ağaçlar arasında bir ağaç ya da hayvanlar arasında bir kedi olsaydım, bu hayatın bir anlamı olurdu. daha doğrusu bu sorunun bir anlamı olmazdı. ancak bana verilen bu us, bu bilinç, bu akıl.. işte beni bütünüyle evrenin karşıtı yapan bu.
okuyucuların duydukları bu dehşeti doğal saymalı; çünkü çocukların temiz birer melek oldukları konusunda, yanlış olduğu kadar da yaygın bir inanç vardır. oysa kendi çocukluğuna ve yakından tanıdığı çocuklara duygusallıktan arınmış gerçekçi bir gözle bakabilenler, çocukların küçük birer melek değil, tıpkı yetişkinler gibi birer insan olduğunu bilirler. insanlarda ise, ister büyük ister küçü olsunlar, hem iyi hem de kötü içgüdüler vardır. anayla baba ve eğitim kurunları, çocuğu olumlu biçimde etkilemeye, iyiye yönelen içgüdülerini geliştirip kötüye yönelen içgüdülerini engellemeye çalışırlar. uygarlığın amacı da budur aslında.
ne yazık ki kendini bu şekilde kandırmanın bedeli ağırdır. filozof jean-paul sartre'a göre "hiçlik" kavramıyla yüzleşmeyi reddeden insanlar, "kötü niyetle" hareket etmekte ve hakikatten uzak, yani yapmacık, kısıtlı ve tatmin etmeyen bir hayat yaşamaktadır.
varoluşsal kaygı o kadar rahatsız edicidir ki çoğu insan hayatlarının özel ve anlamlı olduğuna, ayrıca ölümün çok uzak veya hayali bir deneyim olduğuna dair kendilerini kandırmak için hedefler, arzular, alışkanlıklar, gelenekler, değerler, kültür ve dinden oluşan sahte bir gerçeklik inşa ederek bundan ne pahasına olsun kaçınır.