilleştirme araçlarıyla özgürleştirmeye kalkışmak demektir. Ezilenleri , özgürleşme edimine kendi düşünsel katılımları olmaksızın özgürleştirmeye kalkışanlar , onlara yanan bir binadan kurtarılması gereken nesneler muamelesi yapmış olur. Bu da onları popülizmin tuzağına düşürmek ve onları manipüle edilebilen kitlelere dönüştürmektir. Özgürleşmelerin bütün aşamalarında, ezilenler kendilerini ontolojik ve tarihsel yetileri olan , yetkin insan olmaya çalışan insanlar olarak tanımalıdırlar. Düşünme ve eylem , insanlığın özünü tarihsel biçimlerinden ayırma hatasına düşülmediği takdirde , kaçınılmaz hale gelir.... Paulo Freire / Ezilenlerin pedagojisi
“Siyah ağızları susturan tıkacı çıkardığınız zaman, ne söylemelerini bekliyorsunuz onlardan? Size övgü Okumalarını mı? Dedelerimizin, enselerine basarak önlerinde secdeye vardırdığı bu insanlar başlarını yerden kaldırdıkları zaman, onların gözlerinde ne bulacağınızı sanıyorsunuz? Hayranlık parıltısı mı? Bunun cevabını ben de bilmiyorum, bildiğim şu:benim, gözlerime ebedi bir sorudan, sükûn bulmayan bir sorgulamadan başka bir şey bulmak için bakanlar düş kırıklığı içinde bakışlarını başka yere çevirmek zorunda kalacaklardır. Ne olumlama, ne de nefret. Eğer haykıracaksam, bu bir Siyahın haykırışı olmayacaktır. İşte buradan, tam bu noktadan dünyaya bir kere daha bakıyor ve görüyorum ki, renk problemi, Siyah adam problemi yoktur, hayır! Yahut, en azından, eğer böyle bir problem varsa, bu, Beyaz adamı ancak arızi olarak ilgilendirir. Bu, derinlerde, karanlıkta olup biten bir hikâye. Ve içimde bir güneş taşıyorsam eğer, bu güneş, içimde kıyı bucak gün görmemiş ne varsa, önce beni aydınlatmalıdır... Frantz fanon
Zavallı sefil insanlar, akılsız halklar, kötü durumlarındakalmak için direnen ve iyiliklerini göremeyen uluslar! Sizler gözünüzün önünde, en güzel ve en parlakkazançlarınızın götürülüşüne, tarlalarınızın yağmalanmasına, evlerinizin ve eşyalarınızın çalınmasına seyirci kalıyorsunuz. Öyle bir yaşam sürüyorsunuz ki, hiçbirsize ait olduğunu söyleyebilecek durumda değilsiniz. Şimdi, mallarınıza, ailelerinize ve yaşamlarınızayarım yamalak bile sahip olmak, size büyük bir mutluluk gibi gözüküyor. Tüm bu zarar, bu kötülük, bu yıkımsize düşmanlardan gelmiyor; hiç kuşkusuz tek bir düşmandan,yani öylesine yücelttiğiniz, uğrunda cesaretlesavaşa gidip kendinizi ölüme atmaktan çekinmediğinizo kişiden geliyor. Size böylesine hakim olan kişinin iki gözü, iki eli, bir bedeni var ve herhangi bir insandan daha başka bir şeye sahip de değil. Yalnızca sizdenfazla bir şeyi var: O da sizi ezmek için ona sağlamış olduğunuz üstünlük. Eğer siz vermediyseniz, sizi gözetlediği bu kadar gözü nereden buldu? Sizden almadıysa, nasıloluyor da sizleri dövdüğü bu kadar çok eli olabiliyor? Kentlerinizi çiğnediği ayaklar sizinkiler değilse bunları nereden almıştır? Sizin tarafınızdan verilmiş olmasa üzerinizde nasıl iktidarı olabilir? Sizinle anlaşmadıysa sizin üstünüze gitmeye nasıl cesaret edebilir? Kendinize ihanet etmeseniz, sizi öldüren bu katilin yardakçısı olmasanız ve sizi yağmalayan bu hırsıza yataklık etmeseniz o ne yapabilir? Zarar versin diye meyvelerinizin tohumunudikiyorsunuz. Hırsızlıklarına eşya sağlamak için evlerinizi doldurup döşeyip, kızlarınızı da şehvet tutkusunu tatmin etsin diye yetiştiriyorsunuz. .. Étienne de la Boétie/ Gönüllü Kulluk üzerine söylev
Ezilenlerin insanlaşması yıkıcılık anlamına geliyorsa, aynı şey özgürlükleri için de geçerlidir. Bu nedenle sürekli denetlenmeleri gerekir. Ve ezenler ,ezilenleri ne kadar denetlerse , onları o kadar açıkça ruhsuz şeylere dönüştürürler . Ezenlerin bilincinin, bu karşılaştığı her şeyi ve herkesi ruhsuzlaştırma eğilimi kuşkusuz,sahip olma hırsıyla birlikte bir sadizm eğilimine karşılık düşer. Paulo Freire/ Ezilenlerin pedagojisi