Silvia Lippi, Rythme et mélancolie adlı kitabında “Manie et free jazz” bölümünde, maniyi ritim meselesi üzerinden kavramaya dönük bir okuma önerir.
Burada free jazz basit bir estetik imge olarak değil, maninin öznel mantığını kavramaya imkan veren kavramsal bir operatör olarak işlev görür.
Melankoli zamanı askıya alır, onu acı verici bir donukluk içinde sabitler; buna karşılık mani zamanı hızlandırır ve parçalar.
Manik özne, her türlü sabit noktalamanın ötesine geçen bir hızın içine kapılmıştır.
Bu hız yalnızca davranışsal değildir; bizzat gösteren zincirinin kendisini etkiler. Çağrışımlar durmaksızın birbirini izler; hiçbir kesintiyle karşılaşmayan bir metonimik çoğalma meydana gelir.
İşte tam bu noktada free jazz, ayrıcalıklı bir model haline gelir.
Klasik jazz’dan farklı olarak free jazz sabit ölçüyü, önceden belirlenmiş armoniyi ve merkezî bir hiyerarşik düzeni bozar.
Ama buna rağmen kaosa düşmez. Kendi içinden başka bir mantık icat eder: dinleme, tekrar ve ritmik varyasyonlar yoluyla içeriden üretilen bir tutarlılık.
Başka bir deyişle, bir efendi olmaksızın da bir düzenin ortaya çıkabileceğini gösterir.
Lippi’ye göre bu mantık, maniyi anlamak için aydınlatıcıdır: Baba-nın-Adı (Nom-du-Père) simgesel düzenlemeyi güvence altına almadığında, özne için başka tutunma biçimleri kalabilir; daha kırılgan, daha tekil ama yine de işlevsel olan biçimler.
whatsapp.com/channel/0029VbB...